Hulusi Behçet Kimdir?

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Hulusi Behçet Kimdir?

Balkan Savaşı sırasında Bulgar or­dusu Edirne’yi alır, Çatalca’ya kadar ilerler. Osmanlı hükümeti çaresizlik içindedir. Bir genelge yayınlar. Genelgenin ekinde bir dua vardır. Bu duanın öğrenciler tarafından 4444 kez okunması istenir. O yıllarda, ekin­lere zarar veren çekirge sürülerine karşı ka­dılar emirname çıkartırlar. Başgösteren ve­ba salgına karşı 9-10 yaşlarındaki çocukla­rın akşam ile yatsı namazları arasında mina­relerde ya da yüksek yerlerde rahman sure­sini okumaları istenir.

İşte, Osmanlı İmparatorlu’nun son yılları böyledir. Cahillerin yönettiği, bilimden uzak, hurafelerin kol gezdiği, batıl inanışla­rın hakim olduğu bir ülke. Böyle bir dö­nemde, bu ülkede bir bilim adamının orta­ya çıkması ve adını tarihe kazıması olacak şey değil gibi görünmektedir. Ama, Hulusi Behçet adında bir tıp profesörü bunu başa­rır. Sanki bir mucizeyi gerçekleştirir. Hulusi Behçet 26 Şubat 1889′da İstan­bul’da doğdu. Maarif Müdürü olan babası­nın görevi nedeniyle bir süre Beyrut’ta bir Fransız okuluna devam etti, 1901 yılında Beşiktaş Rüştiyesi’nden mezun oldu. Aske­ri Tıbbiyeye girdi. 1911 yılında Gülhane Uygulama Okulunda dermatoloji asistanı oldu. Üç yıl sonra çıkan Dünya Savaşı nede­niyle Kırklareli ve Edirne hastanelerinde görev yaptı.

Edirne’de çalıştığı sıralarda Halep cephe­sinden gelen askerler arasında “şark çıba­nı” üzerinde araştırmalar yapmaktaydı. İşte bu dönemde ilk önemli buluşunu yaptı ve “çivi bulgusu ‘nu belirledi. Eğitimini artırmak üzere 1917 yılında Avru­pa’ya gitti. Budapeşte ve Berlin’de çalıştı. Yurda döndükten sonra 1922 yılında ilk ki­tabı olan ‘Emraz-ı Cildiyede Laboratuvarın Kıymet ve Ehemmiyeti” yayınlandı. Bir yıl sonra Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastane-başhekim olarak atandı. Aynı yıl, ikin­ci kitabı olan “Frengi Tedavisi Hakkında Beynelmilel Anketlerim” yayınlandı. Bu sı­ralarda şark çıbanının “diyatermi” yoluyla tedavisi için bir yöntem geliştirdi. 1924 yı­lında Guraba Hastanesi’nde Deri Hastalıkla­rı Bölüm Bakanlığına getirildi. Bu yıl içine N.Ramih ile birlikte kaleme aldığı üçüncü kitabı olan “Wasserman Hakkında Noktai Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler” yayınlandı. Bunu izleyen dört yıl içinde şark çıbanı, frengi tedavisi, arpa uyuzu ve irsi frengi konularında dört kitap daha yaz­dı. Arpa uyuzunun “pediculoide ventricous” adlı asalaktan kaynaklandığını gösterdi. Ham incir dermatiti konusunda çalışmalar yaptı. Deride iltihaplı yaralar oluşturan mantarların yüzeysel egzamalara yol açan türlerini tanımladı. Bulgularım yurt içinde ve dışındaki dergilerde yayınladı.

Üniversite reformunun olduğu 1933 yılın­da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğinde profesör­lüğe ve kürsü başkanlığına atandı. Böylece profesörlüğe yükseltilen ilk Türk unvanını da almış oldu. 1939 yılında ise ordünaryüs profesör oldu.

1934’de soyadı kanunu çıktı. Bu sırada Ata­türk, kendisine bir mektup yazdı. Mektu­bunda ulu önder, Behçet sözcüğünün “çok parlak, güzel” anlamına gelen Türkçe bir sözcük olduğunu yazıyordu. Böylece, Hu­lusi Bey, Behçet soyadını aldı. 1924 yılında bir hasta ile karşılaştı. Cinsel organı çevresinde ülserleri, ağız içinde alt­lan ve gözünde iridosikliti vardı. Daha ön­ce gittiği hekimler kendisine frengi ya da verem tanıları koymuşlardı. Hulusi Behçet bir tür virüsün bu bulgulara neden olmuş olabileceğini düşündü. Altı yıl sonra, bu kez bir kadın hastada aynı belirtileri gördü. 1936 yılında, ağzında derin yaralar olan bir hasta diş hekimliğinden kendisine sevk edildi. 1938 yılında Prof. Niyasi İsmet Göz­cü, göz çevresinde yaralan olan bir hastayı Hulusi Behçet’e gönderdi. Aynı fakültede iç hastalıkları profesörü olan Erich Franc da kendisine benzer bulguları olan bir has­ta gönderdi. Hulusi Behçet artık, daha ön­ce hiç tanımlanmamış bir sendrom ile kar­şı karşıya olduğundan emindi. Bu yeni durumla ilgili sabahlara kadar uza­yan çalışmalara girişti. Bu çalışmalar sıra­sında kolit ve koroner spazm geçirdi. Ama, çalışmalarına devam etti. Bulgularını yazdı, yurt dışındaki bilimsel toplantılarda yayın­ladı. Sonunda amacına ulaştı. 13 Eylül 1947 günü Cenevre’de toplanan Uluslararası De­ri Hastalıkları Kongresi’ne bir bildiri sun­du. Ağız ve üreme organları çevresinde ya­ralara ve gözde iltihaplara neden olan bu sendromun şimdiye kadar tanımlanmamış yeni bir sendrom olduğunu açıkladı. Zürih Tıp Fakültesi profesörlerinden Miescher’in önerisi ile Kongre bu hastalığa “Behçet hastalığı” denilmesini kabul etti. Bazıları buna, “trisymptom Behçet” ya da “morbus Behçet” dediler. Bu tarihten iki yıl sonra Adamantiadis adında bir Yunanlı hekim aynı sendromu tanımladığını açıkladıysa da, elbette uluslararası bilim dünyasında an­cak, gülümseme ile karşılandı. Hulusi Behçet bu başarısından kısa bir süre sonra 8 Mart 1948 tarihinde, en verimli ça­ğında kalp krizinden yaşama veda etti.

Ölümünden sonra Japonya’dan ABD’ye ka­dar birçok ülkede adını taşıyan dernekler kuruldu, kliniklere onun adı verildi. Ölü­münün yirmi dördüncü yılı olan 1972 yılın­da “Cumhuriyet Dönemi Tıp Ödülü” ona verildi. TÜBİTAK onun adını yaşatmak için 1975 yılında Hulusi Behçet Ödülü’nü baş­lattı. Ulusal ve uluslararası tıp kurultayların­da Behçet simpozyumları ve özel oturumla­rı düzenlendi. 1983 yılında İstanbul Tıp Fa­kültesi onun ölüm günü olan 8 Mart tarihi­ni “Behçet Günü” ilan ederek kutlamaya başladı. Aynı fakültede 1984 yılında Behçet Kliniği, 1985 yılında ise Behçet Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. 1986 yılında Tunus Hükümeti Hulusi Behçet adına posta pulu çıkardı. 1996 yılında Darphane 5000 adet Dr. Hulusi Behçet Hatıra Parası çıkardı. 1997 yılında TÜBİTAK ile Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından “Behçet Hastalığı Araştırma Ödülü” veril­meye başlandı. Birçok dilde Behçet adına internet sayfaları açıldı. Elbette, günümüzde daha çok araştırma ve yayın yapılıyor. Fakat, Hulusi Behçet’ten sonra şimdiye kadar yeni bir sendrom ta­nımlayan ve adını tıp literatürüne silinmez harflerle yazdıran başka bir Türk bilim ada­mı çıkmadı. O nedenle, Hulusi Behçet’in bütün olanaksızlıklar içinde yaptığı bilim­sel çalışmaların ve yayınlarının değerini da­ha iyi anlıyoruz. Türk hekimleri ve bilim adamları olarak ona minnetlerimizi sunu­yoruz.

Behçet Hastalığı Nedir?

Behçet Hastalığı

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Behçet Hastalığı Nedir:

Behçet hastalığı; ilk olarak 1937′de bir Türk dermatologu olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından, tekrarlayan ağız aftları, genital aftöz ülserler ve üveit üçlü bulgusu ile tanımlanmış, uzun süreçli, iltihabi bir hastalıktır. Bugün, klasik aftlar, göz, deri bulguları yanında: eklem, akciğer, ve merkezi sinir sistemini de ilgilendiren, her tipte arter (atar damar) veya ven (toplar damar) tutulu­munun görülebildiği, kendine özgü, çoklu sistem tutulumu yapan, iltihabi bir damar hastalığı olduğu kabul edilmektedir. Tek­rarlarla seyretmesi tipik bir özelliğidir. Göz tutulumu görme kaybına neden olabilir. Büyük damar, akciğer, merkezi sinir siste­mi ve mide-bağırsak sistem tutulumları ise ağır hastalık tablosuna ve ölüme neden ola­bilir.

Yaş: Hastalığın başlangıç yaşı tipik olarak 25–35 yaş arasındadır.

Cinsiyet: Kadın ve erkekte eşit sıklıkta gö­rülmektedir.

Risk faktörleri: Sık olarak görüldüğü coğ­rafi bölgeler; Akdeniz, orta doğu, orta As­ya, uzak doğu ülkeleridir. Diğer bir deyişle sıklıkla eski “ipek yolu” kuşağı göç yollarında görülür ve bu durum hastalık patogenezinde (oluşum mekanizmaları) genetik fak­törlerin rol oynayabileceğinin önemli bir göstergesidir. Aile bireylerinde görülme sıklığı %2-15 arasında değişmektedir.

Hastalık oluş mekanizması: Behçet hasta­lığının nedeni tam bilinmemekle birlikte, uzun zamandan beri bağışıklık sistemi me­kanizmasındaki bozuklukların hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bazı mikrobiyal ajanların hastalığın ortaya çıkı­şında tetikleyici olarak rol alabileceği söy­lenmektedir. Ayrıca bazı doku tipleri (HLA-B51) bu hastalarda daha sık görülmektedir.

En çok bilinen mekanizma; genetik olarak duyarlı bir kişide mikrobiyal patojenlere karşı gelişen farklı ve artmış bir bağışıklık sistemi yanıtıdır. Hastalığın, özellikle üveitin HLA-B51 ile birlikteliğinin gösterilmiş olması bunun bir örneğidir.

Belirti ve bulgular:

Ağızda aftöz ülserler, papülopüstüler (papül ve püstül)  tarzda sivilce benzeri cilt lezyonları, paterji pozitifliği (cilde iğne ba­tırılması ile bir süre sonra sivilce benzeri oluşum veya endurasyon gözlenmesi) gibi en sık görülen belirtileri oluştu­rur.

Ağızda aftöz ülserler genellikle ilk bul­gudur ve klinik gidiş sırasında bütün hasta­larda görülür. Bazen diğer bulgulardan yıl­larca önce ortaya çıkar. Aftlar tipik olarak; yuvarlak, keskin, kızarık kenarlı olup, orta­sı sarı-beyaz zeminli lezyonlardır. Yanak, dudak mukozasında, dilde, dişetlerinde sık rastlanır, 2 -10 gün içinde skar (nedbe do­kusu veya iz) bırakmadan iyileşirler

Genital ülserler; erkeklerde erbezi tor­balarında ve nadiren peniste, ka­dınlarda genellikle dış genital bölge ve vajende görülür. Ağrılıdır ve ağızdaki ülserle­re benzer, ancak genellikle çapları daha büyük ve derin olup kenarları düzensizdir. İz bırakarak iyileşirler. Epididimit, üretrit ve tekrarlayan sistit gibi idrar yolları ile ilgi­li yangısal durumlar görülebilir. Sivilce benzeri lezyonlar erkeklerde daha sıktır.

Eritema Nodozum; kadınlarda daha çok gö­rülür. Genellikle diz altında, bacak ön yü­zünde ağrılı, kızarık sertlikler şeklinde lezyonlardır. Sütlü kahverengi bir renk deği­şikliği bırakarak gerilerler.

Göz tutulumu; gözün ön kamarasında veya ağ tabakasında yangısal değişiklikler tarzında olabilir. Beh­çet hastalarının yaklaşık %10′ nunda ilk bul­gudur. Hastalar bulanık görme, ağrı, ışıktan rahatsız olma, gözde sulanma ve kızarıklık­tan yakınırlar. Ön kamarayı etkileyen üveiit tablosu genellikle kendiliğinden gerile­mesine rağmen, tekrarlayan ataklar gözde hasar bırakarak, yapışıklıklara ve göz içi ba­sıncında artışa neden olabilir. Retinal hasta­lık ise daha ağır seyreder. Damarın tıkanmasına neden olan lezyonlarla seyreden ataklar, gözde ağrısız iki taraflı görme kay­bına ve körlüğe neden olabilir.

Eklem tutu­lumu, hastalann %50’sinde görülür. En sık diz, el bilek, ayak bilek, dirsek eklemleri tu­tulur. Tek veya birkaç eklemde ağrı, şişlik şeklindedir. Genellikle sakatlığa yol açmaz ve kendi kendini sınırlayan ataklarla seyre­der. Küçük damar iltihabı, Behçet hastalığı­nın çoğu bulgusundan sorumludur.

Büyük damar tutulumu, hastaların %7-38′inde gö­rülür. Damar duvarında zedelenme, organ yetmezliğine veya ölümcül problemlere yol açabilir. Toplardamarlarda pıhtı oluşu­mu hastalığın karakteristik bir bulgusudur. Behçet hastalarının %5-20’sinde merkezi si­nir sisteminin, uzun süreçli, tekrarlarla sey­reden ve giderek ağırlaşan, ölümle sonlanabilen bir tutulumu vardır. Erkeklerde, 20­-40 yaşlarında daha sık görülür. Mide-bağırsak sistemi tutulumu daha az görülür. Ka­rın ağrısı, ishal, kanama ve bazen de bağır­sak duvarında delinmeye neden olabilir.

Tanı:

Behçet hastalığının tanısı hastalığa özgü klinik bulguların birlikteliği ve deri testi ile konulur. Genetik yatkınlık saptan­ması tanıyı destekleyicidir.

Tedavi:

Genellikle hastanın klinik bulgula­rına göre düzenlenir. Merkezi sinir sistemi, mide-bağırsak sistemi, büyük damar ve re­tina tutulumu; genellikle kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı diğer immünosüpresif ajanların bir arada kullanımı ile daha yoğun bir tedaviyi gerektirir. Böl­gesel kortikosteroidler ağızdaki aftların ve genital ülserlerin tedavisinde yararlıdır.

Kolşisin, Behçet hastalığının oral-genital ül­ser, eritema nodozum ve artrit gibi belirti ve bulguları üzerinde faydalı olduğu bili­nen en eski tedavi ajanlarından biridir. Benzatin penisilinin kolşisin ile birlikte kul­lanılmasının mukokutanöz (ağız, genital bölge ve cilt lezyonlan) lezyonlar ve artrit atakları üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Behçet hastalığının ciddi seyreden hastalık formlarının kontrolünde interferon-A etkili bir ajandır. Pıhtılaşmayı önleyici ve damar tıkanıklığı olanlarda kanı sulandırıcı tedavi­ler verilir.

Seyir:

Deri – müköz membranlar, eklem tu­tulumu ile sınırlı kalan olanlarda hastalık gi­dişi iyidir. Göz, merkezi sinir sistemi, da­mar tutulumu ise hastalık seyrini olumsuz yönde etkileyebilir.

Prof. Dr. Hulusi Behçet kimdir?

Baş Dönmesi Nedir?

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Baş Dönmesi (Vertigo) Nedir:

Hastalar tarafından oldukça zor tanımlanan ve günlük yaşamı çokça güçleştiren bir şikâyettir. Farklı bireyler ta­rafından “sersem gibi olma hissi”, ” yer san­ki altımdan kayıyor”, “dengemi kaybedi­yor, düşecek gibi oluyorum”, “çevre etra­fımda dönüyor” gibi çok farklı tanımlama­lar ile anlatılmaya çalışılır. Hastaların hepsi yaşadıkları bu şikâyeti anlatmakta zorlan­dıklarını ifade ederler. Toplumda “sersem gibi olma” şeklinde yaşanan atak tanımla­ma sıklığı oldukça yüksek olup aslında bu anlatım çok farklı nedenleri içinde barındı­rır. Bu durumun baş dönmesine bağlı olup olmadığının anlaşılması önemlidir. Baş dönmesi bağlı olanlar tıp dilinde “vertigo nedenleri ” başlığı altında toplanırlar.

Yaş: Her yaşta olabilir.

Cinsiyet: Nedenlere göre farklılık izlenebi­lir.

Tanıda hastadan ayrıntılı bilgi alınması, hastanın yaşı, tetikleyici faktörler, başlama şekli, yineleme özellikleri ve şikayetin uzunluğu oldukça yardımcı olur. Nedenler sıklıkla iç kulak veya santral sinir sistemi kaynaklıdır.

Neden olan faktörler: En sık nedenler ku­lağın viral enfeksiyonları, iyi gidişli parok-sismal (aralıklı) pozisyonel vertigo ve Meniere hastalığı olsa da aşağıda yer alan has-da olasılıklar arasında düşünülmeli­dir).

  1. İç ve orta kulak enfeksiyonları (özellikle viral enfeksiyonlar)
  2. İyi gidişli paroksismal pozisyonel vertigo: Bu durumda bulantı ve kusmada sık­lıkla eşlik eder, şikayet öncesinde hasta­nın bir viral enfeksiyon geçirme ya da ka­fa travması hikayesi bulunabilir, günler geçse de dengesizlik yakınması sıklıkla tekrarlayabilir, işitme kaybı ol­maz, haftalar aylar içinde kaybolma eğili­mi olsa da tekrarlama olasılığı da vardır.
  3. Santral sinir sistemine ait iskemi: Özelik­le yaşlı, yüksek tansiyon, sigara kullanı­mı, şeker hastalığı, kan yağlarında yük­seklik gibi risk faktörü olan bireylerde beynin belirli bölgelerine yeterli oranda kan ulaşmasındaki yetersizlik nedeni ile baş dönmesi ortaya çıkabilir. Bu durum­da ağız çevresinde uyuşma, konuşma bo­zukluğu, kuvvet kaybı, bilinç durumun­da kısa süreli değişiklikler gibi nörolojik sisteme ait diğer yakınmalar da eşlik ede­bilir.
  4. Meniere hastalığı (işitme kaybı, baş dön­mesi, kulak çınlaması şikayetleri olup bunlar ilerleyici olabilir. Atak süreleri sa­atler ile sınırlı olsa da kalıcı izler bıraka­bilir.
  5. Kullanılan bazı ilaçlar
  6. Sara (Epilepsi) hastalığı (hastadan alınan hikaye ve yakınlarının gözlemleri son derece önemlidir. Özellikle bilinç durumunun kaybının da eşlik ettiği durumlarda ayırı­cı tanıda daha önde düşünülür)
  7. Akustik nörinom (işitme kaybı, baş dön­mesi ve kulak çınlaması birlikteliği var­dır)
  8. Nörolojik sistemler ile ilgili olabilecek di­ğer nedenler (beyincik yerleşimli tümör­ler, multipl skleroz gibi hastalılar)
  9. Kafa travması sonrası

Belirti ve bulgular:

Baş dönmesi altta ya­tan hastalık nedenine bağlı olarak berabe­rinde bulantı-kusma, kulak çınlaması, kulak ağrısı- akıntısı, işitme kaybı, dengesizlik, düşecek gibi olma, konuşma bozukluğu, yüzde uyuşma, bilinç durumunda bozulma gibi belirtilerle birliktelik gösterebilir.

Tanı:

Hastadan alınan bilgiler (ilk ortaya çı­kış şekli, atakların süresi, tetikleyici faktör­ler, eşlik eden diğer yakınmalar) hastanın özgeçmişi, fizik ve nörolojik muayene bul­guları son derece önemlidir. Özellikle eşlik eden baş ağrısı, çift görme, konuşma bo­zukluğu, dengesizlik, ellerin kullanımında hedefe ulaşmada zorlanma gibi yakınmalar varsa beyin kaynaklı hastalıklar üzerinde durulmalıdır. Ayırıcı tanıda hastanın ser­semlik hissi olarak tanımladığı yakınmanın tam olarak kavranması önemlidir. Bu ne­denle kan basıncı düşüklüğü, kansızlık, pa­nik ataklarda yaşanan aşırı nefes alma hali gibi durumlar da sorgulanmalıdır. Tanı için detaylı sistemik, odyolojik (işitme) ve nö­rolojik muayene, muayene bulguları doğ­rultusunda istenebilecek işitme testleri, du­ruma göre beyin bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme testle­ri, elektroansefalografi kullanılabilir.

Tedavi:

Baş dönmesinin nedenine yönelik olarak yapılmalıdır.

Seyir: Nedene bağlı olarak değişir.

Lenf Bezi Büyümesi Nedir?

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Lenf Bezi Büyümesi (Baş Boyun Lenfadenopatileri) :

Lenf nodlarının (beze) büyümesi lenfadenopati ola­rak isimlendirilir. Lenfadenopati sık karşıla­şılan bir bulgudur. Lenfadenopatilerin ço­ğu iyi huyludur. Lenfadenopatiler enfeksi­yonların yanı sıra çeşitli kanserlerin seyrin­de de ortaya çıkar. Bu nedenle tanıda geç

çok önemlidir.

Belirti ve bulgular:

Lenfadenopatinin büyüklüğü, yeri, süresi, eşlik eden bulgu ve belirtiler önemlidir. Bir cm. altında lenfadenopatinin önemli bir nedene bağlı olmadığı kabul edilir. Boyunda 1,5 cm üze­rindeki lenf nodları araştırılmalıdır. Kulak önündeki lenf nodları çoğunlukla enfeksiyona bağlıdır. Lenf nodu hacminin büyük olması kötü huylu hastalık olma olasılığını normal topluma göre 13 kat arttırır. Lenf nodunun ağrılı, hassas ve kızarık olması iltihabi bir olaya işaret eder. Verem ve kötü huylu hastalıklarda lenfadenopati hızlı büyüyüp kap­sül gerilimi yaratmadıkça ağrısızdır. İki haf­tadan kısa süreli lenfadenopatiler çoğun­lukla enfeksiyona bağlıdır. İki haftadan uzun öyküde verem, Epstein Barr virusu (EBV) gi­bi viral enfeksiyonlar, AİDS, kanserler, ba­ğışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar dü­şünülür. Bir yılı aşan bir öyküde kötü has­talık olasılığı düşüktür. Mesleki öykü (zira­at ve tarımla uğraşanlarda), evde kedi kö­pek olması (toksoplazma, kedi tırmığı has­talığı vb), yolculuk, ailede verem öyküsü tanı için yol gösterici olabilir. Uzun süreli kullanılan ilaçlar lenfadenopatiye yol açabi­lir.

Ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri gibi, bulgular kanserlerin belirtileri (özellikle LENFOMA) olabilir. Ateş ve yorgunluk viral enfeksiyonların seyrin­de de görülmektedir. Son günlerde geçiril­miş üst solunum yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, diş ve dişeti rahatsızlık­ları lenfadenopatiye yol açmış olabilir. Bo­yun, çene altı ve kulak çevresi bölge lenf çoğu baş boyun enfeksiyonuna ikincildir. Uzun süreli boyun bölgesi lenfa-denopatilerde verem araştırılır. Ender gö­rülen nazofarenks (yutak) karsinomalarında ilk bul­gu boyun bölgesinde taş sertliğinde lenf olabilir. Hodgkin (Lenfoma türü) hastalarında tek bölge lenf nodu tutulumu olabilir. Koltuk altı lenfadenopatiler çoğu olguda enfeksi­yona ikincildir. Evde kedi besleniyorsa ke­di tırmığı hastalığı olabilir.

BCG aşısı da (verem aşısı) lenfadenite (lenf bezi iltihabı) neden olup, 4 yaşına hatta ender olarak 9-10 yaşma kadar sürebilir. Berabe­rinde deri döküntülerinin olması kızıl, kıza­mık, kızamıkçık gibi viral döküntülü enfek­siyonları düşündürürken deri altına kana­maların olması malign (kötü huylu) hastalıklar yönün­den araştırmayı gerektirir. Vakalarda fizik muayene ile karaciğer ve dalak büyüklüğü­ne bakılır. Hastaya yapılacak ilk tetkik periferik kan yayması (kan hücrelerinin şekil ve yapısını değerlendirmek için yapılan kan incelemesi) ve kan sayımıdır. Üst solu­num yolu enfeksiyonlarında ya da oro-farenks (ağız yutak) incelemesinde boğazda kızarıklık varsa boğaz kültürü alınır.

Daha önce anti­biyotik kullanmış, lenfadenopatisi uzun sü­redir devam eden hastalar ile; ailede verem öyküsü olan ya da malign bir hastalık kuş­kusunda akciğer grafisi çekilir. Ailede ve­rem öyküsü olanlar ile süreğen lenfadenopatilerde tüberkülin (PPD) deri testi yapı­lır. Süreğen lenfadenopatilerde EBV, CMV, HSV, HIV gibi etkenler araştırılır.

Ultrasonografi ve tomografi Hodgkin hastalığı gibi bir sistemik hastalık düşünüldüğünde, ya da boyunda bazı doğuştan kistlerin ayırıcı tanısına kullanılır.

Tedavi:

Tedavi nedene yöneliktir. Kültür­de üretilen bakteriye karşı ya da verem, toksoplazma gibi gösterilmiş özgün ajanlar­da antibiyotik verilir. Derin boyun enfeksi­yonunda ya da enfekte kistlerin varlığında (enfekte kistik higroma, enfekte tiroglossal kist, enfekte brankial kleft kistlerinde) da antibiyotik başlanmalıdır. Muayene sonun­da eşlik eden bulgu yok ve neden buluna­madı ise 2 ya da 3 hafta gözlenir. Bazı mer­kezler bu arada da antibiyotik önermekte­dir. 2-3 haftalık gözlem sonunda lenf nodu yeniden değerlendirilir. Değerlendirmede boyutta artış varsa ileri incelemeler yapılır­ken aynı boyutta sebat ediyorsa bir 2-3 haf­ta daha izlenir. İzlem sonunda lenf nodu yi­ne aynı boyutta ise ileri araştırmalar yapılır. Lenf nodu kayboldu ise izlemden çıkarılır.

Baş Ağrısı Nedir?

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Baş Ağrısı Nedir?

Baş Ağrısı (Erişkinde):

Baş ağrısı en sık rastla­nan yakınmalardan biridir. Baş ağrıları gün­lük aktivite kayıplarına neden olmakla bir­likte büyük çoğunluğu hayatı tehdit edici hastalıklardan kaynaklanmaz. Yaşamsal tehlike oluşturmayan primer (birincil) baş ağrıları de­nilen ağrı grubunda belli başlı üç sendrom (hastalık)  vardır: migren tipi baş ağrıları, gerilim tipi baş ağrıları ve küme tipi baş ağrıları. Sekonder (ikincil) baş ağrıları ise kafa içi patolojilerinden kaynaklanan, bu patolojilere ikincil gelişen ağrılardır.

Yaş: Her yaşta olabilir.

Cinsiyet: Baş ağrısı tipine bağlı olarak fark­lılık gösterir.

Neden olan faktörler: Baş ağrıları nadiren ciddi nedenlerden kaynaklanırlar. Baş ağrılarının çoğunluğu (gerilim tipi, migren, kü­me baş ağrısı) bilinen herhangi bir bozuk­luktan kaynaklanmazlar. En sık görülen ge­rilim tipi baş ağrılarıdır.

Baş ağrılarının nadir ciddi nedenleri; göz, burun, boğaz, diş, çene, kulak ve boyundan kay­naklanan hastalıkların yansıması ile oluşan­lardır. Baş ağrılarının  nadir ciddi nedenleri kafa yaralanmaları, serebral anevrizma (da­marlarda balonlaşma), beyin enfeksiyonu

(apse, menenjit-beyin zarı iltahabı, ensefalit-beyin iltahabı) ve kan damarlarının (arteriovenöz) şekil bozukluklarıdır. Tüberkü­loz gibi enfeksiyonlar beyini etkileyebilir ve baş ağrısına neden olabilirler. Kafaiçi ba­sıncını arttıran durumlar baş ağrısına neden olabilirler. Örnek olarak, kanama, kan top­lanması (hematom) ve psödotümör serebri (nedeni bilinemeyen kafaiçi basınç artışı) durumları verilebilir. Baş ağrısına neden olan ciddi durumlardan biri de çok yüksek kan basıncına (hiper tansiyon) bağlı oluşan başın tepesinde damar atıyor şeklinde hissedilen baş ağrılarıdır. Akciğer hastalıkları (amfizem gibi) ve uyku apne sendromları baş ağrısına neden olabilir. Büyük arterlerin enflamasyonu (temporal arterit gibi) boyun ve başta ağrılara neden olabilir.

Temporal ar­terit; özellikle yaşlı hastalarda görülür. Cid­di üst solunum yolu enfeksiyonları ve yük­sek ateş baş ağrısı yapabilir. Baş ağrıları sık­lıkla kafein alınmamasına, uzun süreli ağrı kesici kullanımında ağrı kesicilerin kesil­mesine bağlı olarak ve damar duvarını ge­nişleten (nitrogliserin gibi) ilaçların kulla­nımına bağlı olarak gelişebilir.

Belirti ve bulgular:

Baş ağrısı, altta yatan hastalık nedenine bağlı olarak beraberinde tek taraflı görme kaybı, vü­cudun tek tarafında kuvvetsizlik, ışık ve sesten rahatsız olma, göz yaşarması, burun akıntısı, geniz akıntısı, boyun ağrısı, denge­sizlik, kısa süreli bilinç kaybı, epileptik nö­bet ile birlikte gelişebilir.

Tanı:

Sıklıkla doktorlar baş ağrısı tipini ya da nedenini hastanın özgeçmişi, baş ağrısının özellikleri ve fizik muayene ile belirle­yebilirler. Baş ağrısının özellikleri, sıklığı, süresi, yerleşimi, şiddeti ve ilişkili belirtile­ri içerir.

Aşağıdaki özellikler baş ağrısına neden olan ciddi bir hastalığı düşündürür ve acil   değerlendirme gerekir:

  1. Baş ağrısı olmayan ya da az olan kişide artmış baş ağrısı sıklığı,
  2. Hafif ağrıların şiddetli hale gelmesi,
  3. Hastayı uykudan uyandıran baş ağrıları,
  4. Baş ağrısının tipinin değişmesi,
  5. Ateş, boyun sertliği, kuvvet ya da his kay­bı, denge bozukluğu, bayılma ile birlikte baş ağrısı olması durumunda,
  6. Eğer altta yatan ciddi bir nedenden şüpheleniliyorsa, tanısal işlemler yapılmalı­dır.   Menenjit düşünülüyorsa lomber ponksiyon (beyin omurilik sıvısından ör­nek alınması) hemen yapılmalıdır. Kan tetkiklerinden sedimentasyon oranı tem-poral arterit ve diğer inflamasyonların ta­nısını koymak için önemlidir.
  7. Eğer tümör, inme, kanama ya da diğer yapısal beyin bozukluklarından biri dü­şünülüyorsa bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yapılmalıdır.

Tedavi:

Baş ağrısı  tipine  yönelik  olarak planlanmalıdır.

Seyir:

Baş ağrısının tümör ya da anevrizma gibi kafaiçi nedenlerden kaynaklanmadığı durumlarda seyri iyidir.

Baş Ağrısı (Çocukta):

Çocuklarda baş ağrısı oluş biçimi ve nedenleri açısın­dan erişkine benzer. Ancak nedenlerin ön­celik sırası ve ağrının tanımlanması farklı­dır, sıradan önemsiz bir nedenden kaynak­lanabileceği gibi yaşamı tehdit eden bir ne­dene de bağlı olabilir. Çocukların yaşı kü­çüldükçe baş ağrısının önemli bir nedene bağlı olma olasılığı artar. Küçük çocuklar ağrıyı tam olarak ifade edemeyebilirler. Oyuna isteksizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, ağlama, kıvranma ve tepinme baş ağrısının işaretleri olabilir. Kulak, göz, diş ve sinüs ağrıları baş ağrısı olarak nitelendirilebilir ve­ya gerçekten baş ağrısına neden olabilir.

Belirti ve bulgular:

Ani başlayan baş ağrısı çocuklarda daha sıktır. Nedenlerin öncelik sırası ve baş ağrısı tiplerinin görülme sıklığı değişkenlik gösterir.

Bebeklik döneminde gelişimsel kusurlar, kanamalar ve menenjit-apse gibi enfeksiyon hastalıkları nedeni ile kafa içi basınç artması ilk sıraları alırken oyun çocukluğu döneminde kafa travmala­rı ve kafa içi kanamalar ön plandadır. Okul çocuklarında sinüzit, kulak iltihabı gibi en­feksiyonlar ve travmalar daha sık nedenler­dir. Ergenlerde gerilim, psikojenik, migren gibi süreğen baş ağrıları daha sıktır. Hiper­tansiyon ve kafa içinde yer tutan (tümör­ler, kistler) oluşumlar her yaşta olduğu gibi çocuklarda da önemli baş ağrısı nedenleri­dir.

Ağrı özellikleri iyi tanımlanamadığından süreğen baş ağrılarını tanımak ve tiplendirmek güçtür. İleri yaşta tanı alan hastaların birçoğunda migren ve gerilim hatta küme tipinde ağrıların çocukluk çağında başladı­ğı anlaşılır. Migrenin tipik atakları oldukça seyrektir. Tüm özellikleri görülmediğinden tanı koymak zaman alır. Erişkinlere göre ağrı süresi daha kısa, ataklar daha seyrektir. Göz kapağı düşmesi, yarım felç ve ani bi­linç değişikliğine neden olan migren tiple­ri daha sık görülür. Aralıklı tekrarlayan kus­ma, baş dönmesi ve ateş gibi migren ilişki­li durumlar ve Âlice harikalar ülkesinde sendromu adı verilen cisim, kişi ve eşyalarda şekil değiş­tirme, yerel küçülme-büyüme gibi durum­lar görülebilir.

Tanı:

Baş ağrısı erişkinde %91–96, çocuklar­da yaşla artmak üzere %4–50 gibi yüksek oranda dile getirilen bir yakınma olduğu için her hastada ayrıntılı inceleme gerekli değildir. Ancak altı aydan kısa süredir baş ağrısı olan altı yaşın altındaki her çocukta kafa içini görüntülemek (tomografi, man­yetik rezonans) gereklidir. Daha uzun öy­küleri olan ve yedi yaşından büyük çocuk­ların izlenmesi ve bu çocuklarda baş ağrısı sıklık, süre ve şiddetinin artması, ağrı gide­ricilerle ağrının geçmemesi, davranış ve kişilik değişikliği gözlenmesi, zihinsel-hareketsel gelişmede duraklama, büyümede ge­cikme, baş çevresinde büyüme ve başka belirtilerin eklenmesi durumlarında ayrıntı­lı inceleme gereklidir.

Yeni gelişen şiddetli baş ağrıları, giderek ar­tan baş ağrıları, bir başka nedenle açıklana­mayan ateş, bulantı, kusma, nörolojik ku­sur, bilinç değişikliği gibi belirti ve bulguların eşlik ettiği baş ağrıları olan her hasta acil polikliniğe başvurmalıdır. Görüntülemeler­le tanıya ulaşılamadığında biyokimyasal in­celemeler yapılır.

Tedavi:

Neden belirlenmeden ağrı kesici verilmemelidir. Yaşamı tehdit eden neden­lerden biri saptanmamışsa verilebilir. Dok­tor önerisi ile salisilatlar, adepironlar, para-ibuprofen kullanılabilir. Doktor migrende önleyici olarak antihistaminikler, kalsiyum kanal blokörleri (Sibelium), beta blokörler; propronalol, naproksen, triptanlar ve antikonvülzanlar (karbamazepin, valproatlar ve topiramat) önerebilir.

Hangi Hastalık İçin Hangi Kaplıca

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Bu yazıda Hangi Hastalık için Kaplıcalar ve İçmeler hangi kaplıca faydalıdır? sorusunun cevabını bulacaksınız.

KAPLICA REHBERİ

HASTALIK ADI  —–  KAPLICA ve İÇMELER

Ağrılı Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Amasya – Hamamözü

Aydın – Alangüllü

Aydın – Germencik

Aydın – Kuşadası

Kayseri – Tekgöz

Astım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek

Bolu – Bolu

Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER


Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Aksaray – Ziga

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Antalya – Sarısu

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bolu

Çanakkale – Çan

Çorum – Beke

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Erzurum – Hasankale

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

İzmir – Karaköy

İzmir – Malgaca

İzmir – Şifne

Kayseri – Yeşilhisar

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Alaşehir

Manisa – Gebeler

Niğde – Kemerhisar

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Yozgat – Karadikmen

Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Ömer

Amasya – Terziköy

Ankara – Haymana

Antalya – Sarısu

Aydın – Ortakçı

Balıkesir – Gönendağ

Bilecik – Osmaneli

Bursa – Çekirge

Bursa – Oylat

Çorum – Beke

Denizli – Babacık

Düzce – Ömerler

İzmir – Çeşme

Konya – Höyük-Köşk

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Sarıkız

Samsun – Havza

Trabzon – Kisarna

Uşak – Hamamboğazı

Bökrek Hastalıkları (Taşları) için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Ömer

Balıkesir – Güre

Bursa – Uludağ

Çanakkale – Çan

İstanbul – Tuzla

Konya – Ilgın

Kütahya – Eynal

Nevşehir

Sivas – Balıklı

Çıbanlar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Konya – Seydişehir

Cilt Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Ömer

Ankara – Dutlu

Aydın – Alangüllü

Balıkesir –  Güre

Balıkesir – Manyas

Bingöl – Kös

Bursa –  Çekirge

Bursa – Kükürtlü

Bursa – Yenikaplıca

Erzurun – Ilıca

İçel – Mersin

İstanbul – Yalova

Kırşehir – Terme

Kütahya – Eynal

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Sart

Manisa, Urganlı

Samsun, Havza

Sivas – Balıklı

Tokat – Sulusaray

Çocuk Felci için KAPLICALAR ve İÇMELER

Balıkesir – Kepekler

Bolu – Çatak

Elazığ – Buranhame

Konya – Höyük-Köşk

Kütahya – Göbel

Samsun – Hamam ayağı

Samsun – Hırlas

Siirt – Sağlarca

Çocuk Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam

Damar Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer

Balıkesir – Pamuklu

Denizli – Pamukkale

Manisa – Kurşunlu

Damar Tıkanıklığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın, Alangüllü

Bursa – Armutlu

Bitlis – Çukur

Elazığ – Kolan

Damla Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Kızıldere

Deri Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER


Aydın – Germencik-gümüş

Balıkesir – Emendere

Balıkesir – Karaağaç

Balıkesir – Manyas

Bilecik – Çaltı

Bitlis – Ilıcak

Diyarbakır – Çermik

İzmir – Balçova

Kırşehir – Karakurt

Kütahya – Eynal

Manisa – Kurşunlu açık dere

Muğla – Gebeler

Sivas –  Balıklı

Dimağ Yorgunluğu için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın

İzmir – Bergama güzellik

Dolaşım Yolları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Ankara – Acısa

Ankara – Dutlu

Ankara – Kızılcahamam

Bingöl – Kös

Bursa – Armutlu

İzmir – Balçova

Yozgat – Sarıkaya

Egzama için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam

Bursa – Karamustafa

Felç için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Gönen

Bolu – Çatak

Bolu – Kocababas

Konya – Ilgın

Göz için KAPLICALAR ve İÇMELER
İstanbul – Yalova

Konya –  Ilgın

Gut için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Bursa – Karamustafa

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

Hazım için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Afyonkarahisar

Ankara – Seyhamamı

Kayseri – Çökek

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Terme

Nevşehir

Hemoroid (Basur) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

İltihap için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Van – Hasanabdal

İştah için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne

Kayseri – Özengi

Kırşehir – Bulamaç

Manisa – Sart

Nevşehir

Kabızlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Kadın Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Ömer

Afyon – Sandıklı

Amasya – Hamamözü

Ankara – Ayaş

Ankara – Dutlu

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Kepekler

Balıkesir Yıldızdağ

Bingöl – Kös

Bolu

Bolu – Sariot

Bursa – Armutlu

Bursa – Çekirge

Bursa – Karamustafa

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – İnaltı

Denizli – Karahayıt

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Düzce – Efteni

Elazığ – Kolan

Eskişehir

Eskişehir – Sakarya

Hakkari – Zümrüt

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamagüzellik

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Cuma

İzmir – Çeşme

İzmir – Dereköy

İzmir – Dikili

İzmir – Nebiler

Kayseri – Tekgöz

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Mahmutlu

Kırşehir – Terme

Konya – Ilgın

Kütahya – Dereli

Kütahya – Emet

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Samrık

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Saraycık

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamamayağı

Samsun – Havza

Siirt – Hista

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Balıklı

Sivas – Sıcakçermik

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Köhne

Yozgat – Sarıkaya

Yozgat – Yerköy

Zonguldak – Karaçayır

Kalp için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Amasya – Terziköy

Ankara – Dutlu

Aydın – Sazlık

Bolu

Bursa – Armutlu

Çorum – Beke

Denizli – Pamukkale

Hakkari – Zümrüt

Kırşehir – Terme

Kansızlık (Anemi) için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne

Kayseri – Özengi

Karaciğer hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Aksaray – Hamamboğazı

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Aydın – Kızıldere

Aydın – Ortakçı

Balıkesir – Acısu

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bilecik – Osmaneli

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Bursa – Kükürtlü

Çanakkale – Çan

Denizli – Babacık

Denizli – Gölemez

Denizli – İnaltı

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzurum – Hasankale

Eskişehir

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Yalova

İzmir – Balçova

İzmir – Bergama

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Çeşme

İzmir – Malgaca

Kayseri – Bayramhacı

Kayseri – Boğazköprü

Kayseri – Saziçmesi

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Emir

Manisa – Kurşunlu

Muğla – Bözük

Muğla – Gebeler

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Niğde – Kemerhisar

Sakarya – Kuzuluk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Erikli

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Cavlak

Yozgat – Karadikmen

Kırık – Çıkık için KAPLICALAR ve İÇMELER

Ankara – Haymana

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Balıkesir – Kepekler

Bursa – Karamustafa

Çanakkale – Kızılca

Kütahya – Eynal

Kütahya – Göbel

Kütahya – Naşa

Manisa – Çeren

Samsun – Havza

Kısırlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer

Bursa – Karamustafa

Hakkari – Zümrüt

Mide Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Akasaray – Ziga

Amasya – Terziköy

Ankara – Ayaş

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Balıkesir – Acısu

Balıkesir – Pamuklu

Bilecik – Çaltı

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Bursa – Uludağ

Çorum – Beke

Denizli – Pamukkale

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzincan – Ekşisu

Erzurum – Hasankale

Eskişehir – Sakarya

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamagüzellik

İzmir – Bergamapaşa

Kahramanmaraş – Elbistan

Karabük – Bostanbükü

Kayseri – Yeşilhisar

Manisa – Bözük

Manisa – Çeren

Manisa – Emir

Manisa – Saraycık

Manisa – Urganlı

Muğla – Gebeler

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Erikli

Trabzon – Kisarna

Zonguldak – Kozlu

Müshil için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere

İçel – Mersin

Kırşehir – Mahmutlu

Niğde – Ferhenk

Yozgat – Karadikmen

Nekahat için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın

Balıkesir – Emendere

Nevralji (Sinir Hastalığı) için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Sandıklı

Ankara – Karakaya

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Germencik

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Kokarlar

Balıkesir – Yıldızdağ

Bingöl – Kös

Bolu – Sariot

Bursa – Karamustafa

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – Karahayıt

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Erzurum – Ilıca

Eskişehir

İçel – Hocantı

İzmir – Bademli

İzmir – Nebiler

Kırşehir – Mahmutlu

Kütahya – Dereli

Kütahya – Emet

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Muratdağı

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Samsun – Havza

Tokat – Sulusaray

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Yozgat – Köhne

Yozgat – Yerköy

Nevrit (Sinir İltihabı) için Kaplıcalar ve İçmeler,

Amasya – Hamamözü

Ankara – Seyhamamı

Balıkesir – Bostancı

Bursa – Çekirge

Bolu – Kocababas

Düzce – Efteni

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Konya – Höyük-Köşk

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Urganlı

Siirt – Sağlarca
Pankreas Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Hatay – Erzin

İstanbul – Tuzla

Sakarya – Taraklı

Yozgat – Cavlak

Romatizmal Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Ömer

Afyon – Sandıklı

Amasya – Terziköy

Ankara -Acısu

Ankara – Ayaş

Ankara – Dutlu

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Alangüllü

Aydın – Germencik

Aydın – Sazlık

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir, Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Hozluca

Balıkesir – Kokarlar

Balıkesir – Pamuklu

Balıkesir – Yıldızdağ

Bilecik – Çaltı

Bingöl – Kös

Bolu

Bolu – Sariot

Bursa – Armutlu

Bursa – Çekirge

Bursa – Karamustafa

Bursa – Kükürtlü

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – Babacık

Denizli – İnaltı

Denizli – Karahayıt

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Düzce – Efteni

Elazığ – Buranhame

Elazığ – Kolan

Erzincan – Ekşisu

Erzurum – Ilıca

Eskişehir

Eskişehir – Sakarya

Hakkari – Zümrüt

Hatay – Reyhanlı

İçel – Hocantı

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergama

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Cuma

İzmir – Çeşme

İzmir – Dereköy

İzmir – Dikili

İzmir – Nebiler

Kayseri – Tekgöz

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Karakurt

Kırşehir – Mahmutlu

Kırşehir – Terme

Konya, Ilgın

Konya – Seydişehir

Kütahya – Dereli

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Kütahya – Göbel

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Naşa

Kütahya – Samrık

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Gebeler

Manisa Kurşunlu

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Saraycık

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamamayağı

Samsun – Havza

Siirt – Hista

Siirt – Sağlarca

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Balıklı

Sivas – Sıcakçermik

Tokat – Sulusaray

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Uşak – Hamamboğazı

Van – Hasanabdal

Yozgat – Karadikmen

Yozgat – Köhne

Yozgat – Sarıkaya

Yozgat – Yerköy

Zonguldak – Karaçayır

Safra Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Sandıklı

Aksaray – Hamamboğazı

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Aydın – Kızıldere

Aydın – Ortakçı

Balıkesir- Acısu

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bilecik – Osmaneli

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Çanakkale -Çan

Denizli – Babacık

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzurum – Hasankale

Eskişehir

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Tuzla

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Malgaca

Kayseri – Bayramhacı

Kayseri – Boğazköprü

Kayseri – Saz İçmesi

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Manisa – Alaşehir

Manisa – Çeren

Manisa – Gebeler

Muğla – Bözük

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Niğde – Kemerhisar

Sakarya – Kuzuluk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Soğuk çermik

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Karadikmen

Salgı Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Yeşilhisar

Sedef (Egzema) Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER

Balıkesir – Emendere

Balıkesir – Güre

Sinir Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Aksaray – Ziga

Ankara – Dutlu

Aydın

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Kepekler

Balıkesir – Ömerköy

Bitlis – Çukur

İçel – Hocantı

İstanbul – Tuzla

Kırşehir – Terme

Konya – Ilgın

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamam ayağı

Samsun -Hırlas

Sivas – Soğuk çermik

Solunum Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gecek

Ankara – Haymana

Balıkesir – Karaağaç

Balıkesir – Kokarlar

Bursa, Yenikaplıca

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Külcüler

Denizli – İnaltı

Diyarbakır – Çermik

Elazığ – Buranhame

Erzincan – Ekşisu

Hatay – Reyhanlı

İzmir – Balçova

İzmir – Dereköy

İzmir – Karaköy

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Sart

Siirt – Hista

Siirt – Sağlarca

Şeker Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER

Antalya – Sarısu

Aydın – Kızıldere

Balıkesir – Pamuklu

Bingöl – Kös

Bitlis – Çukur

Erzurum – Hasankale

Eskişehir – Sakarya

İstanbul – Tuzla

Şişmanlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Aydın – Kızıldere

Bursa – Yenikaplıca

İstanbul – Tuzla

Tansiyon için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Ankara – Acısu

Bolu

İstanbul – Yalova

Kırşehir – Terme

Kütahya – Naşa

Uyuz için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Karaağaç

Yaralar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Kayseri – Çökek

Konya – Seydişehir

Basilli Dizanteri Nedir

30 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Basilli Dizanteri (Kanlı ishal):

Bir bakteri türü olan shigella‘nın neden olduğu ishal tablosudur. Shigella türüne ait S. dysenteriae, S. flexneri, S. boydii ve S. Sonnei olmak üzere dört tür bakteri bilinmektedir, ülkemizde S. sonnei daha sık görülmektedir. En ağır tabloyu oluşturan tür ise S. dysenteriae’dır. Shigella türleri sadece insanlarda hastalık yapma yeteneğine sahiptir. Az sayıda bakteri ko-enfeksiyonu oluşturabilmektedir. Bu kadar az sayıdaki bakteri temizlik kural­larına yeterince uyulmadığında ellere bula­şan dışkı ile kolaylıkla taşınabilir. Bakteri sıklıkla su ve bu su ile temas edip kirle­tilmiş gıdalarla insana geçmektedir. Hay­vansal gıdalar bulaşta rol oynamamaktadır. Genelde okullar ve kreşler başta olmak üzere toplu yaşanan kalabalık ortamlar sal­gınların en sık ortaya çıktığı yerlerdir. Bu­nun yanı sıra kişisel temizlik koşullarına uyulmadığında aile içinde de salgınlar gö­rülebilir. Vakaların büyük bir çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturur. Basilli dizante­rinin en sık görüldüğü ikinci yaş gurubu 5–14 yaş arasıdır. Hastalık 15 yaşına kadar er­keklerde daha sık görülürken bu yaştan sonra kadınlarda daha sık görülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 140 milyon basilli dizanteri vakası görül­mekte, bunların 600.000′i ölümcül seyret­mektedir. Ölen hastaların %60′ını 5 yaşın altında olan çocuklar oluşturmaktadır. Ge­lişmiş ülkelerde basilli dizanteri görülme oranları son 40 yıl içerisinde belirgin bir şe­kilde düşmüştür.

Belirti ve bulgular:

İshal; sıklıkla kanlı ve mukus (sümüksü madde) içermektedir. Tabloya karın ağrısı ve ateş de eşlik etmek­tedir. Bakteri alındıktan sonra hastalığın or­taya çıkması için geçen süre genelde 12–96 saattir. S. dysenteriae dışındaki türler et­ken olduğunda genelde hafif, bir hafta içe­risinde düzelen ishal tablosu vardır. Ağır di­zanteri tablosu nadiren gelişir. S. dysenteriae’nın ölümcül seyretme oranı %10–20 olarak bildirilmiştir.

Tanı:

Kesin tanı bakterinin dışkı kültürün­de üretilmesiyle konur. Kültür sonuçlan genelde 48 saat içerisinde alınır. Kültür ön­cesi dışkının mikroskopik incelemesinin yapılması benzer tabloya yol açan amipli dizanteriden ayırıcı tanıyı sağlayacaktır. Ba­silli dizanteride, dışkının mikroskobik ince­lemesinde bol akyuvar ve alyuvar görülür. Amipli dizanteride ise genelde akyuvar sa­yısı çok azdır. Bol alyuvarla beraber amip trofozoitleri ve/veya kistleri görülebilir.

Tedavi:

En önemli basamak hastanın kay­bettiği sıvı ve elektrolitin yerine konması­dır. Hasta ağızdan alabildiği sürece hidrasyon (sulu beslenme) için bu yol tercih edilir. Küçük çocuk­lar için oral hidrasyon poşetleri sağlık ocaklarından temin edilebilir. Bunlar temin edilemediğinde bir litre kaynatılıp soğutul­muş suyun içerisine 1 çorba kaşığı toz şe­ker, 1 çay kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı sofra tuzu atılıp karıştırılarak gerekli sıvı hazırlanabilir (Oral Rehidratasyon Sıvısı, Evde ishal tedavisi).

Basilli dizanteri tedavisinde özel bir diyet uygulaması yoktur. Ağızdan beslenemeyecek kadar genel durumu bo­zuk olan hastalar ve şiddetli bulantı-kusma-olan hastalar hastaneye yatırılarak damar­dan verilecek sıvı ile tedavi edilirler. Bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ile tedavi hastalığın sü­resini kısaltır.

Korunma:

Kişisel temizliğe özen gösteril­mesi, özellikle tuvaletten çıktıktan sonra ellerin yıkanması, aile içinde, okullarda, kreşlerde, yaşlı bakım merkezlerinde ve as­keri birliklerde tuvalet eğitimine önem ve­rilmesi, yiyeceklerin uygun ısıda pişirilme­si, çiğ yiyeceklerin tüketilmeden önce yı­kanması gereklidir. Ayrıca hastalık gıda sektöründe çalışanlarda ve hastane çalışan­larında tespit edildiğinde hastalık süresin­ce çalıştığı ortamdan uzaklaştırılmalı, ilk normal dışkıdan 48 saat sonrasına kadar is­tirahat etmeleri sağlanmalıdır.

Basilli Dizanteri (Kanlı ishal) Nedir

29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Basilli Dizanteri (Kanlı ishal):

Bir bakteri türü olan shigella‘nın neden olduğu ishal tablosudur. Shigella türüne ait S. dysenteriae, S. flexneri, S. boydii ve S. Sonnei olmak üzere dört tür bakteri bilinmektedir, ülkemizde S. sonnei daha sık görülmektedir. En ağır tabloyu oluşturan tür ise S. dysenteriae’dır. Shigella türleri sadece insanlarda hastalık yapma yeteneğine sahiptir. Az sayıda bakteri ko-enfeksiyonu oluşturabilmektedir. Bu kadar az sayıdaki bakteri temizlik kural­larına yeterince uyulmadığında ellere bula­şan dışkı ile kolaylıkla taşınabilir. Bakteri sıklıkla su ve bu su ile temas edip kirle­tilmiş gıdalarla insana geçmektedir. Hay­vansal gıdalar bulaşta rol oynamamaktadır. Genelde okullar ve kreşler başta olmak üzere toplu yaşanan kalabalık ortamlar sal­gınların en sık ortaya çıktığı yerlerdir. Bu­nun yanı sıra kişisel temizlik koşullarına uyulmadığında aile içinde de salgınlar gö­rülebilir. Vakaların büyük bir çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturur. Basilli dizante­rinin en sık görüldüğü ikinci yaş gurubu 5–14 yaş arasıdır. Hastalık 15 yaşına kadar er­keklerde daha sık görülürken bu yaştan sonra kadınlarda daha sık görülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 140 milyon basilli dizanteri vakası görül­mekte, bunların 600.000′i ölümcül seyret­mektedir. Ölen hastaların %60′ını 5 yaşın altında olan çocuklar oluşturmaktadır. Ge­lişmiş ülkelerde basilli dizanteri görülme oranları son 40 yıl içerisinde belirgin bir şe­kilde düşmüştür.

Belirti ve bulgular:

İshal; sıklıkla kanlı ve mukus (sümüksü madde) içermektedir. Tabloya karın ağrısı ve ateş de eşlik etmek­tedir. Bakteri alındıktan sonra hastalığın or­taya çıkması için geçen süre genelde 12–96 saattir. S. dysenteriae dışındaki türler et­ken olduğunda genelde hafif, bir hafta içe­risinde düzelen ishal tablosu vardır. Ağır di­zanteri tablosu nadiren gelişir. S. dysenteriae’nın ölümcül seyretme oranı %10–20 olarak bildirilmiştir.

Tanı:

Kesin tanı bakterinin dışkı kültürün­de üretilmesiyle konur. Kültür sonuçlan genelde 48 saat içerisinde alınır. Kültür ön­cesi dışkının mikroskopik incelemesinin yapılması benzer tabloya yol açan amipli dizanteriden ayırıcı tanıyı sağlayacaktır. Ba­silli dizanteride, dışkının mikroskobik ince­lemesinde bol akyuvar ve alyuvar görülür. Amipli dizanteride ise genelde akyuvar sa­yısı çok azdır. Bol alyuvarla beraber amip trofozoitleri ve/veya kistleri görülebilir.

Tedavi:

En önemli basamak hastanın kay­bettiği sıvı ve elektrolitin yerine konması­dır. Hasta ağızdan alabildiği sürece hidrasyon (sulu beslenme) için bu yol tercih edilir. Küçük çocuk­lar için oral hidrasyon poşetleri sağlık ocaklarından temin edilebilir. Bunlar temin edilemediğinde bir litre kaynatılıp soğutul­muş suyun içerisine 1 çorba kaşığı toz şe­ker, 1 çay kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı sofra tuzu atılıp karıştırılarak gerekli sıvı hazırlanabilir (Oral Rehidratasyon Sıvısı, Evde ishal tedavisi).

Basilli dizanteri tedavisinde özel bir diyet uygulaması yoktur. Ağızdan beslenemeyecek kadar genel durumu bo­zuk olan hastalar ve şiddetli bulantı-kusma-olan hastalar hastaneye yatırılarak damar­dan verilecek sıvı ile tedavi edilirler. Bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ile tedavi hastalığın sü­resini kısaltır.

Korunma:

Kişisel temizliğe özen gösteril­mesi, özellikle tuvaletten çıktıktan sonra ellerin yıkanması, aile içinde, okullarda, kreşlerde, yaşlı bakım merkezlerinde ve as­keri birliklerde tuvalet eğitimine önem ve­rilmesi, yiyeceklerin uygun ısıda pişirilme­si, çiğ yiyeceklerin tüketilmeden önce yı­kanması gereklidir. Ayrıca hastalık gıda sektöründe çalışanlarda ve hastane çalışan­larında tespit edildiğinde hastalık süresin­ce çalıştığı ortamdan uzaklaştırılmalı, ilk normal dışkıdan 48 saat sonrasına kadar is­tirahat etmeleri sağlanmalıdır.

Bartholin Bezi

29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Bartholin Bezleri:

Hazne (vajen) ağzının her iki ya­nında, arka tarafa denk gelen bölgede yer alan iki küçük bezdir. Salgısı yalnızca cin­sel birleşme sırasında akar. Haznenin ıslak­lığını ve kayganlığını artırır.

Bakteri Nedir?

29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Hastalıklar

Bakteriler:

Bakteriler; tek hücreli mikroskobik canlılardır. Birçok bakteri türü zararsız olmakla birlikte bazıları sindirim gibi bazı işlevlerde faydalı canlılardır. Bir kısım bak­teri ise insanlarda, hayvanlarda ve bitkiler­de hastalık yapabilir. Bunlar patojen bakte­riler olarak adlandırılır. Normal olarak kan, beyin omurilik sıvısı gibi vücudun steril bölgelerinde hiç mikrop bulunmaz. Doğal olarak toprakta, bitkilerde, suda ve vücutta deri ve sindirim sistemi gibi bazı bölgeler­de bakteriler yaşamlarını sürdürür.

Enterik Tip Bakteriler:

Enterik bakteriler doğada yaygın olarak bulunur. Aynı zaman­da bu bakteriler, memelilerin bağırsakların­da yaşayan normal koşullarda zarar verme­den hatta bulundukları canlıya yararı olan bakterilerdir. Bu bakteriler bağırsaklar dı­şında saptandığında hastalık yapan etken (patojen) olarak tanımlanırlar.

Başlıca enterik bakteri cinsleri; Escherichia coli (E.Coli) , Shigella, Salmonella, Klebsiella, Yersinia, Proteus, Enterobacter, Serratia, Morganella, Citrobacter, Edwardsiella, Providencia. Bu bakterilerden ilk altı­sı insanlarda iltihap yapan etkenler (enfek­siyon etkeni) olarak saptanan cinslerdir. Bağırsaklarda gerçek hastalık yapan etken olarak kabul edilen başlıca iki cins vardır bunlar; Salmonella ve Shigella’dır.

Salmo­nella türleri; tifo ve tifo benzeri hastalıklar yapar. Shigella; ise basilli dizanteri (bakteri­ye bağlı kanlı ishal) etkenidir. Bazı E. coli türleri kanlı, sulu ishale neden olabilir. Ço­cuklarda E. coli’ye bağlı ishaller, bazı du­rumlarda böbrek yetmezliğine neden olabi­lir. Yersinia enterocolitica türü bağırsaklar­da enfeksiyona yol açar. Enterik bakteriler fırsatçı iltihabi durumlar (enfeksiyon) oluş­turan bakterilerdir. İdrar yollarında, solu­num yollarında, dolaşım sisteminde hasta­lıklara, yara ve hastane enfeksiyonlarına neden olurlar.

Kanda bakteri enfeksiyonu; sıklıkla E. coli etkendir, yaşamsal tehdit olan bir enfeksi­yondur. Ateş en belirgin bulgudur.

İdrar yollan enfeksiyonu; en sık saptanan etken E. coli’dir. Genç erişkin ve orta yaşlı kadınlarda sık saptanır. Erkeklerde saptan­ması yaşla birlikte artar. İdrar yaparken yanma, ateş, bazen karın ağrısı şikayetler­den bazılarıdır.

Zatürre (Pnömoni); hastane içi bulaş, hastane perso­neli ve kullanılan ekipman ile olur. En sık rastlanan etken Klebsiella pneumoniae’dır. Sıklıkla alkolik orta yaşlı erkeklerde sapta­nır. Öksürük, ateş görülür. Bağırsak bakterilerinin kanda neden oldu­ğu enfeksiyon; çoklu bakteri enfeksiyonu­dur.

Menenjit; çoğunlukla E. coli etkendir. Enterik bakterilerin neden olduğu iltihabi hastalıklarda (enfeksiyonlarda), tanı için alınacak örnek, iltihaplı bölgeden, örnek alma koşullarına uygun olarak alınmalı ve uygun yöntemlerle incelenmelidir (uygun besiyerlerine ekimleri yapılmalıdır). Tedavi ise mümkünse antibiyotik duyarlılık sonuçlarına göre uygulanır.

Sonraki yazılar »