Hulusi Behçet Kimdir?
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Hulusi Behçet Kimdir?
Balkan Savaşı sırasında Bulgar ordusu Edirne’yi alır, Çatalca’ya kadar ilerler. Osmanlı hükümeti çaresizlik içindedir. Bir genelge yayınlar. Genelgenin ekinde bir dua vardır. Bu duanın öğrenciler tarafından 4444 kez okunması istenir. O yıllarda, ekinlere zarar veren çekirge sürülerine karşı kadılar emirname çıkartırlar. Başgösteren veba salgına karşı 9-10 yaşlarındaki çocukların akşam ile yatsı namazları arasında minarelerde ya da yüksek yerlerde rahman suresini okumaları istenir.
İşte, Osmanlı İmparatorlu’nun son yılları böyledir. Cahillerin yönettiği, bilimden uzak, hurafelerin kol gezdiği, batıl inanışların hakim olduğu bir ülke. Böyle bir dönemde, bu ülkede bir bilim adamının ortaya çıkması ve adını tarihe kazıması olacak şey değil gibi görünmektedir. Ama, Hulusi Behçet adında bir tıp profesörü bunu başarır. Sanki bir mucizeyi gerçekleştirir. Hulusi Behçet 26 Şubat 1889′da İstanbul’da doğdu. Maarif Müdürü olan babasının görevi nedeniyle bir süre Beyrut’ta bir Fransız okuluna devam etti, 1901 yılında Beşiktaş Rüştiyesi’nden mezun oldu. Askeri Tıbbiyeye girdi. 1911 yılında Gülhane Uygulama Okulunda dermatoloji asistanı oldu. Üç yıl sonra çıkan Dünya Savaşı nedeniyle Kırklareli ve Edirne hastanelerinde görev yaptı.
Edirne’de çalıştığı sıralarda Halep cephesinden gelen askerler arasında “şark çıbanı” üzerinde araştırmalar yapmaktaydı. İşte bu dönemde ilk önemli buluşunu yaptı ve “çivi bulgusu ‘nu belirledi. Eğitimini artırmak üzere 1917 yılında Avrupa’ya gitti. Budapeşte ve Berlin’de çalıştı. Yurda döndükten sonra 1922 yılında ilk kitabı olan ‘Emraz-ı Cildiyede Laboratuvarın Kıymet ve Ehemmiyeti” yayınlandı. Bir yıl sonra Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastane-başhekim olarak atandı. Aynı yıl, ikinci kitabı olan “Frengi Tedavisi Hakkında Beynelmilel Anketlerim” yayınlandı. Bu sıralarda şark çıbanının “diyatermi” yoluyla tedavisi için bir yöntem geliştirdi. 1924 yılında Guraba Hastanesi’nde Deri Hastalıkları Bölüm Bakanlığına getirildi. Bu yıl içine N.Ramih ile birlikte kaleme aldığı üçüncü kitabı olan “Wasserman Hakkında Noktai Nazar ve Frengi Tedavisinde Düşünceler” yayınlandı. Bunu izleyen dört yıl içinde şark çıbanı, frengi tedavisi, arpa uyuzu ve irsi frengi konularında dört kitap daha yazdı. Arpa uyuzunun “pediculoide ventricous” adlı asalaktan kaynaklandığını gösterdi. Ham incir dermatiti konusunda çalışmalar yaptı. Deride iltihaplı yaralar oluşturan mantarların yüzeysel egzamalara yol açan türlerini tanımladı. Bulgularım yurt içinde ve dışındaki dergilerde yayınladı.
Üniversite reformunun olduğu 1933 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğinde profesörlüğe ve kürsü başkanlığına atandı. Böylece profesörlüğe yükseltilen ilk Türk unvanını da almış oldu. 1939 yılında ise ordünaryüs profesör oldu.
1934’de soyadı kanunu çıktı. Bu sırada Atatürk, kendisine bir mektup yazdı. Mektubunda ulu önder, Behçet sözcüğünün “çok parlak, güzel” anlamına gelen Türkçe bir sözcük olduğunu yazıyordu. Böylece, Hulusi Bey, Behçet soyadını aldı. 1924 yılında bir hasta ile karşılaştı. Cinsel organı çevresinde ülserleri, ağız içinde altlan ve gözünde iridosikliti vardı. Daha önce gittiği hekimler kendisine frengi ya da verem tanıları koymuşlardı. Hulusi Behçet bir tür virüsün bu bulgulara neden olmuş olabileceğini düşündü. Altı yıl sonra, bu kez bir kadın hastada aynı belirtileri gördü. 1936 yılında, ağzında derin yaralar olan bir hasta diş hekimliğinden kendisine sevk edildi. 1938 yılında Prof. Niyasi İsmet Gözcü, göz çevresinde yaralan olan bir hastayı Hulusi Behçet’e gönderdi. Aynı fakültede iç hastalıkları profesörü olan Erich Franc da kendisine benzer bulguları olan bir hasta gönderdi. Hulusi Behçet artık, daha önce hiç tanımlanmamış bir sendrom ile karşı karşıya olduğundan emindi. Bu yeni durumla ilgili sabahlara kadar uzayan çalışmalara girişti. Bu çalışmalar sırasında kolit ve koroner spazm geçirdi. Ama, çalışmalarına devam etti. Bulgularını yazdı, yurt dışındaki bilimsel toplantılarda yayınladı. Sonunda amacına ulaştı. 13 Eylül 1947 günü Cenevre’de toplanan Uluslararası Deri Hastalıkları Kongresi’ne bir bildiri sundu. Ağız ve üreme organları çevresinde yaralara ve gözde iltihaplara neden olan bu sendromun şimdiye kadar tanımlanmamış yeni bir sendrom olduğunu açıkladı. Zürih Tıp Fakültesi profesörlerinden Miescher’in önerisi ile Kongre bu hastalığa “Behçet hastalığı” denilmesini kabul etti. Bazıları buna, “trisymptom Behçet” ya da “morbus Behçet” dediler. Bu tarihten iki yıl sonra Adamantiadis adında bir Yunanlı hekim aynı sendromu tanımladığını açıkladıysa da, elbette uluslararası bilim dünyasında ancak, gülümseme ile karşılandı. Hulusi Behçet bu başarısından kısa bir süre sonra 8 Mart 1948 tarihinde, en verimli çağında kalp krizinden yaşama veda etti.
Ölümünden sonra Japonya’dan ABD’ye kadar birçok ülkede adını taşıyan dernekler kuruldu, kliniklere onun adı verildi. Ölümünün yirmi dördüncü yılı olan 1972 yılında “Cumhuriyet Dönemi Tıp Ödülü” ona verildi. TÜBİTAK onun adını yaşatmak için 1975 yılında Hulusi Behçet Ödülü’nü başlattı. Ulusal ve uluslararası tıp kurultaylarında Behçet simpozyumları ve özel oturumları düzenlendi. 1983 yılında İstanbul Tıp Fakültesi onun ölüm günü olan 8 Mart tarihini “Behçet Günü” ilan ederek kutlamaya başladı. Aynı fakültede 1984 yılında Behçet Kliniği, 1985 yılında ise Behçet Araştırma ve Uygulama Merkezi kuruldu. 1986 yılında Tunus Hükümeti Hulusi Behçet adına posta pulu çıkardı. 1996 yılında Darphane 5000 adet Dr. Hulusi Behçet Hatıra Parası çıkardı. 1997 yılında TÜBİTAK ile Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından “Behçet Hastalığı Araştırma Ödülü” verilmeye başlandı. Birçok dilde Behçet adına internet sayfaları açıldı. Elbette, günümüzde daha çok araştırma ve yayın yapılıyor. Fakat, Hulusi Behçet’ten sonra şimdiye kadar yeni bir sendrom tanımlayan ve adını tıp literatürüne silinmez harflerle yazdıran başka bir Türk bilim adamı çıkmadı. O nedenle, Hulusi Behçet’in bütün olanaksızlıklar içinde yaptığı bilimsel çalışmaların ve yayınlarının değerini daha iyi anlıyoruz. Türk hekimleri ve bilim adamları olarak ona minnetlerimizi sunuyoruz.
Behçet Hastalığı
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Behçet Hastalığı Nedir:
Behçet hastalığı; ilk olarak 1937′de bir Türk dermatologu olan Prof. Dr. Hulusi Behçet tarafından, tekrarlayan ağız aftları, genital aftöz ülserler ve üveit üçlü bulgusu ile tanımlanmış, uzun süreçli, iltihabi bir hastalıktır. Bugün, klasik aftlar, göz, deri bulguları yanında: eklem, akciğer, ve merkezi sinir sistemini de ilgilendiren, her tipte arter (atar damar) veya ven (toplar damar) tutulumunun görülebildiği, kendine özgü, çoklu sistem tutulumu yapan, iltihabi bir damar hastalığı olduğu kabul edilmektedir. Tekrarlarla seyretmesi tipik bir özelliğidir. Göz tutulumu görme kaybına neden olabilir. Büyük damar, akciğer, merkezi sinir sistemi ve mide-bağırsak sistem tutulumları ise ağır hastalık tablosuna ve ölüme neden olabilir.
Yaş: Hastalığın başlangıç yaşı tipik olarak 25–35 yaş arasındadır.
Cinsiyet: Kadın ve erkekte eşit sıklıkta görülmektedir.
Risk faktörleri: Sık olarak görüldüğü coğrafi bölgeler; Akdeniz, orta doğu, orta Asya, uzak doğu ülkeleridir. Diğer bir deyişle sıklıkla eski “ipek yolu” kuşağı göç yollarında görülür ve bu durum hastalık patogenezinde (oluşum mekanizmaları) genetik faktörlerin rol oynayabileceğinin önemli bir göstergesidir. Aile bireylerinde görülme sıklığı %2-15 arasında değişmektedir.
Hastalık oluş mekanizması: Behçet hastalığının nedeni tam bilinmemekle birlikte, uzun zamandan beri bağışıklık sistemi mekanizmasındaki bozuklukların hastalıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bazı mikrobiyal ajanların hastalığın ortaya çıkışında tetikleyici olarak rol alabileceği söylenmektedir. Ayrıca bazı doku tipleri (HLA-B51) bu hastalarda daha sık görülmektedir.
En çok bilinen mekanizma; genetik olarak duyarlı bir kişide mikrobiyal patojenlere karşı gelişen farklı ve artmış bir bağışıklık sistemi yanıtıdır. Hastalığın, özellikle üveitin HLA-B51 ile birlikteliğinin gösterilmiş olması bunun bir örneğidir.
Belirti ve bulgular:
Ağızda aftöz ülserler, papülopüstüler (papül ve püstül) tarzda sivilce benzeri cilt lezyonları, paterji pozitifliği (cilde iğne batırılması ile bir süre sonra sivilce benzeri oluşum veya endurasyon gözlenmesi) gibi en sık görülen belirtileri oluşturur.
Ağızda aftöz ülserler genellikle ilk bulgudur ve klinik gidiş sırasında bütün hastalarda görülür. Bazen diğer bulgulardan yıllarca önce ortaya çıkar. Aftlar tipik olarak; yuvarlak, keskin, kızarık kenarlı olup, ortası sarı-beyaz zeminli lezyonlardır. Yanak, dudak mukozasında, dilde, dişetlerinde sık rastlanır, 2 -10 gün içinde skar (nedbe dokusu veya iz) bırakmadan iyileşirler
Genital ülserler; erkeklerde erbezi torbalarında ve nadiren peniste, kadınlarda genellikle dış genital bölge ve vajende görülür. Ağrılıdır ve ağızdaki ülserlere benzer, ancak genellikle çapları daha büyük ve derin olup kenarları düzensizdir. İz bırakarak iyileşirler. Epididimit, üretrit ve tekrarlayan sistit gibi idrar yolları ile ilgili yangısal durumlar görülebilir. Sivilce benzeri lezyonlar erkeklerde daha sıktır.
Eritema Nodozum; kadınlarda daha çok görülür. Genellikle diz altında, bacak ön yüzünde ağrılı, kızarık sertlikler şeklinde lezyonlardır. Sütlü kahverengi bir renk değişikliği bırakarak gerilerler.
Göz tutulumu; gözün ön kamarasında veya ağ tabakasında yangısal değişiklikler tarzında olabilir. Behçet hastalarının yaklaşık %10′ nunda ilk bulgudur. Hastalar bulanık görme, ağrı, ışıktan rahatsız olma, gözde sulanma ve kızarıklıktan yakınırlar. Ön kamarayı etkileyen üveiit tablosu genellikle kendiliğinden gerilemesine rağmen, tekrarlayan ataklar gözde hasar bırakarak, yapışıklıklara ve göz içi basıncında artışa neden olabilir. Retinal hastalık ise daha ağır seyreder. Damarın tıkanmasına neden olan lezyonlarla seyreden ataklar, gözde ağrısız iki taraflı görme kaybına ve körlüğe neden olabilir.
Eklem tutulumu, hastalann %50’sinde görülür. En sık diz, el bilek, ayak bilek, dirsek eklemleri tutulur. Tek veya birkaç eklemde ağrı, şişlik şeklindedir. Genellikle sakatlığa yol açmaz ve kendi kendini sınırlayan ataklarla seyreder. Küçük damar iltihabı, Behçet hastalığının çoğu bulgusundan sorumludur.
Büyük damar tutulumu, hastaların %7-38′inde görülür. Damar duvarında zedelenme, organ yetmezliğine veya ölümcül problemlere yol açabilir. Toplardamarlarda pıhtı oluşumu hastalığın karakteristik bir bulgusudur. Behçet hastalarının %5-20’sinde merkezi sinir sisteminin, uzun süreçli, tekrarlarla seyreden ve giderek ağırlaşan, ölümle sonlanabilen bir tutulumu vardır. Erkeklerde, 20-40 yaşlarında daha sık görülür. Mide-bağırsak sistemi tutulumu daha az görülür. Karın ağrısı, ishal, kanama ve bazen de bağırsak duvarında delinmeye neden olabilir.
Tanı:
Behçet hastalığının tanısı hastalığa özgü klinik bulguların birlikteliği ve deri testi ile konulur. Genetik yatkınlık saptanması tanıyı destekleyicidir.
Tedavi:
Genellikle hastanın klinik bulgularına göre düzenlenir. Merkezi sinir sistemi, mide-bağırsak sistemi, büyük damar ve retina tutulumu; genellikle kortikosteroidler ve bağışıklık sistemini baskılayıcı diğer immünosüpresif ajanların bir arada kullanımı ile daha yoğun bir tedaviyi gerektirir. Bölgesel kortikosteroidler ağızdaki aftların ve genital ülserlerin tedavisinde yararlıdır.
Kolşisin, Behçet hastalığının oral-genital ülser, eritema nodozum ve artrit gibi belirti ve bulguları üzerinde faydalı olduğu bilinen en eski tedavi ajanlarından biridir. Benzatin penisilinin kolşisin ile birlikte kullanılmasının mukokutanöz (ağız, genital bölge ve cilt lezyonlan) lezyonlar ve artrit atakları üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Behçet hastalığının ciddi seyreden hastalık formlarının kontrolünde interferon-A etkili bir ajandır. Pıhtılaşmayı önleyici ve damar tıkanıklığı olanlarda kanı sulandırıcı tedaviler verilir.
Seyir:
Deri – müköz membranlar, eklem tutulumu ile sınırlı kalan olanlarda hastalık gidişi iyidir. Göz, merkezi sinir sistemi, damar tutulumu ise hastalık seyrini olumsuz yönde etkileyebilir.
Prof. Dr. Hulusi Behçet kimdir?
Baş Dönmesi Nedir?
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Baş Dönmesi (Vertigo) Nedir:
Hastalar tarafından oldukça zor tanımlanan ve günlük yaşamı çokça güçleştiren bir şikâyettir. Farklı bireyler tarafından “sersem gibi olma hissi”, ” yer sanki altımdan kayıyor”, “dengemi kaybediyor, düşecek gibi oluyorum”, “çevre etrafımda dönüyor” gibi çok farklı tanımlamalar ile anlatılmaya çalışılır. Hastaların hepsi yaşadıkları bu şikâyeti anlatmakta zorlandıklarını ifade ederler. Toplumda “sersem gibi olma” şeklinde yaşanan atak tanımlama sıklığı oldukça yüksek olup aslında bu anlatım çok farklı nedenleri içinde barındırır. Bu durumun baş dönmesine bağlı olup olmadığının anlaşılması önemlidir. Baş dönmesi bağlı olanlar tıp dilinde “vertigo nedenleri ” başlığı altında toplanırlar.
Yaş: Her yaşta olabilir.
Cinsiyet: Nedenlere göre farklılık izlenebilir.
Tanıda hastadan ayrıntılı bilgi alınması, hastanın yaşı, tetikleyici faktörler, başlama şekli, yineleme özellikleri ve şikayetin uzunluğu oldukça yardımcı olur. Nedenler sıklıkla iç kulak veya santral sinir sistemi kaynaklıdır.
Neden olan faktörler: En sık nedenler kulağın viral enfeksiyonları, iyi gidişli parok-sismal (aralıklı) pozisyonel vertigo ve Meniere hastalığı olsa da aşağıda yer alan has-da olasılıklar arasında düşünülmelidir).
- İç ve orta kulak enfeksiyonları (özellikle viral enfeksiyonlar)
- İyi gidişli paroksismal pozisyonel vertigo: Bu durumda bulantı ve kusmada sıklıkla eşlik eder, şikayet öncesinde hastanın bir viral enfeksiyon geçirme ya da kafa travması hikayesi bulunabilir, günler geçse de dengesizlik yakınması sıklıkla tekrarlayabilir, işitme kaybı olmaz, haftalar aylar içinde kaybolma eğilimi olsa da tekrarlama olasılığı da vardır.
- Santral sinir sistemine ait iskemi: Özelikle yaşlı, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik gibi risk faktörü olan bireylerde beynin belirli bölgelerine yeterli oranda kan ulaşmasındaki yetersizlik nedeni ile baş dönmesi ortaya çıkabilir. Bu durumda ağız çevresinde uyuşma, konuşma bozukluğu, kuvvet kaybı, bilinç durumunda kısa süreli değişiklikler gibi nörolojik sisteme ait diğer yakınmalar da eşlik edebilir.
- Meniere hastalığı (işitme kaybı, baş dönmesi, kulak çınlaması şikayetleri olup bunlar ilerleyici olabilir. Atak süreleri saatler ile sınırlı olsa da kalıcı izler bırakabilir.
- Kullanılan bazı ilaçlar
- Sara (Epilepsi) hastalığı (hastadan alınan hikaye ve yakınlarının gözlemleri son derece önemlidir. Özellikle bilinç durumunun kaybının da eşlik ettiği durumlarda ayırıcı tanıda daha önde düşünülür)
- Akustik nörinom (işitme kaybı, baş dönmesi ve kulak çınlaması birlikteliği vardır)
- Nörolojik sistemler ile ilgili olabilecek diğer nedenler (beyincik yerleşimli tümörler, multipl skleroz gibi hastalılar)
- Kafa travması sonrası
Belirti ve bulgular:
Baş dönmesi altta yatan hastalık nedenine bağlı olarak beraberinde bulantı-kusma, kulak çınlaması, kulak ağrısı- akıntısı, işitme kaybı, dengesizlik, düşecek gibi olma, konuşma bozukluğu, yüzde uyuşma, bilinç durumunda bozulma gibi belirtilerle birliktelik gösterebilir.
Tanı:
Hastadan alınan bilgiler (ilk ortaya çıkış şekli, atakların süresi, tetikleyici faktörler, eşlik eden diğer yakınmalar) hastanın özgeçmişi, fizik ve nörolojik muayene bulguları son derece önemlidir. Özellikle eşlik eden baş ağrısı, çift görme, konuşma bozukluğu, dengesizlik, ellerin kullanımında hedefe ulaşmada zorlanma gibi yakınmalar varsa beyin kaynaklı hastalıklar üzerinde durulmalıdır. Ayırıcı tanıda hastanın sersemlik hissi olarak tanımladığı yakınmanın tam olarak kavranması önemlidir. Bu nedenle kan basıncı düşüklüğü, kansızlık, panik ataklarda yaşanan aşırı nefes alma hali gibi durumlar da sorgulanmalıdır. Tanı için detaylı sistemik, odyolojik (işitme) ve nörolojik muayene, muayene bulguları doğrultusunda istenebilecek işitme testleri, duruma göre beyin bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme testleri, elektroansefalografi kullanılabilir.
Tedavi:
Baş dönmesinin nedenine yönelik olarak yapılmalıdır.
Seyir: Nedene bağlı olarak değişir.
Lenf Bezi Büyümesi Nedir?
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Lenf Bezi Büyümesi (Baş Boyun Lenfadenopatileri) :
Lenf nodlarının (beze) büyümesi lenfadenopati olarak isimlendirilir. Lenfadenopati sık karşılaşılan bir bulgudur. Lenfadenopatilerin çoğu iyi huyludur. Lenfadenopatiler enfeksiyonların yanı sıra çeşitli kanserlerin seyrinde de ortaya çıkar. Bu nedenle tanıda geç
çok önemlidir.
Belirti ve bulgular:
Lenfadenopatinin büyüklüğü, yeri, süresi, eşlik eden bulgu ve belirtiler önemlidir. Bir cm. altında lenfadenopatinin önemli bir nedene bağlı olmadığı kabul edilir. Boyunda 1,5 cm üzerindeki lenf nodları araştırılmalıdır. Kulak önündeki lenf nodları çoğunlukla enfeksiyona bağlıdır. Lenf nodu hacminin büyük olması kötü huylu hastalık olma olasılığını normal topluma göre 13 kat arttırır. Lenf nodunun ağrılı, hassas ve kızarık olması iltihabi bir olaya işaret eder. Verem ve kötü huylu hastalıklarda lenfadenopati hızlı büyüyüp kapsül gerilimi yaratmadıkça ağrısızdır. İki haftadan kısa süreli lenfadenopatiler çoğunlukla enfeksiyona bağlıdır. İki haftadan uzun öyküde verem, Epstein Barr virusu (EBV) gibi viral enfeksiyonlar, AİDS, kanserler, bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar düşünülür. Bir yılı aşan bir öyküde kötü hastalık olasılığı düşüktür. Mesleki öykü (ziraat ve tarımla uğraşanlarda), evde kedi köpek olması (toksoplazma, kedi tırmığı hastalığı vb), yolculuk, ailede verem öyküsü tanı için yol gösterici olabilir. Uzun süreli kullanılan ilaçlar lenfadenopatiye yol açabilir.
Ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri gibi, bulgular kanserlerin belirtileri (özellikle LENFOMA) olabilir. Ateş ve yorgunluk viral enfeksiyonların seyrinde de görülmektedir. Son günlerde geçirilmiş üst solunum yolu enfeksiyonları, döküntülü hastalıklar, diş ve dişeti rahatsızlıkları lenfadenopatiye yol açmış olabilir. Boyun, çene altı ve kulak çevresi bölge lenf çoğu baş boyun enfeksiyonuna ikincildir. Uzun süreli boyun bölgesi lenfa-denopatilerde verem araştırılır. Ender görülen nazofarenks (yutak) karsinomalarında ilk bulgu boyun bölgesinde taş sertliğinde lenf olabilir. Hodgkin (Lenfoma türü) hastalarında tek bölge lenf nodu tutulumu olabilir. Koltuk altı lenfadenopatiler çoğu olguda enfeksiyona ikincildir. Evde kedi besleniyorsa kedi tırmığı hastalığı olabilir.
BCG aşısı da (verem aşısı) lenfadenite (lenf bezi iltihabı) neden olup, 4 yaşına hatta ender olarak 9-10 yaşma kadar sürebilir. Beraberinde deri döküntülerinin olması kızıl, kızamık, kızamıkçık gibi viral döküntülü enfeksiyonları düşündürürken deri altına kanamaların olması malign (kötü huylu) hastalıklar yönünden araştırmayı gerektirir. Vakalarda fizik muayene ile karaciğer ve dalak büyüklüğüne bakılır. Hastaya yapılacak ilk tetkik periferik kan yayması (kan hücrelerinin şekil ve yapısını değerlendirmek için yapılan kan incelemesi) ve kan sayımıdır. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında ya da oro-farenks (ağız yutak) incelemesinde boğazda kızarıklık varsa boğaz kültürü alınır.
Daha önce antibiyotik kullanmış, lenfadenopatisi uzun süredir devam eden hastalar ile; ailede verem öyküsü olan ya da malign bir hastalık kuşkusunda akciğer grafisi çekilir. Ailede verem öyküsü olanlar ile süreğen lenfadenopatilerde tüberkülin (PPD) deri testi yapılır. Süreğen lenfadenopatilerde EBV, CMV, HSV, HIV gibi etkenler araştırılır.
Ultrasonografi ve tomografi Hodgkin hastalığı gibi bir sistemik hastalık düşünüldüğünde, ya da boyunda bazı doğuştan kistlerin ayırıcı tanısına kullanılır.
Tedavi:
Tedavi nedene yöneliktir. Kültürde üretilen bakteriye karşı ya da verem, toksoplazma gibi gösterilmiş özgün ajanlarda antibiyotik verilir. Derin boyun enfeksiyonunda ya da enfekte kistlerin varlığında (enfekte kistik higroma, enfekte tiroglossal kist, enfekte brankial kleft kistlerinde) da antibiyotik başlanmalıdır. Muayene sonunda eşlik eden bulgu yok ve neden bulunamadı ise 2 ya da 3 hafta gözlenir. Bazı merkezler bu arada da antibiyotik önermektedir. 2-3 haftalık gözlem sonunda lenf nodu yeniden değerlendirilir. Değerlendirmede boyutta artış varsa ileri incelemeler yapılırken aynı boyutta sebat ediyorsa bir 2-3 hafta daha izlenir. İzlem sonunda lenf nodu yine aynı boyutta ise ileri araştırmalar yapılır. Lenf nodu kayboldu ise izlemden çıkarılır.
Baş Ağrısı Nedir?
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Baş Ağrısı Nedir?
Baş Ağrısı (Erişkinde):
Baş ağrısı en sık rastlanan yakınmalardan biridir. Baş ağrıları günlük aktivite kayıplarına neden olmakla birlikte büyük çoğunluğu hayatı tehdit edici hastalıklardan kaynaklanmaz. Yaşamsal tehlike oluşturmayan primer (birincil) baş ağrıları denilen ağrı grubunda belli başlı üç sendrom (hastalık) vardır: migren tipi baş ağrıları, gerilim tipi baş ağrıları ve küme tipi baş ağrıları. Sekonder (ikincil) baş ağrıları ise kafa içi patolojilerinden kaynaklanan, bu patolojilere ikincil gelişen ağrılardır.
Yaş: Her yaşta olabilir.
Cinsiyet: Baş ağrısı tipine bağlı olarak farklılık gösterir.
Neden olan faktörler: Baş ağrıları nadiren ciddi nedenlerden kaynaklanırlar. Baş ağrılarının çoğunluğu (gerilim tipi, migren, küme baş ağrısı) bilinen herhangi bir bozukluktan kaynaklanmazlar. En sık görülen gerilim tipi baş ağrılarıdır.
Baş ağrılarının nadir ciddi nedenleri; göz, burun, boğaz, diş, çene, kulak ve boyundan kaynaklanan hastalıkların yansıması ile oluşanlardır. Baş ağrılarının nadir ciddi nedenleri kafa yaralanmaları, serebral anevrizma (damarlarda balonlaşma), beyin enfeksiyonu
(apse, menenjit-beyin zarı iltahabı, ensefalit-beyin iltahabı) ve kan damarlarının (arteriovenöz) şekil bozukluklarıdır. Tüberküloz gibi enfeksiyonlar beyini etkileyebilir ve baş ağrısına neden olabilirler. Kafaiçi basıncını arttıran durumlar baş ağrısına neden olabilirler. Örnek olarak, kanama, kan toplanması (hematom) ve psödotümör serebri (nedeni bilinemeyen kafaiçi basınç artışı) durumları verilebilir. Baş ağrısına neden olan ciddi durumlardan biri de çok yüksek kan basıncına (hiper tansiyon) bağlı oluşan başın tepesinde damar atıyor şeklinde hissedilen baş ağrılarıdır. Akciğer hastalıkları (amfizem gibi) ve uyku apne sendromları baş ağrısına neden olabilir. Büyük arterlerin enflamasyonu (temporal arterit gibi) boyun ve başta ağrılara neden olabilir.
Temporal arterit; özellikle yaşlı hastalarda görülür. Ciddi üst solunum yolu enfeksiyonları ve yüksek ateş baş ağrısı yapabilir. Baş ağrıları sıklıkla kafein alınmamasına, uzun süreli ağrı kesici kullanımında ağrı kesicilerin kesilmesine bağlı olarak ve damar duvarını genişleten (nitrogliserin gibi) ilaçların kullanımına bağlı olarak gelişebilir.
Belirti ve bulgular:
Baş ağrısı, altta yatan hastalık nedenine bağlı olarak beraberinde tek taraflı görme kaybı, vücudun tek tarafında kuvvetsizlik, ışık ve sesten rahatsız olma, göz yaşarması, burun akıntısı, geniz akıntısı, boyun ağrısı, dengesizlik, kısa süreli bilinç kaybı, epileptik nöbet ile birlikte gelişebilir.
Tanı:
Sıklıkla doktorlar baş ağrısı tipini ya da nedenini hastanın özgeçmişi, baş ağrısının özellikleri ve fizik muayene ile belirleyebilirler. Baş ağrısının özellikleri, sıklığı, süresi, yerleşimi, şiddeti ve ilişkili belirtileri içerir.
Aşağıdaki özellikler baş ağrısına neden olan ciddi bir hastalığı düşündürür ve acil değerlendirme gerekir:
- Baş ağrısı olmayan ya da az olan kişide artmış baş ağrısı sıklığı,
- Hafif ağrıların şiddetli hale gelmesi,
- Hastayı uykudan uyandıran baş ağrıları,
- Baş ağrısının tipinin değişmesi,
- Ateş, boyun sertliği, kuvvet ya da his kaybı, denge bozukluğu, bayılma ile birlikte baş ağrısı olması durumunda,
- Eğer altta yatan ciddi bir nedenden şüpheleniliyorsa, tanısal işlemler yapılmalıdır. Menenjit düşünülüyorsa lomber ponksiyon (beyin omurilik sıvısından örnek alınması) hemen yapılmalıdır. Kan tetkiklerinden sedimentasyon oranı tem-poral arterit ve diğer inflamasyonların tanısını koymak için önemlidir.
- Eğer tümör, inme, kanama ya da diğer yapısal beyin bozukluklarından biri düşünülüyorsa bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) yapılmalıdır.
Tedavi:
Baş ağrısı tipine yönelik olarak planlanmalıdır.
Seyir:
Baş ağrısının tümör ya da anevrizma gibi kafaiçi nedenlerden kaynaklanmadığı durumlarda seyri iyidir.
Baş Ağrısı (Çocukta):
Çocuklarda baş ağrısı oluş biçimi ve nedenleri açısından erişkine benzer. Ancak nedenlerin öncelik sırası ve ağrının tanımlanması farklıdır, sıradan önemsiz bir nedenden kaynaklanabileceği gibi yaşamı tehdit eden bir nedene de bağlı olabilir. Çocukların yaşı küçüldükçe baş ağrısının önemli bir nedene bağlı olma olasılığı artar. Küçük çocuklar ağrıyı tam olarak ifade edemeyebilirler. Oyuna isteksizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, ağlama, kıvranma ve tepinme baş ağrısının işaretleri olabilir. Kulak, göz, diş ve sinüs ağrıları baş ağrısı olarak nitelendirilebilir veya gerçekten baş ağrısına neden olabilir.
Belirti ve bulgular:
Ani başlayan baş ağrısı çocuklarda daha sıktır. Nedenlerin öncelik sırası ve baş ağrısı tiplerinin görülme sıklığı değişkenlik gösterir.
Bebeklik döneminde gelişimsel kusurlar, kanamalar ve menenjit-apse gibi enfeksiyon hastalıkları nedeni ile kafa içi basınç artması ilk sıraları alırken oyun çocukluğu döneminde kafa travmaları ve kafa içi kanamalar ön plandadır. Okul çocuklarında sinüzit, kulak iltihabı gibi enfeksiyonlar ve travmalar daha sık nedenlerdir. Ergenlerde gerilim, psikojenik, migren gibi süreğen baş ağrıları daha sıktır. Hipertansiyon ve kafa içinde yer tutan (tümörler, kistler) oluşumlar her yaşta olduğu gibi çocuklarda da önemli baş ağrısı nedenleridir.
Ağrı özellikleri iyi tanımlanamadığından süreğen baş ağrılarını tanımak ve tiplendirmek güçtür. İleri yaşta tanı alan hastaların birçoğunda migren ve gerilim hatta küme tipinde ağrıların çocukluk çağında başladığı anlaşılır. Migrenin tipik atakları oldukça seyrektir. Tüm özellikleri görülmediğinden tanı koymak zaman alır. Erişkinlere göre ağrı süresi daha kısa, ataklar daha seyrektir. Göz kapağı düşmesi, yarım felç ve ani bilinç değişikliğine neden olan migren tipleri daha sık görülür. Aralıklı tekrarlayan kusma, baş dönmesi ve ateş gibi migren ilişkili durumlar ve Âlice harikalar ülkesinde sendromu adı verilen cisim, kişi ve eşyalarda şekil değiştirme, yerel küçülme-büyüme gibi durumlar görülebilir.
Tanı:
Baş ağrısı erişkinde %91–96, çocuklarda yaşla artmak üzere %4–50 gibi yüksek oranda dile getirilen bir yakınma olduğu için her hastada ayrıntılı inceleme gerekli değildir. Ancak altı aydan kısa süredir baş ağrısı olan altı yaşın altındaki her çocukta kafa içini görüntülemek (tomografi, manyetik rezonans) gereklidir. Daha uzun öyküleri olan ve yedi yaşından büyük çocukların izlenmesi ve bu çocuklarda baş ağrısı sıklık, süre ve şiddetinin artması, ağrı gidericilerle ağrının geçmemesi, davranış ve kişilik değişikliği gözlenmesi, zihinsel-hareketsel gelişmede duraklama, büyümede gecikme, baş çevresinde büyüme ve başka belirtilerin eklenmesi durumlarında ayrıntılı inceleme gereklidir.
Yeni gelişen şiddetli baş ağrıları, giderek artan baş ağrıları, bir başka nedenle açıklanamayan ateş, bulantı, kusma, nörolojik kusur, bilinç değişikliği gibi belirti ve bulguların eşlik ettiği baş ağrıları olan her hasta acil polikliniğe başvurmalıdır. Görüntülemelerle tanıya ulaşılamadığında biyokimyasal incelemeler yapılır.
Tedavi:
Neden belirlenmeden ağrı kesici verilmemelidir. Yaşamı tehdit eden nedenlerden biri saptanmamışsa verilebilir. Doktor önerisi ile salisilatlar, adepironlar, para-ibuprofen kullanılabilir. Doktor migrende önleyici olarak antihistaminikler, kalsiyum kanal blokörleri (Sibelium), beta blokörler; propronalol, naproksen, triptanlar ve antikonvülzanlar (karbamazepin, valproatlar ve topiramat) önerebilir.
Hangi Hastalık İçin Hangi Kaplıca
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Bu yazıda Hangi Hastalık için Kaplıcalar ve İçmeler hangi kaplıca faydalıdır? sorusunun cevabını bulacaksınız.
KAPLICA REHBERİ
HASTALIK ADI —– KAPLICA ve İÇMELER
Ağrılı Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Amasya – Hamamözü
Aydın – Alangüllü
Aydın – Germencik
Aydın – Kuşadası
Kayseri – Tekgöz
Astım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek
Bolu – Bolu
Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Aksaray – Ziga
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Antalya – Sarısu
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bolu
Çanakkale – Çan
Çorum – Beke
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Erzurum – Hasankale
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
İzmir – Karaköy
İzmir – Malgaca
İzmir – Şifne
Kayseri – Yeşilhisar
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Alaşehir
Manisa – Gebeler
Niğde – Kemerhisar
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Yozgat – Karadikmen
Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Ömer
Amasya – Terziköy
Ankara – Haymana
Antalya – Sarısu
Aydın – Ortakçı
Balıkesir – Gönendağ
Bilecik – Osmaneli
Bursa – Çekirge
Bursa – Oylat
Çorum – Beke
Denizli – Babacık
Düzce – Ömerler
İzmir – Çeşme
Konya – Höyük-Köşk
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Sarıkız
Samsun – Havza
Trabzon – Kisarna
Uşak – Hamamboğazı
Bökrek Hastalıkları (Taşları) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Ömer
Balıkesir – Güre
Bursa – Uludağ
Çanakkale – Çan
İstanbul – Tuzla
Konya – Ilgın
Kütahya – Eynal
Nevşehir
Sivas – Balıklı
Çıbanlar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Konya – Seydişehir
Cilt Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Ankara – Dutlu
Aydın – Alangüllü
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Manyas
Bingöl – Kös
Bursa – Çekirge
Bursa – Kükürtlü
Bursa – Yenikaplıca
Erzurun – Ilıca
İçel – Mersin
İstanbul – Yalova
Kırşehir – Terme
Kütahya – Eynal
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Sart
Manisa, Urganlı
Samsun, Havza
Sivas – Balıklı
Tokat – Sulusaray
Çocuk Felci için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Kepekler
Bolu – Çatak
Elazığ – Buranhame
Konya – Höyük-Köşk
Kütahya – Göbel
Samsun – Hamam ayağı
Samsun – Hırlas
Siirt – Sağlarca
Çocuk Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam
Damar Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Balıkesir – Pamuklu
Denizli – Pamukkale
Manisa – Kurşunlu
Damar Tıkanıklığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın, Alangüllü
Bursa – Armutlu
Bitlis – Çukur
Elazığ – Kolan
Damla Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Kızıldere
Deri Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Germencik-gümüş
Balıkesir – Emendere
Balıkesir – Karaağaç
Balıkesir – Manyas
Bilecik – Çaltı
Bitlis – Ilıcak
Diyarbakır – Çermik
İzmir – Balçova
Kırşehir – Karakurt
Kütahya – Eynal
Manisa – Kurşunlu açık dere
Muğla – Gebeler
Sivas – Balıklı
Dimağ Yorgunluğu için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın
İzmir – Bergama güzellik
Dolaşım Yolları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Acısa
Ankara – Dutlu
Ankara – Kızılcahamam
Bingöl – Kös
Bursa – Armutlu
İzmir – Balçova
Yozgat – Sarıkaya
Egzama için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam
Bursa – Karamustafa
Felç için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Gönen
Bolu – Çatak
Bolu – Kocababas
Konya – Ilgın
Göz için KAPLICALAR ve İÇMELER
İstanbul – Yalova
Konya – Ilgın
Gut için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Bursa – Karamustafa
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
Hazım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Afyonkarahisar
Ankara – Seyhamamı
Kayseri – Çökek
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Terme
Nevşehir
Hemoroid (Basur) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
İltihap için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Van – Hasanabdal
İştah için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne
Kayseri – Özengi
Kırşehir – Bulamaç
Manisa – Sart
Nevşehir
Kabızlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Kadın Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Ömer
Afyon – Sandıklı
Amasya – Hamamözü
Ankara – Ayaş
Ankara – Dutlu
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Kepekler
Balıkesir Yıldızdağ
Bingöl – Kös
Bolu
Bolu – Sariot
Bursa – Armutlu
Bursa – Çekirge
Bursa – Karamustafa
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – İnaltı
Denizli – Karahayıt
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Düzce – Efteni
Elazığ – Kolan
Eskişehir
Eskişehir – Sakarya
Hakkari – Zümrüt
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamagüzellik
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Cuma
İzmir – Çeşme
İzmir – Dereköy
İzmir – Dikili
İzmir – Nebiler
Kayseri – Tekgöz
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Mahmutlu
Kırşehir – Terme
Konya – Ilgın
Kütahya – Dereli
Kütahya – Emet
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Samrık
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Saraycık
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamamayağı
Samsun – Havza
Siirt – Hista
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Balıklı
Sivas – Sıcakçermik
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Köhne
Yozgat – Sarıkaya
Yozgat – Yerköy
Zonguldak – Karaçayır
Kalp için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Amasya – Terziköy
Ankara – Dutlu
Aydın – Sazlık
Bolu
Bursa – Armutlu
Çorum – Beke
Denizli – Pamukkale
Hakkari – Zümrüt
Kırşehir – Terme
Kansızlık (Anemi) için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne
Kayseri – Özengi
Karaciğer hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Aksaray – Hamamboğazı
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Aydın – Kızıldere
Aydın – Ortakçı
Balıkesir – Acısu
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bilecik – Osmaneli
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Bursa – Kükürtlü
Çanakkale – Çan
Denizli – Babacık
Denizli – Gölemez
Denizli – İnaltı
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzurum – Hasankale
Eskişehir
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Yalova
İzmir – Balçova
İzmir – Bergama
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Çeşme
İzmir – Malgaca
Kayseri – Bayramhacı
Kayseri – Boğazköprü
Kayseri – Saziçmesi
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Emir
Manisa – Kurşunlu
Muğla – Bözük
Muğla – Gebeler
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Niğde – Kemerhisar
Sakarya – Kuzuluk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Erikli
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Cavlak
Yozgat – Karadikmen
Kırık – Çıkık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Haymana
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Balıkesir – Kepekler
Bursa – Karamustafa
Çanakkale – Kızılca
Kütahya – Eynal
Kütahya – Göbel
Kütahya – Naşa
Manisa – Çeren
Samsun – Havza
Kısırlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Bursa – Karamustafa
Hakkari – Zümrüt
Mide Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Akasaray – Ziga
Amasya – Terziköy
Ankara – Ayaş
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Balıkesir – Acısu
Balıkesir – Pamuklu
Bilecik – Çaltı
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Bursa – Uludağ
Çorum – Beke
Denizli – Pamukkale
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzincan – Ekşisu
Erzurum – Hasankale
Eskişehir – Sakarya
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamagüzellik
İzmir – Bergamapaşa
Kahramanmaraş – Elbistan
Karabük – Bostanbükü
Kayseri – Yeşilhisar
Manisa – Bözük
Manisa – Çeren
Manisa – Emir
Manisa – Saraycık
Manisa – Urganlı
Muğla – Gebeler
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Erikli
Trabzon – Kisarna
Zonguldak – Kozlu
Müshil için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
İçel – Mersin
Kırşehir – Mahmutlu
Niğde – Ferhenk
Yozgat – Karadikmen
Nekahat için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın
Balıkesir – Emendere
Nevralji (Sinir Hastalığı) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Sandıklı
Ankara – Karakaya
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Germencik
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Kokarlar
Balıkesir – Yıldızdağ
Bingöl – Kös
Bolu – Sariot
Bursa – Karamustafa
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – Karahayıt
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Erzurum – Ilıca
Eskişehir
İçel – Hocantı
İzmir – Bademli
İzmir – Nebiler
Kırşehir – Mahmutlu
Kütahya – Dereli
Kütahya – Emet
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Muratdağı
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Samsun – Havza
Tokat – Sulusaray
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Yozgat – Köhne
Yozgat – Yerköy
Nevrit (Sinir İltihabı) için Kaplıcalar ve İçmeler,
Amasya – Hamamözü
Ankara – Seyhamamı
Balıkesir – Bostancı
Bursa – Çekirge
Bolu – Kocababas
Düzce – Efteni
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Konya – Höyük-Köşk
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Urganlı
Siirt – Sağlarca
Pankreas Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Hatay – Erzin
İstanbul – Tuzla
Sakarya – Taraklı
Yozgat – Cavlak
Romatizmal Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Ömer
Afyon – Sandıklı
Amasya – Terziköy
Ankara -Acısu
Ankara – Ayaş
Ankara – Dutlu
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Alangüllü
Aydın – Germencik
Aydın – Sazlık
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir, Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Hozluca
Balıkesir – Kokarlar
Balıkesir – Pamuklu
Balıkesir – Yıldızdağ
Bilecik – Çaltı
Bingöl – Kös
Bolu
Bolu – Sariot
Bursa – Armutlu
Bursa – Çekirge
Bursa – Karamustafa
Bursa – Kükürtlü
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – Babacık
Denizli – İnaltı
Denizli – Karahayıt
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Düzce – Efteni
Elazığ – Buranhame
Elazığ – Kolan
Erzincan – Ekşisu
Erzurum – Ilıca
Eskişehir
Eskişehir – Sakarya
Hakkari – Zümrüt
Hatay – Reyhanlı
İçel – Hocantı
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergama
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Cuma
İzmir – Çeşme
İzmir – Dereköy
İzmir – Dikili
İzmir – Nebiler
Kayseri – Tekgöz
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Karakurt
Kırşehir – Mahmutlu
Kırşehir – Terme
Konya, Ilgın
Konya – Seydişehir
Kütahya – Dereli
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Kütahya – Göbel
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Naşa
Kütahya – Samrık
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Gebeler
Manisa Kurşunlu
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Saraycık
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamamayağı
Samsun – Havza
Siirt – Hista
Siirt – Sağlarca
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Balıklı
Sivas – Sıcakçermik
Tokat – Sulusaray
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Uşak – Hamamboğazı
Van – Hasanabdal
Yozgat – Karadikmen
Yozgat – Köhne
Yozgat – Sarıkaya
Yozgat – Yerköy
Zonguldak – Karaçayır
Safra Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Sandıklı
Aksaray – Hamamboğazı
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Aydın – Kızıldere
Aydın – Ortakçı
Balıkesir- Acısu
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bilecik – Osmaneli
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Çanakkale -Çan
Denizli – Babacık
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzurum – Hasankale
Eskişehir
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Tuzla
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Malgaca
Kayseri – Bayramhacı
Kayseri – Boğazköprü
Kayseri – Saz İçmesi
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Manisa – Alaşehir
Manisa – Çeren
Manisa – Gebeler
Muğla – Bözük
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Niğde – Kemerhisar
Sakarya – Kuzuluk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Soğuk çermik
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Karadikmen
Salgı Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Yeşilhisar
Sedef (Egzema) Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Emendere
Balıkesir – Güre
Sinir Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aksaray – Ziga
Ankara – Dutlu
Aydın
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Kepekler
Balıkesir – Ömerköy
Bitlis – Çukur
İçel – Hocantı
İstanbul – Tuzla
Kırşehir – Terme
Konya – Ilgın
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamam ayağı
Samsun -Hırlas
Sivas – Soğuk çermik
Solunum Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek
Ankara – Haymana
Balıkesir – Karaağaç
Balıkesir – Kokarlar
Bursa, Yenikaplıca
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Külcüler
Denizli – İnaltı
Diyarbakır – Çermik
Elazığ – Buranhame
Erzincan – Ekşisu
Hatay – Reyhanlı
İzmir – Balçova
İzmir – Dereköy
İzmir – Karaköy
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Sart
Siirt – Hista
Siirt – Sağlarca
Şeker Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Antalya – Sarısu
Aydın – Kızıldere
Balıkesir – Pamuklu
Bingöl – Kös
Bitlis – Çukur
Erzurum – Hasankale
Eskişehir – Sakarya
İstanbul – Tuzla
Şişmanlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Aydın – Kızıldere
Bursa – Yenikaplıca
İstanbul – Tuzla
Tansiyon için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Ankara – Acısu
Bolu
İstanbul – Yalova
Kırşehir – Terme
Kütahya – Naşa
Uyuz için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Karaağaç
Yaralar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Çökek
Konya – Seydişehir
Basilli Dizanteri Nedir
30 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Basilli Dizanteri (Kanlı ishal):
Bir bakteri türü olan shigella‘nın neden olduğu ishal tablosudur. Shigella türüne ait S. dysenteriae, S. flexneri, S. boydii ve S. Sonnei olmak üzere dört tür bakteri bilinmektedir, ülkemizde S. sonnei daha sık görülmektedir. En ağır tabloyu oluşturan tür ise S. dysenteriae’dır. Shigella türleri sadece insanlarda hastalık yapma yeteneğine sahiptir. Az sayıda bakteri ko-enfeksiyonu oluşturabilmektedir. Bu kadar az sayıdaki bakteri temizlik kurallarına yeterince uyulmadığında ellere bulaşan dışkı ile kolaylıkla taşınabilir. Bakteri sıklıkla su ve bu su ile temas edip kirletilmiş gıdalarla insana geçmektedir. Hayvansal gıdalar bulaşta rol oynamamaktadır. Genelde okullar ve kreşler başta olmak üzere toplu yaşanan kalabalık ortamlar salgınların en sık ortaya çıktığı yerlerdir. Bunun yanı sıra kişisel temizlik koşullarına uyulmadığında aile içinde de salgınlar görülebilir. Vakaların büyük bir çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturur. Basilli dizanterinin en sık görüldüğü ikinci yaş gurubu 5–14 yaş arasıdır. Hastalık 15 yaşına kadar erkeklerde daha sık görülürken bu yaştan sonra kadınlarda daha sık görülmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 140 milyon basilli dizanteri vakası görülmekte, bunların 600.000′i ölümcül seyretmektedir. Ölen hastaların %60′ını 5 yaşın altında olan çocuklar oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde basilli dizanteri görülme oranları son 40 yıl içerisinde belirgin bir şekilde düşmüştür.
Belirti ve bulgular:
İshal; sıklıkla kanlı ve mukus (sümüksü madde) içermektedir. Tabloya karın ağrısı ve ateş de eşlik etmektedir. Bakteri alındıktan sonra hastalığın ortaya çıkması için geçen süre genelde 12–96 saattir. S. dysenteriae dışındaki türler etken olduğunda genelde hafif, bir hafta içerisinde düzelen ishal tablosu vardır. Ağır dizanteri tablosu nadiren gelişir. S. dysenteriae’nın ölümcül seyretme oranı %10–20 olarak bildirilmiştir.
Tanı:
Kesin tanı bakterinin dışkı kültüründe üretilmesiyle konur. Kültür sonuçlan genelde 48 saat içerisinde alınır. Kültür öncesi dışkının mikroskopik incelemesinin yapılması benzer tabloya yol açan amipli dizanteriden ayırıcı tanıyı sağlayacaktır. Basilli dizanteride, dışkının mikroskobik incelemesinde bol akyuvar ve alyuvar görülür. Amipli dizanteride ise genelde akyuvar sayısı çok azdır. Bol alyuvarla beraber amip trofozoitleri ve/veya kistleri görülebilir.
Tedavi:
En önemli basamak hastanın kaybettiği sıvı ve elektrolitin yerine konmasıdır. Hasta ağızdan alabildiği sürece hidrasyon (sulu beslenme) için bu yol tercih edilir. Küçük çocuklar için oral hidrasyon poşetleri sağlık ocaklarından temin edilebilir. Bunlar temin edilemediğinde bir litre kaynatılıp soğutulmuş suyun içerisine 1 çorba kaşığı toz şeker, 1 çay kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı sofra tuzu atılıp karıştırılarak gerekli sıvı hazırlanabilir (Oral Rehidratasyon Sıvısı, Evde ishal tedavisi).
Basilli dizanteri tedavisinde özel bir diyet uygulaması yoktur. Ağızdan beslenemeyecek kadar genel durumu bozuk olan hastalar ve şiddetli bulantı-kusma-olan hastalar hastaneye yatırılarak damardan verilecek sıvı ile tedavi edilirler. Bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ile tedavi hastalığın süresini kısaltır.
Korunma:
Kişisel temizliğe özen gösterilmesi, özellikle tuvaletten çıktıktan sonra ellerin yıkanması, aile içinde, okullarda, kreşlerde, yaşlı bakım merkezlerinde ve askeri birliklerde tuvalet eğitimine önem verilmesi, yiyeceklerin uygun ısıda pişirilmesi, çiğ yiyeceklerin tüketilmeden önce yıkanması gereklidir. Ayrıca hastalık gıda sektöründe çalışanlarda ve hastane çalışanlarında tespit edildiğinde hastalık süresince çalıştığı ortamdan uzaklaştırılmalı, ilk normal dışkıdan 48 saat sonrasına kadar istirahat etmeleri sağlanmalıdır.
Basilli Dizanteri (Kanlı ishal) Nedir
29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Basilli Dizanteri (Kanlı ishal):
Bir bakteri türü olan shigella‘nın neden olduğu ishal tablosudur. Shigella türüne ait S. dysenteriae, S. flexneri, S. boydii ve S. Sonnei olmak üzere dört tür bakteri bilinmektedir, ülkemizde S. sonnei daha sık görülmektedir. En ağır tabloyu oluşturan tür ise S. dysenteriae’dır. Shigella türleri sadece insanlarda hastalık yapma yeteneğine sahiptir. Az sayıda bakteri ko-enfeksiyonu oluşturabilmektedir. Bu kadar az sayıdaki bakteri temizlik kurallarına yeterince uyulmadığında ellere bulaşan dışkı ile kolaylıkla taşınabilir. Bakteri sıklıkla su ve bu su ile temas edip kirletilmiş gıdalarla insana geçmektedir. Hayvansal gıdalar bulaşta rol oynamamaktadır. Genelde okullar ve kreşler başta olmak üzere toplu yaşanan kalabalık ortamlar salgınların en sık ortaya çıktığı yerlerdir. Bunun yanı sıra kişisel temizlik koşullarına uyulmadığında aile içinde de salgınlar görülebilir. Vakaların büyük bir çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturur. Basilli dizanterinin en sık görüldüğü ikinci yaş gurubu 5–14 yaş arasıdır. Hastalık 15 yaşına kadar erkeklerde daha sık görülürken bu yaştan sonra kadınlarda daha sık görülmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda 140 milyon basilli dizanteri vakası görülmekte, bunların 600.000′i ölümcül seyretmektedir. Ölen hastaların %60′ını 5 yaşın altında olan çocuklar oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde basilli dizanteri görülme oranları son 40 yıl içerisinde belirgin bir şekilde düşmüştür.
Belirti ve bulgular:
İshal; sıklıkla kanlı ve mukus (sümüksü madde) içermektedir. Tabloya karın ağrısı ve ateş de eşlik etmektedir. Bakteri alındıktan sonra hastalığın ortaya çıkması için geçen süre genelde 12–96 saattir. S. dysenteriae dışındaki türler etken olduğunda genelde hafif, bir hafta içerisinde düzelen ishal tablosu vardır. Ağır dizanteri tablosu nadiren gelişir. S. dysenteriae’nın ölümcül seyretme oranı %10–20 olarak bildirilmiştir.
Tanı:
Kesin tanı bakterinin dışkı kültüründe üretilmesiyle konur. Kültür sonuçlan genelde 48 saat içerisinde alınır. Kültür öncesi dışkının mikroskopik incelemesinin yapılması benzer tabloya yol açan amipli dizanteriden ayırıcı tanıyı sağlayacaktır. Basilli dizanteride, dışkının mikroskobik incelemesinde bol akyuvar ve alyuvar görülür. Amipli dizanteride ise genelde akyuvar sayısı çok azdır. Bol alyuvarla beraber amip trofozoitleri ve/veya kistleri görülebilir.
Tedavi:
En önemli basamak hastanın kaybettiği sıvı ve elektrolitin yerine konmasıdır. Hasta ağızdan alabildiği sürece hidrasyon (sulu beslenme) için bu yol tercih edilir. Küçük çocuklar için oral hidrasyon poşetleri sağlık ocaklarından temin edilebilir. Bunlar temin edilemediğinde bir litre kaynatılıp soğutulmuş suyun içerisine 1 çorba kaşığı toz şeker, 1 çay kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı sofra tuzu atılıp karıştırılarak gerekli sıvı hazırlanabilir (Oral Rehidratasyon Sıvısı, Evde ishal tedavisi).
Basilli dizanteri tedavisinde özel bir diyet uygulaması yoktur. Ağızdan beslenemeyecek kadar genel durumu bozuk olan hastalar ve şiddetli bulantı-kusma-olan hastalar hastaneye yatırılarak damardan verilecek sıvı ile tedavi edilirler. Bakterinin duyarlı olduğu antibiyotik ile tedavi hastalığın süresini kısaltır.
Korunma:
Kişisel temizliğe özen gösterilmesi, özellikle tuvaletten çıktıktan sonra ellerin yıkanması, aile içinde, okullarda, kreşlerde, yaşlı bakım merkezlerinde ve askeri birliklerde tuvalet eğitimine önem verilmesi, yiyeceklerin uygun ısıda pişirilmesi, çiğ yiyeceklerin tüketilmeden önce yıkanması gereklidir. Ayrıca hastalık gıda sektöründe çalışanlarda ve hastane çalışanlarında tespit edildiğinde hastalık süresince çalıştığı ortamdan uzaklaştırılmalı, ilk normal dışkıdan 48 saat sonrasına kadar istirahat etmeleri sağlanmalıdır.
Bartholin Bezi
29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Bartholin Bezleri:
Hazne (vajen) ağzının her iki yanında, arka tarafa denk gelen bölgede yer alan iki küçük bezdir. Salgısı yalnızca cinsel birleşme sırasında akar. Haznenin ıslaklığını ve kayganlığını artırır.
Bakteri Nedir?
29 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Bakteriler:
Bakteriler; tek hücreli mikroskobik canlılardır. Birçok bakteri türü zararsız olmakla birlikte bazıları sindirim gibi bazı işlevlerde faydalı canlılardır. Bir kısım bakteri ise insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde hastalık yapabilir. Bunlar patojen bakteriler olarak adlandırılır. Normal olarak kan, beyin omurilik sıvısı gibi vücudun steril bölgelerinde hiç mikrop bulunmaz. Doğal olarak toprakta, bitkilerde, suda ve vücutta deri ve sindirim sistemi gibi bazı bölgelerde bakteriler yaşamlarını sürdürür.
Enterik Tip Bakteriler:
Enterik bakteriler doğada yaygın olarak bulunur. Aynı zamanda bu bakteriler, memelilerin bağırsaklarında yaşayan normal koşullarda zarar vermeden hatta bulundukları canlıya yararı olan bakterilerdir. Bu bakteriler bağırsaklar dışında saptandığında hastalık yapan etken (patojen) olarak tanımlanırlar.
Başlıca enterik bakteri cinsleri; Escherichia coli (E.Coli) , Shigella, Salmonella, Klebsiella, Yersinia, Proteus, Enterobacter, Serratia, Morganella, Citrobacter, Edwardsiella, Providencia. Bu bakterilerden ilk altısı insanlarda iltihap yapan etkenler (enfeksiyon etkeni) olarak saptanan cinslerdir. Bağırsaklarda gerçek hastalık yapan etken olarak kabul edilen başlıca iki cins vardır bunlar; Salmonella ve Shigella’dır.
Salmonella türleri; tifo ve tifo benzeri hastalıklar yapar. Shigella; ise basilli dizanteri (bakteriye bağlı kanlı ishal) etkenidir. Bazı E. coli türleri kanlı, sulu ishale neden olabilir. Çocuklarda E. coli’ye bağlı ishaller, bazı durumlarda böbrek yetmezliğine neden olabilir. Yersinia enterocolitica türü bağırsaklarda enfeksiyona yol açar. Enterik bakteriler fırsatçı iltihabi durumlar (enfeksiyon) oluşturan bakterilerdir. İdrar yollarında, solunum yollarında, dolaşım sisteminde hastalıklara, yara ve hastane enfeksiyonlarına neden olurlar.
Kanda bakteri enfeksiyonu; sıklıkla E. coli etkendir, yaşamsal tehdit olan bir enfeksiyondur. Ateş en belirgin bulgudur.
İdrar yollan enfeksiyonu; en sık saptanan etken E. coli’dir. Genç erişkin ve orta yaşlı kadınlarda sık saptanır. Erkeklerde saptanması yaşla birlikte artar. İdrar yaparken yanma, ateş, bazen karın ağrısı şikayetlerden bazılarıdır.
Zatürre (Pnömoni); hastane içi bulaş, hastane personeli ve kullanılan ekipman ile olur. En sık rastlanan etken Klebsiella pneumoniae’dır. Sıklıkla alkolik orta yaşlı erkeklerde saptanır. Öksürük, ateş görülür. Bağırsak bakterilerinin kanda neden olduğu enfeksiyon; çoklu bakteri enfeksiyonudur.
Menenjit; çoğunlukla E. coli etkendir. Enterik bakterilerin neden olduğu iltihabi hastalıklarda (enfeksiyonlarda), tanı için alınacak örnek, iltihaplı bölgeden, örnek alma koşullarına uygun olarak alınmalı ve uygun yöntemlerle incelenmelidir (uygun besiyerlerine ekimleri yapılmalıdır). Tedavi ise mümkünse antibiyotik duyarlılık sonuçlarına göre uygulanır.

