Kalp Kası Hastalıkları
22 Mart 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Kardiyomyopatiler (Kalp Kasının Hastalığı):
Kardiyomiyopati; diğer kalp yapılarının hastalığı veya fonksiyon bozukluğu sonucu olmayan (kalp krizi, hipertansiyon, kapak hastalıkları gibi) ve anormal kalp kası performansına neden olan “kalp kasının hastalığı” olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütünün sınıflandırmasına göre bilinmeyen nedenlere bağlı ve spesifik hastalıklara bağlı olarak iki gruba ayrılır.
1. Bilinmeyen Nedenler (Primer Nedenler)
• Dilate kardiyomiyopati
• Hipertrofik kardiyomiyopati
• Restriktif kardiyomiyopati
• Aritmojenik sağ ventriküler kardiyomiyopati (displazi)
2. Spesifik Kalp Kası Hastalığı (Sekonder Nedenler):
- Sistemik hastalıklara veya aşırı duyarlılık reaksiyonlarına bağlı gelişen kardiyomiyopatiler,
- Kalıtsal – ailesel,
- Toksik kardiyomiyopatiler.
Kardiyomiyopatilerde genellikle kalp kasının bozukluğu, sol karıncığın (sol ventrikülün) şeklini ve işlevini etkiler. Sadece aritmojenik (ritim bozukluğu) sağ ventriküler kardiyomyopatide sağ karıncık (ventrikül) etkilenmiştir. Hipertrofik kardiyomyopatilerin yarıdan fazlası; dilate kardiyomiyopatilerin dörtte biri kalıtsaldır. Hipertrofik kardiyomyopatiler de ekokardiyografıde sol ventrikül duvarlarından bir kısmını veya tamamını ilgilendiren kalınlaşma görülür. EKG’de de bu hastalığa ait özel belirtiler vardır. Dilate kardi-yomyopatilerde ekokardiyografıde sol ventrikülde genişleme ve sol ventrikül fonksiyonunda (ejeksiyon fraksiyonunda) azalma görülür.
Hipertrofik Kardiyomyopati:
Kalp kaslarında kalınlaşma ile giden bir kardiyomiyopati şeklidir. Hipertrofik kardiyomyopatili hastalarda kalbin kasılma fonksiyonu genellikle normal hatta artmış olmasına karşın kalbin gevşemesinde bozukluk vardır.
Bazı hipertrofik kardiyomiyopatili hastalarda sol karıncık çıkış yolunda kanın aorta pompalanmasını engelleyen darlık vardır. Hastalar nefes darlığı, göğüs ağrısı veya bayılmalardan yakınır. Gelişme çağında ve genç yetişkin çağda ani ölüme neden olabilen bir hastalıktır.
Dilate Kardiyomiyopati:
Genişlemiş ve hareketi azalmış sol karıncık (ventrikül) ile karakterizedir. Genellikle nedeni belli değildir. Kalp kasının enfeksiyon ve toksik etkilere karşı genetik yatkınlığının olması hastalığın aileden gelme bir hastalık olduğunu düşündürür. %75-80 hastada kalp yetmezliği ile kendini gösterir.
Restriktif Kardiyomiyopati:
Bu hastalıkta kasların gevşeme yeteneğinin azalması nedeniyle kalbin dolma fonksiyonu bozulmuştur. Hastaların tansiyonu düşüktür. EKG ve ekokardiyografıde bu hastalığa özel belirtiler vardır.
Aritmojenik Sağ Ventriküler Kardiyomiyopati:
Ailevi ve ilerleyicidir, sıklıkla genç erkeklerde görülür. Sağ ventrikülün bağ ve yağ dokusu ile kaplanması sonucu gelişir. Sağ ventrikül kökenli ciddi aritmiler veya taşikardiler (hızlı kalp atımı) görülür. Zorlu egzersizler sonucu gençlerde görülen ani ölüm nedenlerinin belli başlılarındandır.
Tedavi:
Kardiyomiyopatilerin tedavisi kardiyomyopatinin tipine, hastanın yakınmalarına ve ani kalp ölümü riskine göre tedavi planlanır ve yapılır.
Karbon Monoksit Zehirlenmesi
28 Şubat 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Karbon Monoksit Zehirlenmeleri:
Karbon monoksit (CO); renksiz, tatsız, kokusuz, tahriş edici özelliği olmayan bir gazdır. Havadan hafif olduğundan genellikle odaların üst (tavan) kısmında toplanır. Yanıcı bir gazdır. Havadaki oranı % 12-75 olduğunda patlayabilir. Karbon monoksit organik yakıtların tam yanmaması ile ortaya çıkar. Eğer ortamda yanmayı sağlayacak oksijen yoksa, üretimi daha fazla artar.
Önem sırasına göre karbon monoksit kaynakları şunlardır:
• Otomobil ekzos gazları
• Sobalardan sızan gazlar
• Doğalgaz / LPG’li şofben ve kombilerden sızmalar
• Sigara dumanı
• Bacasız ısıtıcılar (Gazlı Japon sobaları, LPG tüplü ısıtıcılar).
Karbon monoksit solunduğu zaman zehirlidir. Gazın renksiz ve kokusuz olması duyu organlarıyla fark edilmesini olanaksız kılmaktadır. Kaza sonucu veya intihar amaçlı zehirlenmeye neden olur. Zehirlenme olgularının yaklaşık %63′ü soba, %30′u şofben, %7’si doğalgaz nedeniyle olur.
Kanda kırmızı kan hücreleri (alyuvarlar) içinde hemoglobin denilen bir protein bulunur. Hemoglobin dokulara oksijen taşır. Hemoglobinin karbon monokside ilgisi, oksijene olan ilgisinden 200-300 kat fazladır. Bu yüzden karbon monoksit varlığında, hemoglobine, oksijen yerine karbon monoksit bağlanır ve karboksihemoglobin bileşiği meydana gelir. Beyin, kalp ve diğer yaşamsal organlara oksijen taşınamaz. Karbonmonoksit zehirlenmesi yanmanın olduğu her ortamda meydana gelebilir. Özellikle de yanma işleminin hızla geliştiği ya da yetersiz oksijen bulunan ortamda yanma olduğu takdirde karbonmonoksit meydana gelme olasılığı artar. Demir çelik endüstrileri, dökümhaneler karbonmonoksit zehirlenmesi bakımından riskli olan başlıca işlerdir.
Belirti ve bulgular:
Karbon monoksit zehirlenmesine bağlı şikayetler çok çeşitlidir.
Hastanın şikayet ve bulguları, karboksihemoglobin düzeyi ile kabaca ilişkilidir. Karboksihemoglobin düzeyi kadar, hastanın önceden sahip olduğu hastalıklar da önemlidir. Yaşlılar, gebeler, çocuklar, kansızlık, kalp ve akciğer hastalığı olanlar özellikle risk altındadır. Bu grup hastalarda daha düşük karboksihemoglobin düzeylerinde bile ciddi sorunlar görülebilir. Normalde kanda %0.5-3 oranında karboksihemoglobin bulunur. Sigara içenlerde bu oran %12′ye kadar çıkar, zehirlenme riski artar.
Hafif zehirlenmelerde uyku hali, yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı gibi şikayetler görülür. Daha ağır zehirlenmelerde baş ağrısı şiddetlenir. Muhakeme bozukluğu, görme bozukluğu, hızlı nabız, hızlı solunum, kan basıncı düşmesi, nöbetler ve bayılma ortaya çıkabilir. Son aşamada solunum yetmezliği ve hızla gelişen ölümcül koma hali görülür.
Düşük yoğunlukta defalarca maruz kalınmışsa (kronik zehirlenme) baş ağrısı, karın ağrısı, göğüs ağrısı, ishal, çarpıntı, güçsüzlük, uyuşukluk, düşünme güçlüğü ve görme bozukluğu şikayetleri oluşabilir. Karbon monoksit zehirlenmelerinde klasik olarak tanımlanan deride vişne kırmızısı renk değişikliği seyrek görülür.
Tanı:
Risk altındaki meslek gruplarında çalışanlarda (kazan dairesinde, ambarlarda, petrol rafinelerinde, kağıt ve çelik üretiminde çalışanlarda, paralı geçiş yollarındaki köprü ve turnike görevlilerinde, taksi şoförleri, polis memurları, madenciler, itfaiyeciler ve kaynakçılarda) ve duman soluma öyküsü olanlarda özellikle kış aylarında nezle benzeri şikayetler varsa, karbon monoksit zehirlenmesinden şüphelenilmelidir.
Bakılan karboksihemoglobin düzeyi; hastanın belirti ve bulguları, yaşı, mevcut hastalıkları, maruz kalma sonrası geçen zaman ve solunan oksijen miktarı hesaba katılarak değerlendirilmelidir. Göğüs ağrısı olanlarda EKG (elektrokardiyografi) ve kar-diyak enzim (kalp kası yıkılması sonucunda kana karışan maddeler) bakılması, özellikle duman soluyanlar için akciğer grafisi çekilmesi gerekebilir. Bazen de ayırıcı tanı (diğer hastalıklardan ayırabilmek) için, bilgisayarları tomografi ve manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır.
Ayırıcı tanı:
Migren ve tümör gibi baş ağrısı yapan nedenler, felç, bilinç durumunda değişiklik yapan organik ve psikiyatrik hastalıklar, besin zehirlenmeleri, alkol zehirlenmesi, enfeksiyonlar, kalp ve akciğer hastalıkları gibi çok çeşitli hastalıklarla karışabilir.
Tedavi:
Kurtarıcı; önce kendi güvenliğini sağlayarak, zehirlendiği düşünülen kişiyi hemen ortamdan uzaklaştırıp, temiz havaya çıkarmalıdır.
112 Acil Ambulans Servisi aranmalıdır.
Solunumu olmayan nabzı alınamayan hastalarda temel yaşam desteği başlatılmalıdır. Dokulardaki oksijensizliği gidermek ve kandaki karbon monoksidi temizlemek için bütün hastalara %100 oksijen verilmelidir.
Oksijen burundan kanülle, maske ile veya gerekli durumlarda, soluk borusuna bir tüp yerleştirilerek, bu tüp içinden akciğerlere verilebilir. Bayılma, nöbet gibi nörolojik bulguları olan, koma gelişen, kalp krizi geçiren, karboksihemoglobin düzeyi çok yüksek olan hastalara ve karboksihemoglobin düzeyi %15 üzerinde olan hamilelere hiperbarik oksijen (yüksek basınçlı oksijen) verilir.
Hiperbarik oksijen tedavisi; bir basınç odasında, içinde bulunduğumuz atmosferik basıncın 2-3 katı bir basınç altında, direkt, maske ya da tüp ile, hastaya aralıklı olarak %100 oksijen solutulmasıdır. Genellikle 45 dakika sürer, gerektiğinde tekrarlanabilir.
Son yapılan araştırmalar, sadece %100 oksijen solutulmasının da yeterli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, basınçlı oksijen verme olanağının olmadığı yerlerde, sadece yüksek konsantrasyonlarda oksijen vermek bile hastayı kurtarabilir.
Seyir:
Hastanın yaşına, önceki hastalıklarına, karbon monoksite maruz kalma süresine ve miktarına, karboksihemoglobin düzeylerine bağlı olarak tamamen iyileşme görülebildiği gibi, solunum yetmezliği ve ölümle de sonuçlanabilir. Bazı hastalarda iyileşme sonrasında uyku, bellek bozuklukları, konuşma bozukluğu, kalp kasında hasar görülebilir.
Korunma:
- Sigara içenler, sigarayı bırakmalıdır.
- Trafikteki taşıt sayısı azaltılmalı, bunun için toplu taşımacılık teşvik edilmelidir.
- Kapalı garajda çalışan arabaların içinde ve yakınında durulmamalıdır.
- Ağır trafikte, özellikle de tünellerde araba camları kapalı tutulmalıdır.
- Havalanması kötü yerlerde petrol ürünleri ile çalışan cihazların kullanımı engellenmelidir. Ev içinde gaz sobaları ve ısıtıcıların kullanımından kaçınılmalı, kömür yakılmamalıdır. Kullanmak zorunluysa TSE onaylı sobalar uygun biçimde kurulmalı ve yakılmak, sobanın hava duman kapakları kapatılmamalı, lodoslu havalarda soba yakılmamalı, baca temizliği düzenli yapılmalı, şofben kullanılıyorsa baca bağlantılı olmalıdır.
- Karbon monoksit zehirlenmesi açısından riskli iş kollarında çalışanlar eğitilmeli ve bu iş yerlerine mümkünse karbon monoksit dedektörleri yerleştirilmelidir.
Karaciğer Yetmezliği
28 Şubat 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Karaciğer Yetmezliği :
Karaciğerin büyük bir kısmının tamir edilemeyecek şekilde hasara uğrayıp; artık görevlerini yapamaz duruma gelmesidir.
Yaş: Tüm yaşlarda görülebilir.
Cinsiyet: Görülmesi açısından kadın-erkek cinsiyet farkı yoktur.
Risk faktörleri:
- İlaç Zehirlenmeleri; Parasetamol, Siprofloksasin, Doksisiklin, Eritromisin, INAH, Nitrofurantoin, Halotan, Statinler, Siklofosfamid, Metotreksat, Propiltiourasil gibi,
- Akut Viral Hepatitler (Hepatit Virüsleri, Adenovirüs, EBV, CMV),
- Wilson Hastalığı,
- Hepatosellüler Karsinom veya Metastatik Karsinom,
- Mantar Zehirlenmeleri,
- Kokain Gibi Uyuşturucu Alımı,
- Bitkisel Tedaviler (Ginseng, Chapparal Veya Pennyroyal Yağı),
- Gebeliğin Yağlı Karaciğeri,
- Sirozun Son Evresi,
- Reye Sendromu,
- Budd Chiari Sendromu
karaciğer yetmezliğine neden olabilen risk faktörlerinden yalnızca bir kaçıdır.
%15 hastada hastalığın nedeni tüm çabalara rağmen saptanamamaktadır.
Belirti ve bulgular:
Başlangıç belirti ve bulguları pek çok durum ve hastalıkta da görülebilen özgün olmayan belirtilerdir. Bu nedenle karaciğer yetmezliğinin tanınması bu aşamada güç olabilir.
Erken belirtiler; bulantı, iştah kaybı, yorgunluk ve ishaldir. Ancak karaciğer yetmezliği ile ilişkili belirtiler daha da ciddileşince sarılık, kolay kanama, karında şişlik, bilinç bulanıklığı, uykuya eğilim ve koma görülebilir.
Tanı:
Karaciğer yetmezliği tanısında sarılık, asit, kanamaya eğilim ve ensefalopati (bilinç bulanıklığı) gibi klinik bulgular büyük önem taşımaktadır.
Kan biyokimyasal tetkiklerinde karaciğer fonksiyonlarının ileri derecede bozulduğu tespit edilebilir.
Tedavi:
Yaşamı tehdit eden bir durum olup; acil tıbbi yardım gerektirir. Genellikle yıllar içinde zamanla oluşurken; 48 saat gibi kısa bir süre içinde akut olarak da gelişebilir. Bu dönemde hastaya karaciğer naklinin yapılabileceği olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle tanının erken konulması ve hastanın erken dönemde karaciğere spesifik (özgü) bir üniteye nakli önemlidir. Mantar veya parasetomol zehirlenmeleri için özgün tedavi gereklidir.
Ensefalopatinin tedavisinde laktuloz ve uygun antibiyotik verilir. Hemodiyaliz gerektirecek derecede hastada böbrek yetmezliği gelişebilir. Pıhtılaşma bozuklukları için taze donmuş plazma ve kan pulcuğu (trombosit) transfüzyonu verilmektedir. Özellikle glikoz ve diğer biyokimyasal parametreler izlenmeli, hipoglisemi riskine karşı her zaman tetikte olunmalıdır. Uygun organ bulunduğunda karaciğer nakli hayat kurtarıcı olabilir.
Seyir:
Seyir; altta yatan karaciğer yetmezliği nedenine bağlıdır.
Karaciğer Kanserleri
28 Şubat 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Karaciğer Kanserleri / Tümörleri:
Karaciğer içinde yar alan iyi huylu ve kötü huylu tümörlerdir.
İyi Huylu (Selim, Benign) Karaciğer Kanserleri, Tümörleri:
Sıklıkla belirti vermezler ve tesadüfen bulunurlar. Karaciğerin en sık görülen iyi huylu tümörü hemanjiomdur. Hemanjiom; kan damarlarından köken alan ve çoğunlukla hiçbir rahatsızlığa neden olmayan bir tümördür. Karaciğerin diğer iyi huylu tümörleri arasında adenom ve fokal nodüler hiperplazi sayılabilir. İyi huylu tümörler karaciğer içinde kalırlar ve vücudun diğer organlarına yayılmazlar.
Kötü Huylu (Habis, Malign) Karaciğer Kanserleri, Tümörleri:
Bu tümörler iki başlık altında toplanabilir.
1. Primer, Birincil: Karaciğerde yer alan hücrelerden kaynaklanırlar. En sık görüleni hepatoselüler kanserdir.
2. Sekonder, İkincil (metastatik): Diğer organlardan karaciğer gelirler. En sık mide-bağırsak sisteminden kaynaklanan kanserler karaciğere yayılırlar.
Risk Faktörleri:
Hemanjiomlar için bilinen bir risk faktörü yoktur. Karaciğer adenomları doğum kontrol ilaçları alanlarda daha sık görülür. Hepatosellüler kanser gelişiminde en önemli neden kronik karaciğer hastalığı varlığıdır. Bunun en sık nedenleri arasında hepatit B ve hepatit C ye bağlı gelişen karaciğer hastalıkları yer alır. Alkole bağlı sirozda da görülebilir. Karaciğer büyük kan akımı ve mide-bağırsak sisteminden gelen kam süzmesi nedeniyle vücudun diğer bölgelerinde yer alan tümörlerin de yayılabileceği bir organdır. Bu nedenle karaciğerde, primerden çok sekonder tümörler görülür.
Tanı:
Kötü huylu karaciğer tümörleri erkeklerde daha sıktır. Uzakdoğu ülkelerinde çok görülür. Türkiye’de de azımsanmayacak bir orandadır. En sık belirtiler karın ağrısı, halsizlik, iştahsızlık ve kilo kaybıdır. Bazı hastalarda sarılık görülebilir. Tanı kan tetkikleri (karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirleyicileri ve alfa-fetoprotein) ve Ultrasonografi (USG), bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri ile konur. Bazen kesin tanı için biyopsi gerekebilir. Siroz gibi hepatosellüler kanser gelişme riski yüksek olan durumlarda, erken tanı için görtüntüleme yöntemleri tarama amacıyla kullanılabilir.
Tedavi:
Hemanjiomlar çok büyümedikçe ve belirgin rahatsızlık yapmadıkça tedavi gerektirmez. Buna karşın büyük adenomların cerrahi tedavisi uygundur. Bunun nedeni adenomların kanama riski ve kötü huylu tümöre dönüşebilme olasılığıdır. Hepatosellüler kanserin tedavisi tümörün ameliyatla çıkarılmasıdır. Eşlik eden karaciğer hasarının fazla olması durumunda, tümörün çıkarılması yerine karaciğer transplantasyonu (nakli) daha uygun bir seçenektir. Cerrahi tedavinin tümör yeri, karaciğerin yapısı ve eşlik eden hastalıklar gibi nedenlerle uygun olmadığı hastalarda, tümörün lokal olarak ortadan kaldırılması düşünülmelidir. Bu amaçla tümör içine alkol verilmesi, tümörün bir iğne yardımıyla yakılması (radyofrekans ablasyonu) gibi yöntemler kullanılabilir. Karaciğer atardamarı içine bir katater yardımıyla ilaç ve tümör damarlarını tıkayıcı maddelerin verilmesi de (kemo embolizasyon) tedavi seçenekleri arasındadır. Küçük ve yayılım göstermeyen hetosellüler kanserler sağkalımın iyi olduğu grubu oluşturur. Yaygın hastalıkta seyir kötüdür.
İkincil karaciğer tümörlerinin tedavisi farklı özellikler taşır. Bazı hallerde ikincil karaciğer tümörlerinin de bölgesel cerrahi tedavisi uygun olur. Fakat bu hastaların çoğunda kanser hücrelerini öldüren ilaç tedavisi (kemoterapi) gerekir.
Karaciğer Büyümesi (Erişkin)
13 Şubat 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Karaciğer Büyümesi (Erişkin) :
Hepatomegali; karaciğerin normal boyutlarının dışına çıkarak büyümesi durumudur.
Yaş: Belirgin bir yaş dağılımı yoktur.
Cinsiyet: Belirli bir cinsiyette daha fazla görülme durumu yoktur.
Risk faktörleri:
- Alkol,
- Hepatit A,
- Hepatit B,
- Konjestif kalp yetmezliği,
- Enfeksiyöz mononükleozis,
- Lösemi (kan kanseri),
- Tümör metastazları,
- Nöroblastom,
- Karaciğer kanseri,
- Glikojen depo hastalıkları,
- Kanda yağ fazlalığı,
- Şişmanlık ya da şeker hastalığına bağlı karaciğer yağlanması,
- Primer bilier siroz,
- Sklerozan kolanjit (safra yolları hastalıkları),
- Sarkoidoz,
- Amiloidoz,
- Hemolitik üremik sendrom,
- Reye sendromu
karaciğer büyümesi yapan başlıca hastalıklardır.
Belirti ve bulgular:
Karaciğer hastalığının genel özgün olmayan bulguları olan yorgunluk, bulantı, iştahsızlık ve güçsüzlük bulunabilir. Sağ üst kadranda kaburgaların altında ağrı ve hassasiyet hissedilebilir. Bunun dışında kalp yetmezliği olan olgularda nefes darlığı, geceleri yüksek yastıkta yatma ve nefes açlığı ile uyanma gibi belirtiler ile akut hepatitli olgularda sarılık ve idrar renginin koyulaşması, primer bilier sirozlu hastalarda kaşıntı başvuru şikayeti olabilir. Tümörlü olgularda kilo kaybı varken enfeksiyöz mononükleoz varlığında ateş saptanabilir.
Tanı:
Karaciğer büyümesini doktor fizik muayene esnasında saptar. Karaciğer büyümesi saptandıktan sonra nedeninin araştırılmasına yönelik ek tetkikler istenir.
Akciğer grafisi kalp yetmezliğini gösterirken; kan tetkikleri ile kan kanseri, kanda yağ yüksekliği, şeker hastalığı, hepatitler tespit edilir. USG karaciğer içindeki kitleleri gösterir, şüphe edilen durumlarda ek tetkikler de istenebilir.
Tedavi:
Tedavi altta yatan nedene bağlıdır.
- Şişman hastalara zayıflamaları,
- alkol kullananlara alkolü bırakmaları,
- şeker ve kan yağı yüksekliği olan hastalara diyetlerine uymaları,
- karaciğer yağlanması yapan ilaçları kullananlara bu ilaçları bırakmaları tavsiye edilir.
Tansiyon düşüklüğü olan, kalp yetmezliği kontrolsüz hastalar, karaciğer komasında veya sanlığı olan bireyler hastaneye yatırılır.
Seyir:
Nedene bağlı olarak, diyet, kilo verme, alkolü bırakma, şeker kontrolü konusunda tavsiyelere uyan hastalarda hepatomegali (karaciğer büyümesi) geri dönüşümlü olabilir. Primer bilier siroz ve primer sklerozan kolanjitli hastalarda zaman içinde karaciğer nakli gerekebilir. Hepatomegali saptandıktan sonra hastaların düzenli izlem altına girmeleri önemlidir.
Karaciğer Büyümesi (Çocuk)
09 Ocak 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Karaciğer Büyümesi (Çocukta)
Karaciğer Büyümesi (Hepatomegali); Yeni doğan döneminden yaşlılık dönemine kadar her yaşta görülebilen bir bulgudur. Doğrudan karaciğere ait nedenlerle ya da pek çok sistemik hastalıkla birlikte ortaya çıkabilir (Tabloya bakınız).
Karın bölgesinin elle muayenesiyle, karın röntgenlerinde, ultrasonografî de ya da karın tomografisinde saptanabilir. Karaciğer büyümesi olan bir hasta değerlendirilirken, detaylı öykü ve fizik muayeneden sonra, tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit belirteçleri, karın ultrasonografisi (USG), karın bilgisayarlı tomografisi (BT) gibi radyolojik tetkikler ve karaciğerden yapılacak iğne biyopsisi gerekebilir. Hastada, tüm bu yöntemler ve gereğinde daha detaylı incelemelerle karaciğer büyümesinin nedeni mutlaka belirlenmelidir.
Karaciğer Büyümesi Nedenleri Tablosu:
1. Karaciğerdeki hücrelerin çoğalma ya da büyümeleri:
a. Depolanmalar:
- Yağ depolanması (karaciğer yağlanması): beslenme bozukluğu, obezite, damar yoluyla beslenme, diyabet, metabolik karaciğer hastalıkları, kistik fibrozis, Reye sendromu gibi.
- Lipid depolanması (Lipid depo hastalıkları): Gaucher Hastalığı, Nieman Pick Hastalığı, Wolman Hastalığı gibi.
- Glikojen depolanması: Glikojen depo hastalıkları
- Diğer: Wilson Hastalığı (bakır depolanması), hemokromatozis (demir depolonması), amiloidoz (amiloid depolanması), alfa 1 antitripsin eksikliği, siroz
b. Enfeksiyonlar:
- Viral hepatitler (Bulaşıcı sarılıklar); hepatit A, hepatit B, hepatit C
- Bakteriyel enfeksiyonlar; sepsis, karaciğer apsesi, kolanjit
- Paraziter enfeksiyonlar; kist hidatik, amip apsesi
- Toksik nedenler; İlaçlar, zehirler
c. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi bozuklukları): otoimmün hepatit, sklerozan kolanjit, lupus, sarkoidoz gibi.
d. Tümörler: iyi huylu tümörler, kistler, kötü huylu tümörler, metastazlar
2. Damarsal alanın genişlemesi:
a. Karaciğer içi: Veno oklusiv hastalık (damar tıkanıklığı)
b. Karaciğer dışı: Kalp yetmezliği, perikard (kalp zarı) tamponadı, konstriktif perikardit (kalp zarı iltihabı), Budd Chiari Sendromu
3. Safra yollarında genişleme: Doğuştan hepatik fibrozis, Karoli Hastalığı.
Büyümeye neden olan hastalık karaciğer dışı bir durumsa, onun tedavi edilmesiyle karaciğer normal boyutuna gerileyebilir. Doğrudan karaciğere ait hastalıklarda da, tanı konulduktan sonra uygulanacak tedavilerle gerileme sağlanabilir. Karaciğer boyutlarının izlenmesi, hastalığın seyri ve tedaviye verdiği yanıtı değerlendirmek açısından da önemlidir.
Büyümüş karaciğerde ağrı da varsa bulaşıcı viral hepatitler, hızlı gelişen kalp yetmezliği ve karaciğer apsesi öncelikle düşünülmelidir.
Kanser Tedavisi (Alternatif Tıp)
04 Ocak 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Kanserde Alternatif Tedaviler:
Bir toplumda sağlık sisteminin dışında kalan, hastalıklardan korunmayı ve iyileşmeyi amaçlayan, kabul gören teoriler, inanışlar, yöntemler ve davranışların tümü alternatif tedavidir. Ülkemizde ve dünyada kanserde tamamlayıcı ve alternatif tedavilerin kullanımı yaygındır ve inkar edilemez bir gerçektir. Bu tedavileri uygulayanlar genellikle değeri anlaşılamamış, dışlanmış olduklarını belirten hekimler, şifacılar ve özel yetenekleri olduğunu iddia eden her türlü meslekten kişilerdir. Onları dışlayanlar ise; doktorlar, eczacılar, sağlıkla ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla klasik tedavi yöntemlerinden (kemoterapi – radyoterapi vb.) fayda sağlayan firmalardır. Uygulayıcıların bir kısmı gerçekten iyi niyetli, sadece hastaların iyi olmasını amaçlayan ve bu tedavilerden maddi gelir kazanmayı düşünmeyen kişilerdir. Ne yazık ki daha büyük kısmı iyi niyet beslese de maddi gelir kazanmayı amaçlamış ve gerçekten kazanan kişilerden oluşmaktadır.
Bağışıklık sistemini kuvvetlendirme, bilinmeyen bakteri gibi bazı kanserojen ajanları yok etme, elektriksel alan, manyetik alan, özel bitki, diyet, vitamin, strese karşı tedavi gibi halkın kolay kabullenebileceği ve mantıklı bulabileceği, aksini ispat etmenin zor olduğu açıklamalar kullanılır. Bu tedavilerin doğal, ucuz, insan vücuduna zarar vermeyen yöntemler olduğu belirtilir. Halbuki kemoterapi, radyoterapi gibi klasik tedavilerin, hastanın bağışıklık sistemi başta olmak üzere tüm sistemlerini altüst ettiği, hatta bu nedenle iyileştirmek yerine kötüleştirdiği iddia edilir. Uygulayıcıların etrafında genellikle doktorların iyileştiremedikleri, mucizevi şekilde iyileşen, hastalar vardır ve bunlar gündemdedir. İyileşemeyen çok büyük çoğunluk dikkate alınmaz.
Dünyada ve Türkiye’de vitaminler, mineraller:
- E, C vitaminleri, selenyum, Co Q 10,
- Bitkisel ürünler; zakkum, ısırgan otu, Essiac, Hoxsey SPES,
- Metobolik tedaviler;
- Kelley – Gonzales, Gerson, antineoplastonlar,
- Hayvansal gıdalar; köpekbalığı ve sığır kıkırdağı, kaplumbağa kanı,
- Zihinsel tedaviler (hipnoz, relaksasyon yötemleri vb.),
- Elektromanyetik yöntemler,
- Biyoenerji
Bu tedavi yaklaşımlarının bir kısmı aşağıdadır.
Kanserin Tedavisinde Alternatif Tıp (Şifalı Bitki, Diyet);
Zakkum:
Yüzyıllardır, başta cilt hastalıkları olmak üzere bir çok hastalıkta kullanılmakta iken 1973 yılında bir genel cerrahi uzmanınca kanser tedavisinde popüler kılınmaya başlanmış, 1988 yılında büyük tartışmalarla medyaya taşınmıştır. Bağışıklık sistemini uyarıcı etkisi bilinen bu ajan çeşitli kereler NCI ve TÜBİTAK destekli projeler de dahil denenmiş, kanser tedavisinde etkinliği kanıtlanamamıştır.
Isırgan Otu:
Genellikle “Lokman hekim” adı altında birçok şifacı, bitki uzmanı tarafından karışımları, kaynatılmış suyu ve tohumu önerilmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalarda içeriğinin tümöre karşı etkili olduğu gösterilememiştir. Ancak ısırgan otunun ihtiva ettiği flavanoidlerin, hastaların kendilerini daha iyi hissetmelerine ve iştahlarının açılmasına yol açtığı düşünülmektedir.
Livingston Rejimi:
Hastalardan ilk karşılandıklarında yüksek bir miktar ücret alınmakta, havuç suyu sıkacağı satılarak tedaviye başlanmakta, durumunda bozulma olan tüm hastalar enstitü dışına çıkarılmaktadır. Aşı, havuç ağırlıklı diyet, çoklu vitamin, lavman, TNF’den oluşmaktadır.
Köpekbalığı ve Sığır Kıkırdağı:
Kıkırdak dokuya metastaz (yayılım) olmadığı gözleminden yola çıkarak, kıkırdak dokularda damar oluşumunu ve metastazı önleyen bazı özel maddelerin gösterilmesi bilimsel bir dayanak oluşturmuştur. Hastalar bu ekstreleri her türlü kanserde kullanmakta ayrıca bilimsel çalışmalar da devam etmektedir. Bu arada köpekbalığının diğer organları başta karaciğer olmak üzere araştırılmaktadır.
Kelley-Gonzales Rejimi:
Bir diş hekimi olan Dr. William Kelley 1950 li yıllarda sempatik ve parasempatik sinir sistemi arasındaki dengeyle ilgili bir teori ortaya atmış; başta kanser olmak üzere birçok hastalık için kendine ait bir rejim geliştirmiştir. Diyet, vitamin ve mineraller, pankreatik enzimler, çeşitli sığır organ ve bezleri, kahve içeren lavmanlar kullanılmaktadır. Son yıllarda Dr. Nicholos Gonzalez başta olmak üzere bazı hekimler devam etmekte, pankreas kanserlerinde başarılar elde ettikleri söylenmektedir.
Gerson Tedavisi:
Bir Alman fizikçi olan Max B. Gerson kendi sanatoryumunda 1930′lu yıllardan itibaren hastalarına bu tedaviyi uygulamıştır. Kanserin sodyum ve potasyum dengesizliğinin sonucu olduğuna inandığından; düşük sodyum, yüksek potasyum içeren laktovejeteryan diyet, sığır karaciğeri ekstresi ve kahve içeren antioksidan lavmanlarla tedavi geliştirmiştir. Gerson rejiminin başta ağrı olmak üzere destekleyici tedavide faydalı olduğu kabul edilmektedir.
Essiac Karışımı:
Kanada’da bir yerli Ojibwa büyücüsü tarafından hazırlanan karışım Rena Caisse adlı hemşire tarafından dünyaya yayılmıştır. Meme kanseri olan hemşire bu karışımla iyileşince soyadını tersten okunmasıyla elde edilen kelimeyi bu karışımın adı olarak kullanmış, Kanadalı ve Amerika’lı hastanın kullanmasına vesile olmuştur. Bu arada kullanılan bitkiler tek tek incelendiğinde tümöre üzerinde bazı etkiler saptanmıştır. Ancak hala yayınlanmış bilimsel klinik çalışma yoktur.
Mistleoe:
Semiparazitik (yarı parazit) bitki üyesi olan Loranthacea ailesinden elde edilen lektinler (glikoproteinler) ve viskotoksinler (proteinlerden) oluşur. Bağışıklık sistemini uyardığı gösterilmiştir. Özellikle viskotoksinlerin doğrudan hücre üzerine toksik etkileri de vardır. Iscador, Helixor, Eurixor, Isorel gibi mistletoe preparatları mevcuttur.
Çok fazla sayıda çalışma mevcut olup, 667 meme kanserli bir hasta grubunda; tedavi almayan gruba göre belirgin iyi, kemoterapi alan grupla benzer etkili bulunmuştur. Bu prepatlar kemoterapi rejimler ile de birlikte verilmekte ve başarılı sonuçlar elde edilmekte olduğu bildirilmektedir.
SPES ve PC – SPES Rejimi:
New York Tıp Fakültesi’nden Dr. Sophie Chen tarafından geliştirilmiş bitkisel karışımlardır. SPES 14 bitki, PC-SPES 8 bitki ihtiva eder. Invitro (laboratuar ortamında) hücre ölümünü uyardıkları, bel-6′yı baskıladıkları gösterilmiştir. Prostat kanserli hayvan modellerinde tümör büyümesinin doz bağımlı olarak baskıladıkları gösterilmiştir. Bu ajanlar en çok prostat kanserli hastalarda denenmiş ve başarılı sonuçlar alınmıştır.
Diğerleri:
Ülkemizde kambu çayı, kaplumbağa kanı, keçiboynuzu, siyah üzüm çekirdeği, bal, arısütü, çörekotu, havlucan, karpuz kabuğu gibi bitkiler ve karışımları kullanmaktadır. Türkiye’de yapılan az sayıda bilimsel çalışmadan Samur ve arkadaşlarının yaptığı araştırmada 135 kanserli hastayla görüşülmüş, Alternatif tedavi kullanan hasta oranı %50 bulunmuştur. En çok ısırgan otu (%87) kullanıldığı ve hastaların 1/3′ünün bu tedavilerden yarar gördüklerini düşündükleri rapor edilmektedir. Hastaların %90′ı bu yöntemlerle birlikte klasik tedavileri de kullanmakta, yüksek sosyoekonomik düzeyde kullanım yüzdesi artmaktadır. İstatistiksel olarak kullanımı arttıran tek faktörün “hastalığın süresi” olduğu belirtilmiştir.
Altenatif Tedavinin Yan Etkileri:
Ülkemizde kullanılan alternatif tedavi yöntemlerinin yan etkileri ve ilaç etkileşimleri ile ilgili bilimsel veriler yeterli değildir. Ancak özellikle kemoterapiyle birlikte alındıklarında enfeksiyon, organ fonksiyonlarında beklenmeyen bozukluklar gibi gözleme dayanan yan etki ve etkileşimler söz konusudur.
Bildirilen bazı yan etkiler ise:
- PC- SPES; östrojenik yan etkiler,
- Kamboçya çayı; kalp durması,
- Chaparral; karaciğer hasarı,
- sarımsak ve zencefil; kanama,
- Gerson tedavisi; Camplobakter fetus sepsisidir.
Kanser Tedavisinin Yan Etkileri:
Kanser tedavisinin yan etkilerinden sağlıklı doku ve organları korumak oldukça güçtür. Kanser tedavisi, kötü hücre ve dokuları ortadan kaldırmaya çalışırken, sağlıklı hücre ve dokulara da zarar verir. Tedaviye bağlı yan etkiler her hastada ortaya çıkmayabilir veya yan etkilerin derecesi hastadan hastaya değişkenlik gösterebilir. Kanser tedavisine hastanın vereceği reaksiyon ve yan etkiler, sorgulama, fizik muayene, kan testleri ve diğer testlerle yakından takip edilir. Kanser tedavisi sonrası ortaya çıkabilecek yan etkilerin çoğu önlenebilir veya tedavi edilebilir yan etkilerdir. Tedaviyi uygulayan doktor ve hemşirelerden, kanser tedavisinin olası yan etkilerinin öğrenilip, tedavi sonrası ortaya çıkabilecek problemleri azaltmak veya ortadan kaldırmak için gerekli öneriler alınmalıdır. Yan etkiye neden olabilecek kanser tedavi metodları; cerrahi, radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi), hormon tedavisi ve biolojik tedaviler/immünoterapi ve kök hücre (ilik) naklidir.
Kanserin Ameliyata Bağlı Yan Etkileri:
Ameliyata bağlı olası yan etkiler tümörün yerine, ameliyatın tipine, hastanın genel sağlık durumuna ve diğer faktörlere bağlıdır. Bu nedenle cerrahiye bağlı olası yan etkiler mutlaka ameliyatı yapacak cerrahlara sorulup öğrenilmelidir.
Genel olarak cerrahiye bağlı yan etkiler;
- halsizlik, yorgunluk, ağrı, enfeksiyon, kanama, cerrahi bölgesinde oluşabilecek bölgesel problemler ve anesteziye bağlı ortaya çıkabilecek yan etkilerdir.
Cerrahiden sonra iyileşme süreci hastadan hastaya değişkenlik gösterebilir.
Kanserin Radyoterapi (Işın) Tedavisine Bağlı Yan Etkileri:
Radyoterapiye bağlı olası yan etkiler tedavi dozuna, hangi doku veya organa radyoterapi verildiğine bağlıdır. En sık görülen yan etkiler;
- halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, cilt reaksiyonları (kızarma, bronzlaşma), boğazda yanma, yutma güçlüğü, bulantı, kusma, ishal ve lökosit sayısında düşmedir (lökopeni). Bu tür yan etkiler geçici olup, biri veya bir kaçı bir arada görülebilir ve genellikle tedavi eden hekim tarafından kontrol altına alınabilir.
Kanserin Kemoterapi (İlaç Tedavisine) Bağlı Yan Etkileri:
Kemoterapiye bağlı yan etkiler kullanılan kemoterapi ilaçlarına, hastaya uygulanan doza ve hastanın genel durumuna bağlıdır. Kanser ilaçları sadece kanser hücreleri üzerine değil, genellikle hızlı çoğalan diğer normal hücreler üzerinde de etkilidir. Bunların başında kemik iliğinde üretilen kan hücreleri gelir.
Kemoterapiye bağlı olarak, enfeksiyonla savaşan akyuvar (lökosit) sayısı, kanamaları önleyen veya durduran kan pulcuklarının (trombositler) sayısı ve dokulara oksijen taşıyan alyuvarların (eritrosit) sayısı düşebilir. Kan hücrelerinin sayısındaki azalma derecesi; hastaya, uygulanan kemoterapi ilaçları ve dozlarına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Böyle bir yan etki gelişmesi durumunda hastalarda daha kolay enfeksiyon ortaya çıkabilir, kanamalar, ciltte kırmızı noktasal döküntü ve morarmalar oluşabilir ve hastalar kendilerini halsiz ve yorgun hissedebilirler.
Kemoterapi sonrasında ateş, herhangi bir enfeksiyon bulgusu, kanama, ciltte morarma, ileri derecede halsizlik oluştuğunda mutlaka takip eden hekimle irtibat kurulmalı, kan sayımı (hemogram,cbc) yaptırılmalı ve gerekirse antibiyotik, kan transfüzyonu ve trombosit transfüzyonu gibi tedaviler uygulanmalıdır. Kemoterapi sonrası kan değerlerinin düşük olduğu dönemde ortaya çıkabilecek özellikle enfeksiyon (genellikle ateş, boğaz ağrısı, öksürük, balgam, idrarda yanma, ishal, makat çevresinde ağrı gibi bulguların biri veya bir kaçı bulunur) ve/veya kanamanın hayati önemi vardır ve ölümle sonuçlanabilecek acil durumlardır. Bu nedenle kemoterapi sonrası ortaya çıkabilecek yan etkileri, uygulamayı yapan doktor ve hemşireden öğrenmeli, gerekirse kemoterapi sonrası önerilen bir tarihte kan sayımı yapılmalı ve acil durumlarda yapılacaklar önceden bilinmelidir.
Kemoterapiden en çok etkilenen hücrelerden bir diğeri de; yine hızlı çoğalan, ağızdan makata kadar olan sindirim sistemi hücreleridir. Uygulanan kemoterapi ilaçlarına ve dozlarına bağlı olarak hastalarda iştahsızlık, bulantı ve kusma, ishal ve ağız içinde yara gibi yan etkilerin biri veya bir kaçı görülebilir veya hiçbiri görülmeyebilir. Eğer ortaya çıkarsa, bunlar genellikle önlenebilir ve tedavi edilebilir yan etkilerdir ve tedaviden bir süre sonra kendiliğinden düzelir.
Kemoterapilerin yan etkilerinden biri de saç dökülmesidir. Kemoterapi kesildikten sonra hastanın saçları genellikle tekrar geri çıkar. Bazı kemoterapi ilaçları saç dökülmesine yol açmaz. Bazı erkek ve bayan hastada hastanın yaşına, kullanılan kemoterapi ilaçlarına ve dozlarına bağlı olarak geçici veya kalıcı kısırlık (çocuk sahibi olma yeteneğinin kaybolması) ortaya çıkabilir. Bu nedenle ilerde çocuk sahibi olmayı isteyen genç erkek hastalar için kemoterapi öncesi sperm saklatmak bir seçenek olabilir. Kemoterapi sonrası bayan hastalar erken menapoza girebilirler, ateş basmaları ve vajinal kuruluk görülebilir. Genç bayanlarda kemoterapi sonrası menstrüel (adet) periyodların tekrar başlama olasılığı vardır. Kemoterapi sonrası dönemde; nadir de olsa, uygulanan ilaçlara ve dozlarına bağlı olarak hafif veya orta/ağır şiddette karaciğer, böbrek veya akciğer yetersizlikleri olabilir. Özellikle böbrekleri korumak için; hekim önerisi doğrultusunda, kemoterapi sırasında ve sonrasında yeterli sıvı almak önemlidir. Kemoterapi sonrası daha nadir görülen ve uygulanan kemoterapi ilacına ve dozuna bağlı olarak değişen kısa ve uzun vadede ortaya çıkabilecek başka olası yan etkiler de mevcut olup, bunların kemoterapiyi veren hekimle görüşülmesi gerekir.
Hormon Tedavisi Yan Etkileri:
Hormon tedavisinin başlıca genel yan etkileri; bulantı, kusma, vücutta sıvı toplanması (ödem), kilo alımı ve sıcak basmasıdır. Erkeklerde iktidarsızlık ve kısırlık, kadınlarda adet düzensizlikleri, vajinal kuruluk ve bazen kısırlık yapabilir. Kullanılan ilaca ve metoda bağlı olarak bu yan etkiler geçici, uzun süreli veya kalıcı olabilir. Daha ayrıntılı bilgi için tedaviyi veren veya vermeyi düşünen hekimle görüşülmelidir.
Biyolojik Tedavi/İmmünoterapi Yan Etkileri:
Yan etkiler verilen tedavi tipine göre değişkenlik gösterir. Ancak genel olarak bu tedavilerden sonra, grip benzeri belirtiler (ateş, titreme, kas ve eklem ağrıları), halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ishal ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda cilt döküntüleri, ciltte kolay morarmalar, vücutta sıvı toplanması, kan basıncında düşme, solunum güçlükleri gelişebilir. Bu yan etkilerin oluşmasını önlemek veya ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek için bazı ilaçlar verilebilir. Bazen bu tür tedaviler hastanede yatırılarak uygulanabilir. Bu tür yan etkiler genellikle kısa sürelidir ve tedavi kesilince ortadan kaybolurlar.
Kök Hücre (ilik) Nakli Yan Etkileri:
Kök hücre nakli uygulanan hastalarda, kemoterapi yan etkileri başlığı altında ele alınan hususların hepsi önemli ve geçerlidir. Yüksek doz kemoterapi sonrası otolog (kendinden) kök hücre nakli uygulanan veya ablatif (yüksek yoğunluklu) veya düşük yoğunluklu hazırlık rejimi sonrası allojeneik (kardeş, akraba veya akraba dışı vericiden) kök hücre nakli uygulanan hastalarda; enfeksiyon, kanama, uygulanan kemoterapi ve/veya radyoterapiye bağlı organ hasarları başlıca yan etkilerdir. Allojeneik ilik nakli sonrası bu yan etkilere ek olarak, Graft Versus Host Hastalığı (doku reddi), karaciğerin veno-oklusif (tıkayıcı damar hastalığı) hastalığı, bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlara bağlı yan etkiler ve fırsatçı enfeksiyonlar görülebilir.
Kanser Tedavisi (Çocukta)
01 Ocak 2010 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Kanser Tedavisi (Çocukta)
Kanser tanısı kesinleşen çocukların tedavi planı, gerekli durumlarda cerrahi ve radyasyon onkolojisi gibi farklı disiplinlerinde görüşü alınarak çocuk onkologları (kanser uzmanları) tarafından yapılır. Doğru tedavi planı yapılabilmesi için öncelikle kanserin tipine göre vücuttaki yaygınlığı araştırılmalıdır. Bu amaçla, hastanın ayrıntılı muayenesini takiben tümörün yerine ve tipine göre akciğer ve karın bölgelerinin tomografisi (BT) ve ultrasonografisi (USG) yapılarak hastalığın bu bölgelere yayılıp yayılmadığına (metastaz) bakılır. Aynı amaçla hastadan alman kemik iliği incelenir, beraberinde çeşitli kan testleri yapılarak değerlendirilir. Bu testlerin sonucunda hastalığın vücuttaki yaygınlığının derecesine (evresine) karar verilir. Hastalığın evresine göre de doktor tarafından hastanın tedavisi planlanır. Tedavilerde seçilen ilaçlar çocuktan çocuğa ve kanserin tipine göre değişebilir. Hastalığın uygulanan tedaviye cevabına göre başka ilaçlarla tedaviye devam edilir veya bunlara ek olarak ameliyat, ışın tedavisi (radyoterapi) önerilebilir.
Tedavinin sağlıklı yürütülmesi ve başarısında doktor, hasta çocuk (yaşına göre) ve ailenin işbirliği çok önemlidir. Kanser tanısı konulan çocuğa ve ailesine deneyimli konusunda uzman doktorlar tarafından hastalığın adı, özellikleri, tedavisinin nasıl olacağı, ne sıklıkta nerede (hastanede yatarak veya yatmadan) verileceği, ne kadar süre devam edeceği ve ne zaman kesileceği, tedavi sırasında hastayı bekleyen yan etkiler ve bunlardan nasıl korunması gerektiği konusunda bilgiler onların anlayacağı bir dille anlatılmalıdır. Tedavi edildikleri merkezden uzakta yaşayan hasta ailelerine doktorlarına ulaşabilecekleri iletişim adresleri verilmelidir.
Tedavi Yöntemleri:
Kanser tedavisinde çeşitli disiplinler birlikte çalışarak en iyi sonuca ulaşmayı amaçlar. Tedavide en sık uygulanan yöntemler cerrahi tedavi, ilaçlarla tedavi (kemoterapi), ışın tedavisi (radyoterapi), immünoterapi, kemik iliği naklidir. Kanserin tipine ve hastanın yaşına göre yukarıdaki tedavi yöntemlerinden bir veya birkaçı birlikte uygulanabilir.
1. Cerrahi Tedavi:
Pek çok solid tümörde (kemik iliği ve lenf bezi kanserleri dışındaki kanserler) cerrahi tedavinin en önemli bölümüdür. Kanserli dokunun yerleştiği yere göre çevre dokulara zarar vermeden tamamının çıkartılması amaçlanır ve uygulamaya çalışılır. Tümör çok büyük olduğunda tam çıkartılabilmesi için ameliyattan önce ilaçlarla ve ışın tedavisiyle küçültülmesine çalışılır. Ameliyat kararı verilen çocuğa ve aileye ameliyat ile ilgili açıklamalar yapılmalıdır. Cerrahiye bağlı erken yan etkiler cerrahinin yerine göre değişen ağrı, kusma, bir süre ağızdan beslenememe olabilir.
Çocuk Ve Kanser Tedavisine Bağlı Organ Kaybı: Tanı sırasında tedavi amaçlı ameliyatlarda organların tamamen çıkartılmadan korunması önemlidir. Bunlara rağmen tedavi başında veya ilerleyen zaman içerisinde bazı organların korunması hasta için hayati önem taşıdığında mümkün olamaz. Bu çeşit ameliyatlar içerisinde çocuğu ve aileyi en korkutanlar gözün alınması (enükleasyon), kol veya bacağın kesilmesi (amputasyon), idrar torbasının alınması gibi ameliyatlardır. Amputasyon özellikle genç hastalar için yaralayıcı olmaktadır. Hastalara ve ailelerine ortopedistlerle birlikte protezler hakkında bilgiler verilmeli yeterli açıklamalar yapılmalıdır. Çocuk ruh sağlığı bölümleri ile işbirliği yapılması yararlı olabilir.
2. Kemoterapi (ilaç tedavisi):
Kanserli hücreleri yok etmek için özel ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu tedavide verilen ilaçlar kan yoluyla vücuda yayılarak vücudun her bölgesinde bulunabilecek kanser hücrelerinin yok edilmesine yardımcı olur. Tedavide tek ilaç, çoğu kez de birden fazla ilaç birlikte kullanılır. İlaç tedavisinde kullanım yolları damar içine (intravenöz) verilenler, kas içine (intramuskuler) verilenler, belden su alınarak (intratekal) verilen ilaçlar en sık kullanılan yollardır. Son yıllarda uzun süreli tedavi alan hastalar için sıkıntı yaratan tekrarlayan enjeksiyonlardan kaçınmak hastanın stresini azaltmak amacıyla cilt altı ve damar içine yerleştirilen sistemlerle (portlar) tedavi verilebilir. Bu şekilde hastaların tedaviye bağlı stresleri ve ağrılarını azaltmak mümkündür.
3. Radyoterapi (ışın tedavisi):
Kanserli bölgeyi odaklayarak uygulanan yüksek enerjili ışınlarla kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Kanseri bulunduğu bölgede sınırlamayı amaçlar. Ayrıca kanserin yayıldığı bölgelerde ışınlanarak hastalık kontrol altına alınmaya çalışılır. Işın tedavisi, gelişmekte olan çocuklarda ki yan etkilerinden dolayı daha kontrollü kullanılır. Işın tedavisinden önce hasta ve hasta ailesi tedavi hakkında radyasyon onkologları tarafından bilgilendirilmelidir.
4. İmmünoterapi:
Biyolojik tedavi olarak kabul edilir. Bağışıklık yanıtını uyaran ajanların kullanıldığı tedavi yöntemi olup tümöre karşı bağışıklık yanıtının uyarılmasıdır. Hastalıkları ve kanseri önlemek için normalde vücut tarafından yapılırlar. Aynı zamanda kanser tedavisinde kullanılmak üzere dışarıdan da verilebilirler. Böylece vücudun korunma mekanizmalarına destek vererek vücuttaki yabancı olaylara (kanser) karşı savunmalarına destek olunur. Bu verilen maddelere tıpta biyolojik cevap uyaranları denilir. Kanser tedavisinde bu uyaranlar kanser hücrelerini öldürür Kanser tedavisinde en sık kullanılan biyolojik cevap uyaranları sitokinler, interlökinler, monoklonal antikorlardır.
5. Kemik iliği ve Periferik Kan Kök Hücre (Stem Cell) Nakli:
Kemik iliğinde hastalıklı kan hücreleri veya kanserin tedavisinde verilen ilaç ve ışın tedavisi ile ölen ilik hücrelerinin yerine sağlıklı ilik hücrelerinin (kök hücrelerin) verilmesidir. Kanserli çocuklarda kemik iliği nakli ya doğrudan ilik hücrelerini tutan kan kanserli (lösemi), beze kanserli (lenfomalı) hastalıklarda veya daha farklı kanserlerde hastalığı kontrol altına alabilmek için hastalara çok yüksek miktarlarda ilaç veya ışın tedavileri verilmek zorunda kalındığında bu ağır tedavilerle tamamen ölen ilik ve kan hücrelerinin yenilenmesi için yapılır. İlik ya da kandan elde edilen sağlıklı kök hücreler tedaviden sonra hastalara verilerek yeni sağlıklı hücrelerin gelişmesi beklenir. Kök hücrelerin çoğu kemik iliğinde olmak üzere kanda ve göbek kordonunda bulunur ve transplantasyon (nakil) için kök hücre kaynağı (donör, verici) olarak kullanılırlar.
Kemik iliği naklinde (transplantasyonunda) kök hücrelerin kimlerden elde edileceğini bilmek de önemlidir.
Otolog Transplantasyon: Hastanın kendisinin ilik veya kan kök hücreleri kullanılarak yapılır. Bunun için kök hücreler ilik veya kandan özel aletler kullanılarak toplanır ve hastaya önceden doktoru tarafından planlanan yüksek doz tedaviden ve eğer gerekli görülürse tüm vücut ışınlamasından sonra önceden planlanan günde hastaya damardan geri verilir.
Allojeneik Transplantasyon: Kardeş veya aileden veya aile dışında bir vericiden elde edilen kök hücrelerin hastaya verilmesidir. Bu durumda hasta ve vericinin doku grupları tam uyumlu olmalıdır. Kordon kanından yapılan tüm transplantasyonlar allojeneiktir. Doku uyumu tam olamayan durumlar dada merkezin kararına göre transplantasyon yapılabilir.
Kemik iliğinde hastalıklı kan hücreleri veya kanserin tedavisinde verilen ilaç ve ışın tedavisi ile ölen ilik hücrelerinin yerine sağlıklı ilik hücrelerinin (kök hücrelerin) verilmesidir. Kanserli çocuklarda kemik iliği nakli ya doğrudan ilik hücrelerini tutan kan kanserli (lösemi), beze kanserli (lenfomalı) hastalıklarda veya daha farklı kanserlerde hastalığı kontrol altına alabilmek için hastalara çok yüksek miktarlarda ilaç veya ışın tedavileri verilmek zorunda kalındığında bu ağır tedavilerle tamamen ölen ilik ve kan hücrelerinin yenilenmesi için yapılır. İlik ya da kandan elde edilen sağlıklı kök hücreler tedaviden sonra hastalara verilerek yeni sağlıklı hücrelerin gelişmesi beklenir. Kök hücrelerin çoğu kemik iliğinde olmak üzere kanda ve göbek kordonunda bulunur ve transplantasyon (nakil) için kök hücre kaynağı olarak kullanılırlar.
Singeneik Transplantasyon: Aralarında doku uyumu tam olan ikiz kardeşten yapılan transplantasyondur. Hastalara transplantasyondan önce büyük damarlardan birisine genellikle boyun damarları tercih edilir kalıcı bir kateter yerleştirilir. Bu kateterden kök hücre verilmesi, gerekli durumlarda kan ve antibiyotik ve diğer gerekli ilaçların verilme işlemi de yapılır. Hastaya geri verilen sağlıklı kök hücreler hastanın kemik iliğine giderek yerleşir ve orada sağlıklı alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pulcuklarının yapımı yeniden başlar. Bu hücrelerin ortaya çıkması genellikle transplantasyondan 13-28 gün sonra gerçekleşir. Bu süre içinde hastada alyuvar yetersiz olacağından kansızlık (anemi), kan pulcuğu (trombosit) yetersizliğinde kanamaya eğilim ve akyuvarların (lökosit) yetersizliğinde mikroplara güçsüzlük sonucu enfeksiyon gelişebilir. Bu süre içinde hasta özel odalarda tutularak enfeksiyonlardan korunmaya çalışılır. Hastaya alyuvar ve kan pulcuğu desteği verilir. Kemik iliği transplantasyonundan sonra hastanın immünolojik sistemin tam düzelebilmesi 1-2 yıl alabilir.
Tedavi Seçeneklerinin Yan Etkileri:
Çocukluk çağı kanserlerinde günümüzde modern tanı ve tedavi yöntemleri ile yüksek oranlarda tam iyileşme sağlanabilmektedir. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve radyoterapi tümör hücrelerini öldürmek amacıyla verilirken vücudun sağlıklı hücrelerinde de istenmeyen bazı etkilere yol açabilir. Genel olarak kemoterapi ilaçlarının ortak yan etkileri kısa dönemli ve uzun dönemli olarak ayrılabilir. Her hastada ve her tedavi verildiğinde tüm yan etkilerin görülmesi beklenmez. Yan etkiler ilaçların cinsine, dozlarına ve hastanın ilaçlara duyarlılığına da bağlıdır. Yan etkilerin bulantı ve kusma gibi bazıları ilaçlar uygulanırken ortaya çıkabilir ve geçicidir. Kanser tedavisi verilen hastalarda geç yan etkiler hastanın yaşına, tedavilere, etki altında kalan doku ve organlara göre değişik derecelerde ve çok çeşitlidir.
Tedavilere Bağlı Erken Yan Etkiler:
1. Kan hücrelerinde düşüklük: Kan sayımı değerlerinde düşüklük genellikle hafif olmakta, kendiliğinden düzelebilmektedir. Hemoglobin düzeyi düşerse kansızlık ortaya çıkar, hastaya kan verilmesi gerekebilir. Akyuvar sayımında düşüklük olursa hastada enfeksiyonlara yatkınlık gelişebilir, ateşi yükselebilir. Kan pulcuk sayımı düşük ise hastaların çarpma, vurma, düşme gibi durumlardan sakınılması, bir yerlerini kesmelerinin önlenmesi gerekir. Kanama durumunda veya risk varsa hastalara trombosit süspansiyonu verilerek kan kan pulcuk düzeyi yükseltilebilir.
2. Bulantı ve kusma: Günümüzde kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın önlenmesine yönelik etkili ilaçlar elimizde bulunmaktadır. Bazen bu önleyici ilaçlara karşın bulantı ve kusma gelişebilir veya kemoterapiyi izleyen birkaç gün boyunca devam edebilir. Böyle bir durumda hastayı izleyen doktorla iletişime geçilmesi veya bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir.
3. Ağız içi sorunları: Kemoterapi ilaçları ağız içini kaplayan mukozada zedelenme, pamukçuk, tat duyusu değişiklikleri, dişler ve diş etlerinde çeşitli yan etkilere neden olabilir. Baş ve boyun bölgesine radyoterapi alan hastalarda da benzer yan etkiler olabilir. Kemoterapi verilen çocuklarda ağız bakımı çok önemlidir. Ağız dışında yemek borusu, mide ve bağırsak da kemoterapinin etkisiyle zedelenme olabilir ve ülserler, ishal, karın ağrısı gibi sorunlar, bazen de kabızlık gelişebilir. Genellikle geçici olan bu sorunlar destek tedavisiyle düzelir.
4. Enfeksiyon Riski: Kemoterapi verilmekte olan hastalarda yüksek ateş enfeksiyon belirtisi olabileceğinden hemen doktorunuza haber verilmesi veya bir sağlık kurumuna başvurulması gerekir. Akyuvar sayımında ciddi düşüş ile beraber yüksek ateşi olan hastaların bir süre hastaneye yatırılarak takip ve tedavisi gerekebilir. Akyuvar sayımında düşüklük durumlarında çocukların maske takması, enfeksiyonu olan kişiler ile temas etmemesi ve kalabalık ortamlarda bulunmaması gerekir.
5. Saç Dökülmesi ve Cilt Etkileri: Kemoterapi ilaçları değişik derecelerde saç köklerindeki hızlı çoğalan hücreleri de etkileyerek geçici olarak saçlarda seyrelme veya dökülmeye neden olabilir. Saç dökülmesi çoğunlukla geçici olup kemoterapinin kesilmesinden sonra birkaç hafta içinde saçlar yeniden çıkar. Benzer şekilde cilt kuruluğu, kaşlar, kirpikler ve vücudun diğer tüylerinde dökülme gelişebilir. Bu etkiler de büyük oranda geçicidir.
6. Alerjik reaksiyonlar: Bütün kemoterapi ilaçlarının alerjik reaksiyonlara neden olma olasılığı olabilir. Etoposid ve L Asparaginaz gibi bazı ilaçlar ile risk daha yüksektir. Alerjik reaksiyonlar çoğunlukla ciltte döküntü veya kaşıntı şeklinde olur.
7. Bulaşıcı Hastalıklar ve Aşılar: Kemoterapi verilmekte olan hastalarda bağışıklık sisteminde zayıflama olabildiğinden su çiçeği, kabakulak gibi çocukluk çağının bulaşıcı hastalığı olan kişilerden uzak tutulmaları önemlidir. Çocuk hastalara kemoterapi verildiği süre boyunca ve tedavi kesimini izleyen aylarda özellikle kızamık, kabakulak, çocuk felci (polio) gibi canlı virüs aşılarının yapılmaması gerekir. Yine hastanın kardeşlerine ve ev halkına çocuk felci aşısı yapılmaması gerekir.
Tedavilere Bağlı Geç Yan Etkiler :
1. Büyüme Geriliği ve Diğer Endokrinolojik Geç Etkiler: Kanser tedavileri devam ederken boy uzamasında gerilik sıklıkla görülebilir. Hipotalamus veya hipofiz bölgelerine yüksek dozda uygulanan radyoterapinin veya cerrahinin etkileri ile büyüme hormonu eksikliği için risk artar. Baş – boyun bölgesinde tümörü olan çocuklarda da radyoterapiye bağlı olarak ciddi büyüme geriliği gelişebilir. Kafa bölgesine radyoterapi alan çocuklarda pubertede gecikme görülebilir. Düşük dozda radyoterapinin hipotalamus ve hipofiz bezini erken uyarması sonucunda puberte bazen erken başlayabilir. Omurga ve omurilik bölgesine radyoterapi verilmesi omurgada büyümeyi etkileyerek boy kısalığına katkıda bulunur. Kanser nedeniyle tedavi verilen çocukların obezite, adale kitlesinde azalma, yağ dokusunda artış da görülebilir. Büyümenin etkilenmesinin erken tespiti ve tedavisi için çocukların büyüme açısından düzenli ve yakın izlemi gerekir. Büyüme geriliğinin büyüme hormonu eksikliğine bağlı olduğu saptanırsa, dışarıdan büyüme hormonu tedavisi verilebilir.
2. Tiroid Bezi: Hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) boyuna radyoterapi alan hastalarda en sık görülen geç etki olup kafaya ve omurgalara radyoterapi alan hastalarda da risk olabilir. Hastalara dışarıdan tiroksin tedavisi verilmesi gerekebilir. Hipertiroidi (tiroid bezinin fazla çalışması) ise boyuna radyoterapi verilmesi sonrasında düşük oranlarda görülebilir. Radyoterapi sonrasında tiroid bezinde çoğunluğu iyi huylu olmak üzere nodüller gelişmesi için de risk artmıştır.
3.Gonadlar (Testisler ve Yumurtalıklar): Kanser tedavileri çocuklarda gonadların üreme ve hormonsal işlevlerinde bozulmaya neden olabilir. Etkiler tedavi yöntemine, doza ve hastanın yaşına göre değişiklik gösterir. Sperm yapımının daha fazla etkilenmesi nedeniyle infertilite riski, özellikle ergenlik dönemi ve sonrasında olmak üzere, erkek çocuklarda kızlara göre daha yüksektir. Puberte (ergenlik dönemi) öncesi çocuklardaki etkilenmeler ancak puberte döneminde anlaşılabilir. Kızlarda karın bölgesinin veya tüm vücut ışınlamasının hem yumurtalıklarda hem de rallimde önemli etkileri olabilir. Radyoterapi etkisi ile yumurtalıklarda hem germ hücreleri hem de endokrinolojik işlevlerde bozukluk birlikte görülür. Yumurtalıklar puberte öncesinde radyoterapi etkilerine daha dirençli olup ilk adetin başlaması 1 yıl kadar gecikse de vakaların büyük kısmında fertilite sorunu yaşanmaz. Kemoterapi ilaçlarının etkisi ile ergenlik çağında ikincil cinsel gelişim aşamalarında gerilik ve hormon düzeylerinde düşme görülebilir. Hormon düzeylerinin çalışılması ve sonuçlara göre hormon tedavisi yapılması düşünülmelidir.
4. Kalp ve Dolaşım Sistemi Üzerine Etkiler: Kalbe istenmeyen etkileri en iyi bilinen ilaçlar adriamisin ve antrasiklin grubu içindeki epirubisin, daunorubisin, idarubisin gibi diğer ilaçlardır. Kalp üzerindeki istenmeyen etkiler %10′a varan sıklıkta görülebilir. Kalbin kan pompalamasında bozulma, kalp yetmezliği, ritim bozuklukları (aritmi), kalbi saran zarlarda sıvı toplanması (perikardiyal efüzyon) gibi sorunlar düşük sıklıkta da olsa görülebilir. Bu istenmeyen etkiler kalıcı da olabilir. Tedavi süresince ve tedaviler tamamlandıktan sonra da kalp kontrolleri düzenli olarak yapılır.
5. Solunum Sistemine Etkiler: Hem kemoterapi hem de radyoterapinin çocuklarda akciğerler üzerine erken ve geç istenmeyen etkileri olabilir. Akciğerlerdeki yan etkiler kısmen geri dönüşümlüdür. Akciğerlerin elastik ve esnek yapısında bozulma olursa egzersiz ile solunum sıkışması, düz yatamama, morarma, yorgunluk gibi bulgular gelişebilir. Radyoterapi dozlarının düşük tutulması, yan etkileri artırabilecek ilaçların mümkünse eş zamanlı verilmemesi önerilir. Akciğerlere yan etkisi en iyi bilinen kemoterapi ilacı bleomisin olup yan etkiler için toplam ilaç dozu önemlidir. Yakınması olmayan hastalara 2-5 yılda bir kontrol için akciğer grafisi ve solunum fonksiyon testleri yapılmalıdır.
6. Mide, Bağırsaklar ve Karaciğere Etkiler: Mide ve bağırsaklarda doz ve uygulanan bölgeye göre değişmekle beraber radyoterapiye bağlı yapışıklıklar, darlıklar, ülser ve emilim bozuklukları gelişebilir. Kronik enterokolit (bağırsak iltihabı) ve fibrozis (bağ dokusu oluşumu) genellikle yüksek dozlarda gelişebilir. Kemoterapi ilaçları tek başlarına kronik karaciğer zedelenmesine yol açabilir. Ağız yoluyla günlük alınan metotreksat, dozdan bağımsız olarak, karaciğerde fibrozise neden olabilir. Bu ve bazı diğer ilaçlar kullanılırken karaciğer fonksiyon testlerinin izlenmesi ve doz ayarlaması gerekir. Karaciğerin aldığı radyoterapi dozlarının düşük tutulması, ağız yoluyla verilen metotreksat kürlerinin daha kısa tutulması gerekir.
7. Böbrekler ve İdrar Yolları Üzerine Etkiler: Kemoterapi ilaçları genellikle böbrekler ve/veya karaciğer yoluyla vücuttan uzaklaştırılır. Böbreklere yan etki için riski en yüksek olanlar sisplatin, ifosfamid ve yüksek dozda metotreksattır. Bu ilaçların uygulamalarında kusmaların kontrol altında tutulması, sıvı alımının ve idrar çıkarımının yeterli olması böbreklerin çalışması ve zarar görmemeleri için çok önemlidir. Karın bölgesine radyoterapi verilmesi, nefrotoksik (böbreğe zararlı) olabilecek başka bazı ilaçlar kemoterapi ilaçlarının böbreklere yan etkilerini artırır. Benzer şekilde böbreklerde tümör tutulumu olması, tek böbrekli olma durumlarında da risk yüksektir. Siklofosfamid veya ifosfamid tedavisi mesane mukozasında zedelenmeye neden olabileceğinden bu ilaçların yüksek dozlarda uygulamalarında “mesna” ismindeki mesane koruyucu ilacın da birlikte verilmesi gerekir.
8. Gözler: Kanser tedavileri ve hastalığın doğrudan etkileri ile görme kaybı, görme keskinliğinde azalma, bulanık görme, katarakt görülebilir.
9. Kulaklar: Kanser tedavileri çocuklarda yüksek frekanslarda işitmede azalma yanında kalıcı işitme kaybı, çınlama, dış kulak yolunda sertleşme ve salgılarda azalma veya kuruma gibi yan etkilere neden olabilir.
10. Nörolojik ve Psikolojik Geç Etkiler: Kanser tedavisi gören çocuklarda değişik derecelerde nörolojik ve psikolojik bozukluklar görülebilir. Kemoterapi ilaçlarının etkisi ile beraber veya tek başına radyoterapi en önemli nedendir. Radyoterapinin beyin üzerindeki etkileri beş yaş altında daha önemli olmakla beraber özellikle sinir gelişiminin devam ettiği 36 aydan küçük hastalarda daha belirgin olabilir. Radyoterapinin doz ve alanının kısıtlı tutulması ile bu etkiler azaltılabilir. Lomber ponksiyonla intratekal yol ile “beyin omurilik sıvısına” verilen kemoterapilerin sık olmasa da beyin ve sinir siteminde yan etkileri olabilmektedir.
11. Kas-İskelet Sistemi ve Yumuşak Dokular: Radyoterapinin kemik yapılar, adaleler, damarlar, lifler, yağ ve bağ dokusu yanında cilt üzerine çeşitli yapısal, işlevsel veya kozmetik olumsuz etkileri görülür. Özellikle küçük çocuklarda olmak üzere büyüme çağındaki çocuklarda kemiklerde ciddi büyüme geriliği görülebilir. Radyoterapinin etkileri doz ile ilişkili olup yüksek dozlarda etkiler belirginleşir. Boyun, kol ve bacaklar ile gövde adaleleri yanında kız çocuklarda meme dokusunda gelişme geriliği sık görülen yumuşak doku etkilerindendir. Dişlerde ve yüz ve çene yapılarında gelişimsel, yapısal ve işlevsel bozukluklar hem radyoterapi hem de kemoterapiye bağlı olarak gelişebilir. Sistemik kortikosteroidler, kemoterapi ilaçları veya radyoterapiye bağlı olarak kemiklerde gelişme bozuklukları, osteoporoz veya osteopeniye neden olabilir. Yumuşak dokular ve ciltte nedbe dokusu, atrofi ve lenfatik ödem de radyoterapi sonrasında görülebilen diğer geç etkilerdir.
12. Kan Yapımı – Sayımları ve Bağışıklık Sistemi Üzerine Etkiler: Kanser tedavilerinin bağışıklık sisteminde bozukluklar yanında kemik iliğinin çalışması üzerinde olumsuz geç etkileri görülebilir. Dalağın ameliyatla çıkarılması sonrası hücresel bağışıklıkta bozukluklar ortaya çıkabilir. Yüksek dozda kemoterapi ve tüm vücut ışınlaması sonucunda hücresel bağışıklık sistemi bozuklukları görülebilir.
13. İkincil Kanserlerin Gelişmesi Riski: Kanserden iyileşmiş çocuklarda geç dönemde asıl birincil kanserin tekrarlaması dışında en önemli ölüm nedeni ikincil olarak gelişebilen diğer kanserlerdir. Yirmi yıl içinde ikincil kanserlerin görülme sıklığı yaklaşık %8-12 arası bildirilmiştir. Dokuların gelişme aşamaları da risk için önemlidir; meme dokusu puberte döneminde radyoterapi etkilerine daha duyarlıdır. Radyoterapi dozu ikincil kanser gelişiminde önemli olup kemoterapi verilmiş olması riski artırır. Kemoterapi protokolleri uygulanırken hastaların ikincil kanser riski açısından da değerlendirilmeleri, etoposid gibi ilaçların toplam dozlarına çok dikkat edilmesi gerekir. Tedavi kesimi sonrası izlemde geçmiş tümör bölgeleri, radyoterapi uygulanan bölgeler yanında kan sayımları ve yaymaların dikkatli incelenmesi, açıklanamayan kan sayımı düşüklüğü durumlarında kemik iliğinin dikkatli değerlendirilmesi gerekir. Halsizlik, solukluk, kanamalar, kemik ağrıları, iştahsızlık, yüksek ateş gibi bulgular lösemiler için; ağrı, ele kitle gelmesi, kanlı gayta yapma gibi yakınmalar tümörler için bulgu olabilir. Baş ağrısı, ruhsal durum değişiklikleri, bulantı, kusma, görme bozuklukları, havale geçirme ise beyin tümörlerine işaret edebilir. Bahsedilen yan etkilerin hepsinin tüm hastalarda görülmesi beklenmez. Hastaların çoğunda tedavi süresince ve sonrasında genellikle ciddi olmayan bazı yan etkiler görülmekte olup bunlar da destekleyici yaklaşımlarla çözülmektedir. Daha az sıklıkla hastalarda önemli yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Kanserli hastaların tedavilerinin ve izleminin tam donanımlı ve ilgili tüm dallarda uzman doktorların çalıştığı büyük hastanelerde yapılması çok önemlidir.
Kanser (Çocukta)
22 Aralık 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Kanser (Çocukta)
Çocukluk çağı ve hastalıkları açısından da bir yaşın üstündeki çocuklarda kazalardan sonra ikinci sıklıktaki ölüm nedeni de kanserdir. Bir yaş altında daha çok doğuştan nedenler ve kalp hastalıkları ön plana çıkmaktadır. Ancak, çocukluk çağı kanserleri günümüzde %80 oranında tedavi Devamını oku
Kanser Nedir?
20 Aralık 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Hastalıklar
Kanser, Tümör (Ur) Nedir?
Vücudu oluşturan hücreler bir araya gelerek doku ve organları oluştururlar. Hücreler belirli bir düzen içinde bir araya gelerek işlevlerini yürütürler. Bu işlevleri yerine getiren hücreler belirli bir hızda ve kontrol altında çoğalırlar ve yaşlanan hücreler de yine kontrol altında yıkılıp ölürler. Tümör (Ur); bir organı oluşturan hücrelerin organizmanın kontrolü dışında sayıca artması olarak tanımlanabilir. Çoğalma esnasında kanser hücresinde normal hücrelerden farklı olarak yapısal bozukluklar oluştuğu gibi, işlevleri açısından da anormallikler ortaya çıkar. Bazen hücre normalde yaptığı işlevleri yapamazken, bazen de normalde yapamadığı işlevleri de yapmaya başlayabilir.
Tümörler iyi (benign) ve kötü (malign) huylu olarak ikiye ayrılır. Aralarındaki temel fark, iyi huylu tümörlerin köken aldıkları organda çoğalmaları ve diğer organlara yayılmamalarıdır. Kötü huylu tümörler ise köken aldıkları organdan damarlar yoluyla (veya farklı yollardan) diğer organlara yayılırlar, buralarda yerleşip çoğalmaya devam ederler. Buna metastaz yapma özelliği denir.
Kısacası iyi huylu ve kötü huylu tümör ayırımını belirleyen özellik kötü huylu tümörlerin metastaz yapabilmeleridir.
Kanser kelimesi; kötü huylu tümör anlamına gelir. Dolayısıyla tüm kanserler metastaz yapma potansiyeli taşırlar. Kanserler köken aldıkları doku ve organlara göre isimlendirilirler. Halk sağlığı açısından kalp ve damar hastalıklarından sonra en önemli ikinci hastalık grubu olan kanserler en sık sakat bırakan ve en çok ölüm nedeni olan hastalıklardır. Kanserin ölüme yol açmasının nedeni uzak organlara yayılıp bu organların işlevlerini yitirmesine neden olmasıdır.
Örnek olarak meme kanseri gelişimi videosunu izleyiniz.
Belirti ve bulgular:
Kanserler vücudun hemen her yerinde ortaya çıkabilirler. Ancak en sık ortaya çıktıkları organlar; akciğer, meme, kalın bağırsak, prostat, mide, pankreas, böbrek, mesane, yemek borusu, lenf bezleri, kemik iliği dir.
Belirti ve bulgular:
Kanser belirtileri; kanser tipine, büyüklüğüne, nereden başladığına ve etrafındaki doku ve organları nasıl etkilediğine bağlı olarak değişir.
Eğer kanser başka doku ve organlara sıçramışsa, başlangıç yerinden farklı yerlerde de bulgu verebilir. Kanser büyüdükçe, yakındaki doku, damar, sinir ve organları iter ve bu basınç kansere bağlı bazı belirti ve bulguları ortaya çıkarabilir.
Bazen de kanserler iyice büyümeden belirti vermeyecek yerlerde ortaya çıkabilirler. Kanser tedavisi, kanser ne kadar erken dönemde yakalanırsa o kadar başarılı olur. Kanseri erken yakalamak demek; kitle (şişlik) küçükken ve muhtemelen vücudun diğer bölgelerine sıçramadan yakalamak demektir. Bu da özellikle ilk tedavi şekli cerrahi olacaksa, hastalıktan tamamen kurtulma şansının artması demektir. Kanser bulaşıcı değildir.
Sık görülen kanser belirti ve bulguları:
Kanser tipine, başlangıç yerine ve başka doku ve organlara yayılım olup olmadığına bağlı olarak değişkenlik gösterir, ancak aşağıdaki belirtilerden biri veya birkaçı mevcutsa, gecikmeksizin tıbbi uzman görüşü alınmalıdır. Bu belirtiler sıklıkla kanserle ilişkili olmasa da, kansere bağlı olduğu tespit edilirse erken tanı şansını yakalamak mümkün olur.
- Vücudun herhangi bir yerinde kitle, yumru veya şişlik
- Ani ve açıklanamayan kilo kaybı, açıklanamayan ateş
- Ağız, makat veya genital organlardan kanama
- Bağırsak hareketlerinde değişme, kalıcı kabızlık, ishal veya hazımsızlık
- Yutma veya idrar yapmada güçlük
- Herhangi bir benin (nevüs) büyümesi, renk değiştirmesi, iyileşmeyen yaralar
- Üç haftadan fazla süren kuru öksürük, boğaz ağrısı veya ses kısıklığı
- Kol veya bacak gibi tek bir uzvun şişliği

