Evcil Hayvanlar Ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

06 Aralık 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Modern toplumlarda oldu­ğu gibi ülkemizde de evcil hayvan besleme alışkanlığı giderek artmaktadır. Pek çok in­san evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanla­rı beslemektedir. Uzmanlar günümüzde in­sanların stresten kurtulmak, daha mutlu olabilmek için evde hayvan beslemenin ya­rarlı olduğunu belirtmektedirler. Bunlara ek olarak evcil hayvan besleyenlerin çevre­leriyle daha uyumlu ve sağlıklı iletişim ku­rabildiklerini de eklemektedirler.

Evlerde beslenen bazı evcil hay­vanlarla ilgili dikkat edilmesi gerekenler;

Kedi ve köpek bakımında en önemli baş­langıç noktası aşılama ve bağırsak parazitle­rinin tedavisidir. Aşılama, bulaşması çok kolay olan ölümcül hastalıklardan korun­mada en önemli faktördür. Bu yüzden aşı­lama yapılmayan hayvanlar ve dolaylı yol­dan beraber yaşayanlar büyük risk altında­dır. Bulaşabilecek hastalıklar ölümcül ve te­davileri mümkün olamayabilir. Parazitler kedi ve köpeğin hayatının ilk ev­relerinde öldürücü olabilir ve bu parazitler bizlere de bulaşabilir. Bu yüzden kedi ve köpeklerin hayatlarının ilk dönemlerinden itibaren parazitlerinden arındırılması gere­kir. Parazit tedavisi ömür boyunca sürmesi gereken ve de dikkat edilmesi gereken bir tedavidir.

Kuduz; hiç şüphesiz hayvanlardan geçebile­cek en tehlikeli hastalıklardan birisidir. Özellikle kedi ve köpeklerin ısırması veya tırmalaması yoluyla bulaşmaktadır. Aşı yap­tırmak kuduzdan korunmada alınabilecek en önemli önlemlerden birisidir. Evcil hayvanlardan geçebilecek hastalıklar özellikle hamile kadınları ve bebekleri etki­lemektedir.

Kedilerden geçebilen toksoplazmozis adın­daki hastalık hamilelerde düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilmektedir. Bu parazit ke­diye bir zarar vermez. Kedinin vücudunda üreyen parazitler dışkı ile dışarı atılır. Te­mas edilmesi halinde bulaşmaktadır. Bu hastalığı önlemek için aşılarının düzenli ya­pılmış olması önemlidir ve kedinin dışkısı­nı yaptığı kum düzenli değiştirilmelidir.

Kuşlar evde beslemek için en fazla tercih edilen hayvanlardır. Önemli bir rahatsızlığa sebebiyet veren hastalık taşımazlar. Sadece grip benzeri etkiler yapan bir hastalığa ne­den olabilir. Kafeslerin temiz tutulması ve bakım sırasında eldiven kullanılması bu hastalığın önlenmesinde yararlı olmakta­dır.

Sürüngenler de son zamanlarda beslenme­ye başlanan hayvanlardandır. Özellikle iguana tercih edilmekte olup bu canlının bulaştırabileceği en önemli hastalık

Salmonella adı verilen bir bakteri yoluyla insanla­ra geçmektedir. Bu hastalık kendini ishal, bulantı gibi belirtilerle göstermekte olup çoğu zaman basit önlemler ile tedavi edile­bilen besin zehirlenmelerine neden olmak­tadır. Yaşlılar, beş yaşından küçük çocuk­lar ve hamile kadınlar ise bu hastalık açısın­dan yüksek risk grubunda bulunur. Hamile kadınlarda düşüklere neden olabilir. Bu yüzden hamile kadınların bu tür sürüngen­ler ile temas etmemesi uygun olur.

Tüm bu hastalıkların yanı sıra her türlü hayvan ve bunların tüyü alerjik yakınmala­ra neden olabilir (alerjik astım, alerjik rinit, alerjik konjontivit). Evcil hayvanların tüy ve deri döküntüleri sıklıkla alerji nedenidir. Özellikle bebeklerin cildi hassas olduğun­dan bebekle bu hayvanların yakın olmama­sı gerekir. Bazen bu hayvanların salyası ve dışkıları da alerjenik olabilmektedir. Özel­likle tüylü hayvanlardan doğan solunum yolları alerjisi evinde hayvan besleyenlerin dikkat etmesi gereken konulardandır. Bu yüzden beslenen hayvanların gerekli te­mizliğinin düzenli yapılması bu etkileri azaltmak için gerekli olmaktadır. Sonuç olarak; beslenen hayvanın temizliği­ne, barındığı ortamın (kafes gibi) temizliği­ne, temizliği yaparken eldiven kullanılması­na, aşılarının eksiksiz olmasına, ilk dönem­lerinden itibaren parazitlerinden arındırıl­masına; evlerinde hamile, bebek veya aler­jik kişiler bulunuyorsa beslemek için seçi­len hayvanın türüne dikkat edilmelidir.

El Yıkama

29 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

El Yıkama:

Sağlık sorunlarını çözebilmek için kişisel ve çevresel önlemler alınmalı­dır. Alınması gereken kişisel önlemler ara­sında;

tuvalete gittikten sonra el temizliği,

el – yüz temizliği,

düzenli banyo yapılması,

yemek hazırlamadan önce, sofraya oturma­dan önce ve sonra el temizliği,

tırnak te­mizliği,

ağız ve diş bakımı,

ayak temizliği,

saç bakımı ve temizliği,

temiz giyecek ve çamaşır kullanılması,

kendine ait çamaşır, havlu, ayakkabı ve terliğin kullanılması yer almaktadır.

Bu süreçte kullanılacak en önemli araçlar da sabun ve akan su kayna­ğı kullanılmasıdır. Ellerin doğru ve yeterli sürede yıkanması pek çok hastalığın önlen­mesinde anahtar rol oynamaktadır.

Eller Nasıl Yıkanmalı?

1. El yıkama sabun, deterjan veya dezenfek­tan kullanılarak yapılmalıdır. Sadece su kullanmak yeterli temizlik sağ­layamazsınız.

2. El yıkamada ılık su kullanılmalıdır. Sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar.

3. El yıkanırken tüm takıların çıkartılması uygundur.

4. Sabunun kuru tutulması önemlidir. Sa­bun kabının drenaj sağlayacak biçimde olması gerekir. Uygun koşulda kullanıl­mayan sabunlarda da patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmaların ürediği unutulmamalıdır. Likit sabun kullanılı­yorsa sabun kapları tam olarak boşaldı­ğında temizlenip kurulandıktan sonra ye­niden doldurulmalıdır. Bu önerilere uyulmadığı takdirde buralarda üreyen mikroorganizmalar enfeksiyon bulaşma­sına neden olur.

5. Etkili bir el yıkama işlemi 30 saniye ile 1 dakikalık sürede gerçekleştirilir.

6. Eller sabun veya deterjanla bileklere ka­dar köpürtülmelidir.

7. Sabunun suyun altına tutularak köpük­lerden temizlenmesi sağlanmalıdır. Kö­pük, sabunda mikroorganizma yerleşimi­ni kolaylaştırabilir.

8. Tüm yıkama işlemi boyunca eller dirsek­lerden aşağıda tutulmalıdır. Böylece kirli suların parmak uçlarından lavaboya di­rek akışı sağlanmış olur.

9. Eller yıkandıktan sonra mutlaka durulan­malı ve iyice kurulanmalıdır. Çünkü eller ıslak veya nemli kalırsa bakteri bulaşma­sı kolaylaşır.

10. Yıkama sonrası parmak araları ve avuç içleri iyice kurulanmalıdır. El kurulama­da doğru seçenek kağıt havlu kullanılma­sıdır. Kumaş havlular nemli kalabildiğin­den hastalığa neden olan mikroplardan arınmayabilirler. Sıcak hava püskürten kurutma sistemleri de yeterince kurula­ma yapamaması, gürültülü olması ve alet içinde dolaşan havanın mikropları tekrar yıkanmış ellere yerleşebilmesine neden olması yüzünden önerilmemektedir. Ka­ğıt havlu ile el kurulamanın ortalama sü­resi 7-9 saniye olmalıdır.

Kağıt havlu ku­rulamanın yanında mekanik temizliği de sürdürür.

Sonuç olarak el yıkama becerisinin aslında çocukluk çağında kazanılması gereken bir alışkanlık olduğu vurgulanmalıdır. Bu nok­tada anne babaların, öğretmenlerin çocuk­lar için doğru rol modelleri olması çok önemlidir. Çocuklar sosyal yaşantılarında bu kişileri model alarak öğrenirler. Anne babalar ve öğretmenler çocukların doğru davranışları kazanmaları için özen göster­melidirler.

Egzersiz

22 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Neden Egzersiz Yapmalıyız?

Düzenli fiziksel egzersizler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olup çeşit­li kronik hastalıklara yakalanma riskinin azaltılmasının da en önemli aracıdır. Öncelikle, düzenli egzersizlerle kendimizi daha iyi hissederiz. Gerçekten de, egzersiz yorgunluğa direncimizi artırır, sosyal ilişki­leri geliştirir. Düzenli egzersizler uykuya dalmayı ve iyi uyumayı sağlar, anksiyete (endişe), stres ve depresyonla mücadeleye yardım eder, kendimize güveni artırır. Düzenli egzersizler dış görüntümüzü de güzelleştirir. Egzersiz yapan bireylerde kas tonusunun artması, egzersizin en iyi bili­nen sonuçlarındandır. Egzersiz buna ek olarak enerji harcanması ve iştahın kontro­lüne yardım ederek istenilen vücut ağırlı­ğında olmamızı sağlar.

Egzersiz ve çeşitli kronik hastalıkların önlenmesi :

Hareketsiz yaşam biçimi çeşitli kronik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan düş­künlük ve ölüm riskini önemli ölçüde artır­maktadır. Bu hastalıkların başında koroner kalp hastalıkları gelmekte olup, hareketsiz olmak koroner kalp hastalığı için ana risk faktörlerinden birisidir. Yapılan çalışmalar, gerek kadın ve gerekse erkek yetişkinlerde tamamen hareketsiz yaşam biçimi sürenle­rin, fiziksel olarak aktif bir yaşam biçimi sü­renlere göre koroner kalp hastalıkları (kalp damarı hastalığı) açı­sından iki kat fazla risk taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Fiziksel aktivite alışkanlığının değiştirilerek hareketsiz ya da az hareketli düzeyden düzenli olarak orta düzeyde fi­ziksel aktivitelerin yer aldığı bir yaşam biçi­mine dönülmesinin koroner kalp hastalı­ğından ölüm riskini %41, tüm nedenlerden ölümleri ise %28 oranında azalttığı bildiril­miştir.

Fiziksel hareketsizlik, koroner kalp hasta­lıktarı için ana risk faktörlerinden biri olma­sının yanı sıra, bir diğer risk faktörlerinden olan hiperlipidemi, hiperkolesterolemi (kan yağlarının yükselmesi) ve hipertansi­yon gelişiminde de önemlidir. Düzenli fi­ziksel egzersizlerle kan basıncı değerleri­nin düşürüldüğü gösterilmiştir. Egzersizin öneminin tartışmasız kabul gör­düğü bir diğer hastalık şeker hastalığının bir tipi olan, Tip2 diyabetes mellitus’dur (DM, diyabet). Çalışmalar hareketsiz veya düşük fi­ziksel aktivite düzeyi ile Tip2 DM gelişme riski arasında çok yakın ilişki saptamışlar­dır. Aktif bir yaşam biçimi ile Tip II DM ris­ki azalmaktadır.

Obezite (aşın şişmanlık) gelişmiş ülkelerde toplum sağlığını tehdit eden en önemli so­ranlardan birisidir. Gerçekten de obezite, hiperlipidemi, diyabetes mellitus, hipertansiyon, solunum ve kalp-dolaşım sistemi­ne ilişkin hastalıklar, polikistik over hastalı­ğı, safra kesesi rahatsızlıkları, kas-iskelet sistemini ilgilendiren bazı hastalıklar ve kanser gibi bir çok hastalıkların oluşumuna da zemin hazırlar. Obezitenin önlenmesi ve tedavisinde düzenli ve dengeli beslen­menin yanı sıra egzersizin oynadığı rol her­kes tarafından kabul edilmektedir.

Egzersiz uzun süreli ağırlık kontrolünün anahtarlarındandır. Kaba bir hesapla günde 10.000 adım atarak yaklaşık 300 kalori harcamak ve yılda 10 kilo vermek sağlanabilir. Üste­lik egzersiz, obezitenin önlenmesinden ba­ğımsız olarak, aşırı şişmanlığın yol açtığı sağlıkla ilgili riskleri azaltan en önemli te­davi uygulamasıdır. Egzersiz yoluyla metabolik hız ve enerji harcanmasında artış sağ­lanırken kas kitlesi korunur. Egzersiz, önceden bahsi geçen koroner kalp hastalıkları, tip2 diyabet ve obezite yanı sıra, kanser, osteoporoz (kemik erimesi) gibi diğer bir çok kronik hastalıklarla da ilişkilendirilmiştir.

Gelişmiş toplumlarda ölümlerin en önemli nedenle­rinden birisi olan kanser ve fiziksel aktivite arasındaki ilişki araştırıldığında, erkeklerde özellikle kolon kanseri riskinin, kadınlarda ise meme kanseri ve üreme organları kanseri (rahim kanseri) risk­lerinin egzersize bağlı olarak ciddi biçimde azaldığı görülmektedir. Erkekler arasında genel olarak kanser nedeniyle ölüm riski­nin fiziksel olarak aktif olan bireylerde ak­tif olmayan bireylere göre 2 katı daha dü­şük olduğu bildirilmiştir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam 75 yıl civarında olup bu rakam gide­rek daha da artmaktadır. Yaşlılıkta pek çok hastalığın görülme sıklığında da artış olur. Bu durum zaten osteoporoz (kemik erime­si) riski altında bulunan yaşlı nüfusun, düş­me sonucu kemik kırıklarına maruz kalma olasılığını daha da artırmaktadır. Egzersiz, bir yandan ileri yaşlarda ortaya çıkabilen, kas atrofisi (erimesi) ve denge bozukluğu oluşumunun engellenmesinde rol oynar­ken diğer yandan osteoporoz oluşumunun önlenmesi ya da geciktirilmesinde de ciddi bir rol oynamaktadır.

Peki, bütün bu açıklamalardan sonra egzer­siz yapmanın hiçbir riski olmadığını söyle­yebilir miyiz? Öncelikle sağlıklı bireylerin yapacağı şiddetli egzersizlerin çok düşük bir risk taşıyacağını, oysa hareketsizlik alış­kanlığının sağlık için çok daha büyük risk­ler taşımakta olduğunu vurgulamalıyız. Öte yandan, özellikle kas ve eklem problemleri olanlarda, kalp problemi olanlarda ve diğer bazı risk gruplarında egzersiz dikkatli seçil­meli ve hekime mutlaka danışılarak konu­nun uzmanlarınca önerilmelidir. Sonuç olarak egzersiz, sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Dü­zenli fiziksel egzersizlerin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi ciddi bir önem teşkil etmektedir. Ancak şurası unutulma­malıdır ki egzersizle sağlıklı yaşam kararı ha­fife alınmayacak bir karardır! Ömür boyu zaman ayırma ve çaba gerektirir. Egzersiz günlük yaşamın parçası olmalıdır.

Doğum Çeşitleri

18 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

  1. Normal Doğum
  2. Ağrısız Doğum
  3. Sezeryan Doğum
  4. Zor Doğum
  5. Makat Doğum
  6. Vakumla Doğum
  7. Suni Doğum

Çevre Sağlığı

11 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Çevre Sağlığı (Nedir, Tanımı, Uygula Alanları):

İnsan sağlığı, çevre ile genetik örüntüsü ara­sındaki etkileşimin bir ürünüdür. Kişi daha döllenme anından başlayarak bir çok çev­resel sorundan etkilenmektedir. Bu etki­lenme doğumdan ölüme kadar çok değişik boyutlarda olmaktadır. Çevre; dışımızda bu­lunan her şeydir. Bu tanım bütün canlılar ve cansızlar için geçerlidir. Yanlış yerde bulunan her türlü şey “kir” olarak tanımla­nabilir. Bunun bulunması “kirlenmedir“.

Çevre kirliliği; giderek tüm canlıların varlı­ğını tehlikeye düşürebilecek boyutlara ulaşmıştır. Ekoloji bir yerde bulunan canlı­ların varlığını ve çokluğunu belirleyen etki­leşimleri konu edinen bilimdir. Çevrebilim ise canlıların özellikle insanın çevre üzerin­deki etkilerini inceler. Çevre sağlığı, sağlığı doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen fi­ziksel, kimyasal ve biyolojik çevre etmenle­rinin belirlenmesi ve bunların kontrol altı­na alınmasına yönelik uygulamaları konu edinen halk sağlığı alanıdır. Çevre sağlığı açısından çevre kişi üzerindeki dış etkilerin bütünüdür. Çevreyi önce doğal ve yapay çevre olarak ikiye ayrılabilir. Çevre hastalıklar için zemin hazırlayabilir. Sözgelimi iklim koşullarının solunum siste­mi hastalıklarının artmasına yol açması, or­tamda bulunan vektörlerin hastalıkların yayılımının kolaylaştırması gibi. Çevre doğru­dan hastalık nedeni olabilir. Bazı hastalıkla­rın gidişini ve sonucunu etkileyebilir. Çevresel etkenler giderek halk sağlığında daha büyük önem kazanmaktadır. Bu ağır­lık bir yandan yeni çevresel etkenlerin etki­li olmaya başlamasına bir yandan da diğer halk sağlığı sorunlarının kontrol edilmeye başlamasına bağlıdır.

Çevrede sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen önemli etkenler bulun­maktadır. Aynı zamanda çevre, bir yaşamı sürdürme ve sağlama sistemidir. Bu siste­min en temel öğeleri su, yiyecek ve barı­naktır.

Sağlık açısından bakıldığında çevre üç ana grupta incelenir.

1. Fiziksel, jeolojik ve kimyasal çevre: Sı­caklık, soğuk, ışın, travma, içme ve kul­lanma suyu, atıklar, kimyasallar, konut sağlığı, iklim koşulları, hava ve su kirlili­ği, giyecekler, kamuya açık yerler, sağlı­ğa az ya da çok zarar verebilme olasılığı olan kuruluşlar, coğrafi özellikler başlıca fiziksel-jeolojik-kimyasal çevre öğeleri­dir.

2. Biyolojik çevre: Mini canlılar (bakteriler,virüsler) en önemli biyolojik çevre etmenleridir. Bunlar an­cak mikroskopla görülebilen canlılardır ve çevrede hemen her yerde yaygın ola­rak bulunmaktadır. Bazıları insan üzerin­de hiçbir etki yapmaz. Bazılan insanlara zarar verirken bazıları yararlı olabilmek­tedir.

Baklagillerin köklerindeki bakteriler ha­vadaki nitrojeni bağlayarak proteinlerin sentezini kolaylaştırırlar. Yoğurt yapımı, fermentasyon gibi olaylar, bağırsakları­mızda bazı B grubu vitaminlerin yapımı yararlı mikroorganizmaların katkısıyla sağlanmaktadır.

Ancak verem ve tifo basili gibi insanlarda önemli hastalıklar meydana getiren, za­rarlı mikroorganizmalar da bulunmakta­dır. Bunlar değişik araç ve yollarla insan vücuduna girer ve çeşitli hastalıkların meydana gelmesine yol açarlar. Vektörler hastalık yapıcı mikroorganiz­maları insanlara taşımakta olan eklemba­caklılar ve kemiricilerdir. Bunlar arasın­da sıçan, fare gibi kemiricileri, sivrisinek, tahtakurusu, bit, pire, kene ve karasinek­ler sayılabilir. Vektörler sağlık açısından önemli bir grubu oluşturdukları için hay­vanlardan ayrı olarak incelenmektedir­ler. Vektör ve kemiricilerle yayılan hasta­lıklar arasında tifüs, veba, basilli ve amip­li dizanteri, sıtma, sarı ateş, filaryazis, ensefalit gibi hastalıklar bulunmaktadır.

Değişik kimyasal maddeler başta olmak üzere bir çok yöntem kullanarak vektör­lerle savaşmamıza rağmen, hızla üreyen vektörlerin bunlara direnç kazanmaları nedeniyle tümüyle yok edebilmemiz mümkün olamamıştır. Vektörlere karşı kullanılan kimyasal maddeler tehlikeli bir kirlilik etmenidir. Vektörlerin direnç kazanmalarını ve çevre kirliliğini önleye­bilmek için bu gibi maddelerin çok dik­katli ve denetimli kullanılması gerekir. Günümüzde vektörlerle savaşabilmek için biyolojik yöntemlerden yararlanıl­maya çalışılmaktadır. Sivrisineklerin kurtçuklarını yiyerek beslenen özel cins balık­ları bunlara örnek olarak verilebilir. Bitkiler ve hayvanlar biyolojik çevrenin önemli bir öğesidirler. Hayvanlar alemin­deki tüm canlıların varlıkları bitkilere bağlıdır. Güneş enerjisinden yararlana­rak bitkilerce fotosentez olayının gerçek­leştirilmesi besin zincirinin başlangıcını oluşturur. Ekolojik dengenin korunma­sında bitkilerin oynadığı rol daha önceki bölümlerde açıklanmıştır. Ancak bazı bitkiler diğer canlılar üzerinde zehirli et­ki yapabilirler.

Hayvanlar sağlık açısından önemlidirler. İnsan ve hayvanların ortak hastalıkları vardır. Bunlara zoonoz denmektedir. Bu hastalıklar insanlara doğrudan hayvanla­rın eti ve derisiyle temasla, etinin yenme­si ya da sütünün içilmesiyle bulaşabilmektedir. Brusella, kuduz, şarbon gibi hastalıklar zoonoz hastalıklardır. Yani hayvanlardan insanlara bulaşabilirler

Hayvansal ve bitkisel gıdalar: Gıdalarla il­gili olarak üretimden tüketime kadar he­men her aşamada kirlenme riski vardır. Ürün olarak elde edilmesi, saklanmasına ve depolanması, taşınması ve daha sonra­ki sunma ve tüketilme aşamalarında be­sinlerin kirlenme riski oldukça yüksek­tir.

Mikroorganizmaların gelişmesine elveriş­li özellikteki gıdalarda, herhangi bir ne­denle etken gıdaya bulaştığında, yeterli ısı ve süre sağlanacak olursa aşırı miktar­da etken üreyebilir. Eğer bu gıda toksin ve mikroorganizmaların yok edilmesini sağlayacak işlemlere tabi tutulmayacak olursa, tüketiciler tarafından alınan bu gıdalar sağlığın tehlikeye düşmesine ne­den olacaktır.

Besinlerle bulaşan hastalıklarda temel et­ken insan ve hayvan dışkısıyla bulaşan hastalıklardır. Besin sağlığı sorunlarının çözümü ile çevre koşullarının olumlu ha­le getirilmesine yönelik önlemler birbiri­ni bütünlemektedir.

Besinlerin etkeni taşıyan kirli sularla su­lanarak yetiştirilmesi, kirli sularla yıkan­ması, kirli kaplarda saklanması, etkenin bulunduğu sularda yaşayan bazı deniz hayvanlarının etinin yenmesi, gıda hazır­layanların ve işleyicilerin etkeni besinle­re taşıması en önemli kirlenme yolları arasında sayılabilir.

3. Sosyal çevre: Sosyokültürel çevre de sağlıkla bağlantılıdır. Sosyal kültürel ve ekonomik bir çok etken sağlığı olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir. Diğer çevre sorunlarının çözümünde önemli adımlar atmış olan gelişmiş ülkelerde bi­le önemli sosyal çevre sorunları olabilir. Sağlıksız kentleşme, sosyal güvencenin olmaması, toplumsal dayanışmanın özel­likle aile bireyleri arasındaki dayanışma­nın kalkması önemli sosyal sorunlara yol açabilir.

Diğer canlılar içerisinde ekolojik denge­nin ya da ekosistemin değişiminde en büyük zorlamayı yapan canlı insandır. Bazı hastalıkların büyük oranda azalmış olması yalnız tıp bilimindeki ilerleme de­ğildir. Bu hastalıkların ortadan kalkma­sında bir çok ekolojik faktör etkilidir. Ya­ni insanoğlunun varlığını ve çokluğunu etkileyen bazı ekolojik öğeler vardır. Bu ekolojik öğelerde insan sürekli belirleyi­ci ve yönlendirici olmuştur. Oluşturduğu yapay çevre ortamının ona sağladığı olumlu ya da olumsuz faktörler vardır. İnsanoğlu sahip olduğu olanakları  diğer canlıların ve tüm çevrenin zararına kul­lanmıştır. Bataklıkları kurutmuş, sivrisi­nek yuvalarını ilaçlamıştır. Ancak batak­lıkların kurutulmasına bağlı sazlıkların yok edilmesi sonucu bir takım hayvan gruplarının göç yönünün değişmesine neden olduğu gibi, bazı kuş türlerinin de ortadan kalkması sonucunu vermiştir. Öte yandan yaptığı ilaçlamalar sonucun­da dirençli sivrisinek gruplarının üreme­sine de neden olmuştur. Görülüyor ki insanın çevre ile ilgili uygu­lamaları, çevreye büyük zararlar da vere­bilmektedir. Değişik üretim süreçleri, sa­nayileşme, insan nedenli afetler önemli çevre kirliliklerine neden olabilir.

Çevre kirliliğine yol açan durumlar: Çevre kirliliği fiziksel, biyoloji ve kimyasal kirlenme olarak sıralanabilir.

1. Fiziksel kirlenme: Gürültü, sıcaklık, rad­yasyon gibi etmenler çevrede bulunduğun­da sağlığa zararlı kirletici birer öğe haline gelirler.

2. Kimyasal kirlenme: Her yıl yüzlerce ye­ni kimyasal madde insan kullanımına sokul­maktadır. Bu maddeler çevrede biriktiğin­de önemli kimyasal zararlara yol açabilir. Bu kimyasal maddelerin düşük miktarda ol­maları da önemli olmayabilir. Çünkü söz konusu maddeler canlı vücuduna girdikle­rinde belirli dokularda birikebilir. Buna bi­yolojik büyüme denmektedir.

3. Biyolojik kirlenme: Hastalık etkeni minicanlıların (mikroplar) su, hava ve toprağa bulaşması biyolojik kirlenme olarak tanımlanmakta­dır.

Tifo; kolera gibi hastalıklar su ve besin­lerle yayılmaktadır. Tetanoz toprakla yayıl­maktadır. Grip, kızamık, verem gibi hasta­lıklar ise hava yoluyla yayılmaktadır.

Çevre Koruma:

Çevreye yönelik olarak alınması gereken önlemler tüm toplumun katılımını gerekti­rir. Teknik araç gereç ve yetişmiş değişik meslek elamanlarının işbirliğini gerektirir.

Bu uygulamalarda aşağıdaki yaklaşımlar çok önemlidir:

  1. Zararlı çevresel etkenin önlenilmesi,
  2. Etkenin zararsız hale getirilmesi,
  3. Etkenin yayılımının önlenmesi
  4. Etkenden korunma

Çevre sağlığı bir çok meslek grubunun ekip hizmeti sunmasını gerektiren önemli bir sağlık sorunudur. Bir çok sektörün iş­birliği olmadan çevre sağlığı sorunlarının çözümü mümkün olmaz. Toplumun eko­nomik yapısı, ekonomik kalkınma çabaları ile bağlantılı olup, kentleşme süreci ile de yakından ilişkilidir. Bunun sonucunda baş­langıçta alınacak koruyucu önlemler paha­lı gibi görünürse de, sonradan bozulan çev­renin düzeltilmesiyle ilgili çabaların mali­yeti ve olumsuz sonuçlan göz önüne alındı­ğında daha ucuz bir yöntemdir. Çevrenin korunması ve bozulan çevre koşullarının düzeltilmesi, çevrenin sağlığa uygun hale getirilmesi ancak toplum bireylerinin bi­linçli desteği ile mümkündür.

Çalışma Hayatı Ve Sağlık

10 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Çalışma hayatı ile ilgili çeşitli etkenler insanların sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapabilir. Çalışma hayatı ile ilgili sorunlar sanayi alanındaki iş­yerlerinde daha çok olmakla birlikte hiz­met alanında çalışanların ve tarımda çalı­şanların da çeşitli sağlık ve güvenlik sorun­ları olabilir. “İş sağlığı ve güvenliği” terimi ile işyerlerinde bulunabilecek çeşitli tehli­kelerin kontrol altına alınması ve çalışanla­rın iş kazası ve meslek hastalıklarından et­kili bir şekilde korunması ifade edilmekte­dir. Bu amaçla yapılması gerekenler “iş sağlığı ve güvenliği uygulama ilkeleri” olarak al­tı başlık halinde belirtilebilir:

  • Uygun işe yerleştirme: Çocuklar, kadın­lar, yaşlılar, hasta ve sakat olanlar genel yaşam bakımından olduğu gibi çalışma hayatı bakımından da özel risk grupları­dır. Bu nedenle işe girecek olan bir kişi­nin bu özellikleri yönünden değerlendi­rilmesi için sağlık kontrolünden geçiril­mesi ve niteliklerine uygun olan bir işte çalışmasının sağlanması gerekir. Bu yak­laşım ile, kişinin nitelikleri ile uyumlu ol­mayan bir işte çalışmasının önüne geçil­mesi,  böylelikle  sağlığının  korunması amaçlanmaktadır.
  • İşyeri risklerinin belirlenmesi: İşyerle­rinde yapılan işin niteliğine göre fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik, psikososyal vb. çeşitli sağlık ve güvenlik tehli­keleri bulunur. Sık karşılaşılan ortam fak­törleri olarak aşırı sıcaklık, gürültü, ağır metaller, kanser yapıcı maddeler, tozlar sayılabilir. İşyerinde bu faktörlerden hangilerinin bulunduğu belirlenmeli, bu­lunan etkenin düzeyi de ölçülerek değer­lendirilmelidir.
  • İşyerindeki risklerin kontrolü: İşyerin­de bulunan tehlikeler belirlendikten son­ra bunların, çalışanlara zarar vermesini önlemek için çeşitli teknik önlemlerin alınması gerekir. Bu amaçla havalandır­ma sık olarak yapılan bir uygulamadır. Bunun dışında tehlikeli bir maddenin ye­rine tehlikesiz olanın kullanılması, buna olanak yoksa da tehlikeli maddenin ka­palı sistemler içinde kullanılması gibi çe­şitli uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygu­lamalara ek olarak çalışanlar da maske, baret, gözlük, eldiven, iş elbisesi gibi ko­ruyucu donanım kullanmalıdır.
  • Aralıklı kontrol muayenesi: Bütün ön­lemlere rağmen çalışanlarda görülebile­cek sağlık sorunlarının erken dönemde saptanabilmesi amacı ile çalışanların be­lirli aralıklarla sağlık kontrolünden geçiril­mesi gerekir. Bu yolla henüz ilerlemeden bulunacak olan hastalıkların tedavisi da­ha başarılı olacaktır. Aralıklı kontrol mu­ayenelerinde öncelikle işyerindeki riskle­re bağlı olarak ortaya çıkabilecek hasta­lıklar aranmalıdır, ancak bu muayeneler­de hipertansiyon, kalp hastalığı, bazı kanserler gibi ilerleyen yaşla ile birlikte görülme sıklığı artan hastalıkların da er­ken dönemde saptanması olanaklıdır.
  • İşyeri sağlık ve güvenlik hizmeti: İş sağ­lığı ve güvenliği çalışmalarında öncelikle amaç sağlığın korunması olmakla birlik­te, hastalanan kişilere yönelik olarak tanı ve tedavi hizmetleri de sağlanmalıdır. İş­yerinde kurulacak olan sağlık ve güven­lik birimleri aracılığı ile hem koruyucu hem de iyileştirici sağlık hizmetleri sağla­nabilir.
  • Sağlık eğitimi: Sayılan bütün çalışmala­rın başarıya ulaşmasında sağlık eğitimi çalışmalarının önemli yeri vardır. Önce­likle işyerinde bulunabilecek sağlık tehli­kelerinin ve bunlardan korunma yön­temlerinin anlatılacağı sağlık eğitimi ça­lışmalarında, genel anlamda koruyucu çalışmalar olarak sigara içilmemesi, sağ­lıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapma gibi sağlıklı yaşam ilkeleri konusunda da bilgiler verilmelidir.

Yukarıda altı ilke olarak sayılan iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile bir yandan çalı­şanların sağlıkları korunmuş olur, öte yan­dan bütün çabaya rağmen ortaya çıkabile­cek sağlık sorunlarının da erken dönemde yakalanması suretiyle daha başarılı olarak tedavileri sağlanmış olur. Söz konusu uygu­lamalar sağlık personeli ile teknik eleman­ların bir arada ve aynı amaca yönelik çaba göstermelerini gerektirmektedir. Bu uygu­lamaların yerine getirilmesi konusunda iş­yerlerinde uygun düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Ancak önlemlerin ye­terli şekilde uygulanıp uygulanmadığı ko­nusunun da izlenmesi gereklidir. İşin nite­liğine göre hangi işte ne tür önlem alınma­sı gerektiği konusunda işyeri sahiplerine ve çalışanlara yol gösterici olarak çeşitli hu­kuksal düzenlemeler yapılmıştır. Bu konudaki kurallar Yasa, Tüzük ve Yönetmelikler halinde yayınlanmıştır. Bununla birlikte bu kuralların yeterince yerine getirilmesini sağlamak amacı ile de denetimler yapılma­lıdır. Böylelikle çalışanların sağlığının ko­runması çalışmalarında arzu edilen başarı­ya ulaşılabilir.

Beslenme Çeşitleri, Dengeli Beslenme

01 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Beslenme Çeşitleri, Dengeli Beslenme:

İnsanın büyüme, gelişme, sağlık­lı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli besin öğelerini yeterli miktarda alıp vücudunda kullanmasıdır. Sağlığın te­meli yeterli ve dengeli beslenmedir. Sağlı­ğın korunmasında ve hastalıkların önlen­mesinde besin öğelerinin her birinin yeter­li miktarda alınması vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli enerjinin sağlanması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumu yeterli ve dengeli bes­lenme deyimi ile açıklanır. Besin öğeleri vücudun gereksinmesi düzeyinde alınmaz­sa, yeterli enerji oluşmadığı ve vücut doku­ları yapılanmadığından yetersiz beslenme durumu oluşur. İnsan gereğinden fazla be­sin alırsa çok alınan bazı öğeler vücutta yağ olarak biriktiğinden sağlık için zararlıdır. Bu durum dengesiz beslenme olarak tanım­lanır.

Yeterince yenmesine karşın uygun seçim yapılamadığı ya da yanlış pişirme yöntemleri uygulandığında besin öğelerin­de kayıplar meydana gelebilir ve bu besin öğeleri vücuda alınmadığı için vücut çalış­masında o besin öğesinin yetersizliğine bağlı sağlık bozulabilir. Bu durum da den­gesiz beslenmedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme bir çok hastalığın doğrudan ne­deni olduğu gibi, bazı hastalıkların da kolay yerleşmesi ve ağır seyretmesinde önemli rol oynar. Yetersiz ve dengesiz beslenme­de zihinsel ve bedensel gelişmede gerilik meydana gelmektedir. Ayrıca vücut ağırlı­ğının boy uzunluğuna ve yaşa göre fazla ol­ması, yani şişmanlık (obezite) de genellikle dengesiz beslenmenin bir belirtisidir ve hastalık olarak kabul edilmektedir. Yetersiz beslenmenin etkilediği grupların başında, bebek ve çocuklar, gençler, doğurganlık çağındaki kadınlar, gebe ve emziren kadın­lar, yaşlılar gelmektedir. Erişkinlerde şiş­manlık ve zemin hazırladığı hastalıklar önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Den­gesiz beslenmenin önlenmesinde beslen­me eğitimi ile sağlıklı beslenme bilincinin kazandırılması büyük önem taşımaktadır.

Besin Öğeleri:

Yenilebilen ve yenildiğinde yaşam için gerekli besin öğelerini sağlayan bitki ve hayvan dokuları besin olarak ta­nımlanır. Gıda, yiyecek gibi kelimeler besi­ne eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Be­sinlerin içinde bulunan karbonhidrat, pro­tein, yağ, vitamin ve minerallere de besin öğeleri denir. İnsanların gereksinmesi olan besinlerin bileşiminde 50′ye yakın besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücuttaki et­kinliklerine göre iki temel gruba ayrılabil­mektedir:

  1. Makro besin elementleri: proteinler, kar­bonhidratlar, yağlar.
  2. Mikro besin elementleri: vitaminler (yağ­da ve suda eriyen vitaminler) ve mineral­lerdir.
  3. Ayrıca, su, besinlerin sindirimi, dokulara kullanılması sonu­cu oluşan zararlı öğelerin atılması ve vü­cut ısısının düzenlenmesi için gereklidir.

BESİN GRUPLARI:

Her besin, içinde bulunan besin öğeleri açısından farklılık gösterir. Ancak bazı besinler, besleyici değerleri açı­sından benzer olmaları nedeniyle birbirleri­nin yerine geçebilirler. Besin ve Beslenme Konseyi, besinlerin dört grup altında top­lanmasının uygun olacağını belirtmiştir. Konsey 1985 yılında besinlerin piramit gösterilmesinin ve piramidin alt ta­banında çok tüketilecek, üst kısmında ise az tüketilecek besinlerin gösterilmesinin toplumların beslenme konusunda bilinç­lendirilmesinde kolaylık sağlayacağı görü­şü ile “Besin Piramidi” kullanımını öner­miştir. Ülkeler, kendi yemek alışkanlıkları ve koşullarına göre piramitte değişiklik ya­pabilmektedirler. Ülkemizin besin üretimi ve beslenme durumu dikkate alınarak gün­lük alınması gereken temel besinlerin plan­lanmasında dört besin grubu kullanılması­nın daha uygun olduğu ve dört yapraklı yonca ile ifadesi uygun bulunmuştur. Bu gruplar;

  1. Süt ve ürünleri,
  2. Et, yumurta, kuru baklagiller,
  3. Sebze ve meyveler,
  4. Ekmek ve tahıllardır

Günlük beslenme sırasında; dört temel be­sin grubunun çeşitliliği kadar, aynı grupta yer alan besinlerin de çeşitliliği sağlanmalı­dır.

Yaşlılarda Beslenme:

Yaşlılık döneminde beslenme durumu, yaşlanma sü­reci boyunca vücutta meydana gelen değişikliklerden, süreğen hastalıklardan, kulla­nılan ilaçlardan, fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik durumdan etkilenir. Yaşlılarda beslenme planlanırken hem sıklıkla karşıla­şılan besin öğesi yetersizliği durumunun düşünülmesi, hem de süreğen hastalıkların önlenmesi dikkate alınmalıdır. Yaşlılarda yetişkin bireylerden farklı olarak besin alı­mını etkileyebilecek faktörlere de dikkat edilmelidir.

Mide-bağırsak sistemi hareket­lerinin ve mide asit salgısının azalması, mi­denin boşalma hızının gecikmesi yaşlının beslenme durumunu etkiler.Görme kaybı, tat ve doku duyularının azalması besin seçi­mini sınırlandırır, besin tüketimini azaltır. Diş kaybı, takma dişler, çiğneme ve yutma güçlüğü, hareketsiz yaşam da yaşlının be­sin tüketimini olumsuz yönde etkileyebilir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, satın al­ma zorlukları, gelir durumundaki yetersiz­lik, yiyeceğe ulaşamama, yiyeceği hazırla­ma ve saklama zorlukları beslenme düzeyi­ni olumsuz yönde etkileyen etkenler ara­sındadır. Bunama, depresyon, yalnız yaşam bireyin besin tüketimini azaltır. Yaşlı birey­lerde kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar  hastalıkları, yüksek tansiyon, kanser gibi birden fazla süreğen hastalığın aynı an­da bulunması nedeniyle sürekli olarak ilaç kullanımı hem beslenme hem de ilaç meta­bolizması açısından önemlidir. Yaşlı birey­lerin, yetişkinlerle aynı besin öğelerine (protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mi­neraller ve su) ancak farklı miktarlarda ge­reksinimleri vardır .

Yaşlılarda bazı besin öğesi gereksinmeleri*

Besin Öğeleri

Günlük Gereksinim

Enerji (kkal/kg) 30
Protein (g/kg) 0.9-1.1
Yağlar (% enerji) >30
Kalsiyum (mg) 800-1200
Demir (mg) 10
Çinko (mg) Erkek: 4.2-14.0
Kadın: 3.0-9.8
Folat (mcg) 400
B12 vitamini (mcg) 2.5
D vitamini (mg) 10-15
C vitamini (mg) 60-100
A vitamini (mcg) 600-700
E vitamin (IU) 100-400
*Keep Fit For Life, VVHO-Tufts Unv. Malta, 2002

Yaşlılık Döneminde Beslenme İlkeleri;

  1. Her öğünde dört temel besin grubundan (süt, ve ürünleri; et-yumurta-kuru bakla­giller; sebze ve meyve; ekmek ve tahıl­lar) besinler bulunmalı ve besin çeşitlili­ği sağlanmalıdır. Böylece yaşlı bireyin te­mel gereksinimi olan protein, karbon­hidrat, yağ, vitamin ve mineraller ile po­sa sağlanmış olur.
  2. Öğünler üç ana, üç ara öğün olacak şekil­de düzenlemelidir. Böylece öğünlere dü­şen yiyecek miktarları azaltılarak sindi­rim güçlükleri önlenmiş olur.

3. İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır. Şiş­manlık ya da zayıflık hastalık riskini arttı­rır.

4. Sıvı tüketimi artırılmalıdır. Günde en az 8-10 su bardağı (1500 ml.) sıvı tüketilme­lidir. Fazla miktarda çay, kahve tüketil­memelidir. Kafeinli içecekler yerine bit­kisel çaylar, ıhlamur, taze meyve suları, ayran, komposto, çorbalar yaşlılar için uygun içeceklerdir.

5.Kalsiyum içeriği yüksek olan besinler tü­ketilmelidir. Yağı azaltılmış ya da yağsız süt ve ürünleri tüketilmelidir.

6. Margarin, tereyağı, kuyruk yağı gibi katı yağların tüketimi kan kolesterol seviyesi­nin yükselmesine neden olur., kalp da­mar hastalıkları için risk oluşturur. Kır­mızı et yerine, tavuk, balık, hindi eti ter­cih edilmelidir. Günlük yağ tüketiminin 1/3′Ü hayvansal kaynaklı, 1/3′Ü ay çiçek, mısırözü, soya yağı vb., 1/3′ü ise zeytin­yağından karşılanmalıdır.

7. Günlük tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır. Tuz miktarı günlük bir tatlı kaşığından

(4-5 gram) fazla olmamalıdır. Turşu sala­mura, salça, konserve gibi sodyum içeri­ği yüksek besinleri tüketmekten kaçınıl­malıdır.

8. Şeker, şekerli besinler ve hamur tatlıları­nın tüketimi sınırlandırılmalıdır.

9. Besinlerin hazırlanması, pişirilmesi sıra­sında oluşabilecek risklere dikkat edil­melidir. Yiyecekler kızartma ve kavurma yerine haşlama ya da ızgara yöntemleri ile pişirilmelidir.

10. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.

11. Düzenli fiziksel egzersiz yapılmalıdır.

12. Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmelidir.

Beslenme Destek Tedavisi:

Eğer bir hasta tıbbi bir sorun nedeniyle yemek yiyemiyor ve yutamıyorsa vücudun ihtiyaçlarını sağla­mak için beslenme desteğine ihtiyaç du­yar. Buna yapay beslenme veya beslenme destek tedavisi adı verilir. Mide-bağırsak sistemi ameliyatları, büyük yaralanmalar, koma, nörolojik hastalıklar beslenme des­tek tedavisi gerektiren hallere örnek olarak sayılabilir. Hasta ağız yoluyla bir miktar beslenebiliyor, fakat ihtiyacının tamamını bu durumda ağız yoluyla ek beslenme sıvılarının verilmesi yapay beslenme değil, ağız yoluyla tamamlama te­davisi adını alır. Beslenme destek tedavisi çoğunlukla geçici bir süre uygulanır ve hastanın iyileşmesi sonrası kesilir. Bazen bitkisel hayat örneğinde olduğu gibi süre­siz yapılması gerekebilir.

Beslenme destek tedavisi 2 yolla yapılabi­lir:

1.Mide bağırsak sistemi yoluyla (enteral) beslenme: Burada bir tüp yardımıyla besinlerin doğrudan mideye veya mide­nin daha ilerisine verilmesi söz konusu­dur. Genellikle burundan takılan ve alt ucu mide (nazogastrik) veya onikipar-bağırsağında (nazoduodenal) olan ince beslenme tüpleri kullanılır. Diğer bir yöntem de tüplerin burundan değil doğrudan deriden geçilerek mide (gastrostomi) veya incebağırsak (jejunostomi) içine yerleştirilmesidir.

2. Damar yoluyla (parenteral) beslenme: Normalde besinlerin sindirimi ve emilimi mide-bağırsak sistemi içinde olur. Bu sistemin işlev görememesi halinde da­mar içinden beslenme yapılması gerekir. Kısa süreli beslenme destek tedavisinde kol damarları kullanılabilir. Bu, damar­dan sıvı verilmesine benzer bir uygula­madır. Uzun sürebilecek beslenme des­tek tedavisinde boyun veya köprücük kemiği altı damarlarından takılan ve ucu kalbe giren büyük toplar damarda (vena kava) olan özel kateterler kullanılır. Ba­ğırsakların kayıbına yol açan bazı hasta­lıklarda, evde uzun süreli parenteral bes­lenme destek tedavisi gerekebilir. Gerek enteral, gerekse parenteral beslenme sı­vılarının içinde vücûdun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tüm besin öğeleri bulunur. Karbonhidratlar, yağlar, prote­inler, vitaminler, elektrolitler ve su bir halinde verilir.

Yararları: Herhangi bir nedenle beslene­meyen hastalarda bir süre sonra beslenme yetersizlikleri, işlev bozuklukları ve ölüm gerçekleşir. Ayrıca, çoğu hastalık halinde vücudun besin ihtiyaçları artar. Bu ihtiyaç­ların karşılanamaması iyileşmeyi geciktirir veya tamamen engelleyebilir.  Beslenme destek tedavisi planlanırken öncelikle mide-bağırsak sisteminin kullanıldığı enteral beslenme desteği tercih edilir. Bu normal işleve daha uygundur. Bağırsak tıkanıklığı, karın içinde iltihap gibi nedenlerle bu sis­temin kullanılamaması halinde damar yo­luyla beslenme desteği tercih edilmelidir. Uygun beslenme tedavisi ile iyileşme hız­lanmakta ve hastalığa bağlı ölümler azal­maktadır. Her hastanın durumu farklı oldu­ğundan beslenme destek tedavisi, hastanın ve hastalığın özelliklerine göre planlanır.

Riskler: Her tedavinin olduğu gibi beslen­me destek tedavisinin de riskleri vardır. Öncelikle ağız yoluyla yeterli beslenebile­cek hastalarda beslenme destek tedavisi ya­pılmamalıdır.  Enteral destek tedavisinde, başın yukarıda tutulması, beslenme sıvıları­nın akciğere kaçmasını engellemek için çok yararlıdır. Damar içi beslenmede en­feksiyonlar başta olmak üzere riskler daha fazladır. Bu nedenle beslenme destek teda­visi yapılan hastalar yakından izlenmelidir.

Hangi Hastalık İçin Hangi Kaplıca

31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Bu yazıda Hangi Hastalık için Kaplıcalar ve İçmeler hangi kaplıca faydalıdır? sorusunun cevabını bulacaksınız.

KAPLICA REHBERİ

HASTALIK ADI  —–  KAPLICA ve İÇMELER

Ağrılı Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Amasya – Hamamözü

Aydın – Alangüllü

Aydın – Germencik

Aydın – Kuşadası

Kayseri – Tekgöz

Astım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek

Bolu – Bolu

Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER


Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Aksaray – Ziga

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Antalya – Sarısu

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bolu

Çanakkale – Çan

Çorum – Beke

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Erzurum – Hasankale

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

İzmir – Karaköy

İzmir – Malgaca

İzmir – Şifne

Kayseri – Yeşilhisar

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Alaşehir

Manisa – Gebeler

Niğde – Kemerhisar

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Yozgat – Karadikmen

Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Ömer

Amasya – Terziköy

Ankara – Haymana

Antalya – Sarısu

Aydın – Ortakçı

Balıkesir – Gönendağ

Bilecik – Osmaneli

Bursa – Çekirge

Bursa – Oylat

Çorum – Beke

Denizli – Babacık

Düzce – Ömerler

İzmir – Çeşme

Konya – Höyük-Köşk

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Sarıkız

Samsun – Havza

Trabzon – Kisarna

Uşak – Hamamboğazı

Bökrek Hastalıkları (Taşları) için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Ömer

Balıkesir – Güre

Bursa – Uludağ

Çanakkale – Çan

İstanbul – Tuzla

Konya – Ilgın

Kütahya – Eynal

Nevşehir

Sivas – Balıklı

Çıbanlar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Konya – Seydişehir

Cilt Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Ömer

Ankara – Dutlu

Aydın – Alangüllü

Balıkesir –  Güre

Balıkesir – Manyas

Bingöl – Kös

Bursa –  Çekirge

Bursa – Kükürtlü

Bursa – Yenikaplıca

Erzurun – Ilıca

İçel – Mersin

İstanbul – Yalova

Kırşehir – Terme

Kütahya – Eynal

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Sart

Manisa, Urganlı

Samsun, Havza

Sivas – Balıklı

Tokat – Sulusaray

Çocuk Felci için KAPLICALAR ve İÇMELER

Balıkesir – Kepekler

Bolu – Çatak

Elazığ – Buranhame

Konya – Höyük-Köşk

Kütahya – Göbel

Samsun – Hamam ayağı

Samsun – Hırlas

Siirt – Sağlarca

Çocuk Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam

Damar Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer

Balıkesir – Pamuklu

Denizli – Pamukkale

Manisa – Kurşunlu

Damar Tıkanıklığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın, Alangüllü

Bursa – Armutlu

Bitlis – Çukur

Elazığ – Kolan

Damla Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Kızıldere

Deri Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER


Aydın – Germencik-gümüş

Balıkesir – Emendere

Balıkesir – Karaağaç

Balıkesir – Manyas

Bilecik – Çaltı

Bitlis – Ilıcak

Diyarbakır – Çermik

İzmir – Balçova

Kırşehir – Karakurt

Kütahya – Eynal

Manisa – Kurşunlu açık dere

Muğla – Gebeler

Sivas –  Balıklı

Dimağ Yorgunluğu için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın

İzmir – Bergama güzellik

Dolaşım Yolları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Ankara – Acısa

Ankara – Dutlu

Ankara – Kızılcahamam

Bingöl – Kös

Bursa – Armutlu

İzmir – Balçova

Yozgat – Sarıkaya

Egzama için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam

Bursa – Karamustafa

Felç için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Gönen

Bolu – Çatak

Bolu – Kocababas

Konya – Ilgın

Göz için KAPLICALAR ve İÇMELER
İstanbul – Yalova

Konya –  Ilgın

Gut için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Bursa – Karamustafa

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

Hazım için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Afyonkarahisar

Ankara – Seyhamamı

Kayseri – Çökek

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Terme

Nevşehir

Hemoroid (Basur) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

İltihap için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Van – Hasanabdal

İştah için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne

Kayseri – Özengi

Kırşehir – Bulamaç

Manisa – Sart

Nevşehir

Kabızlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Kadın Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Ömer

Afyon – Sandıklı

Amasya – Hamamözü

Ankara – Ayaş

Ankara – Dutlu

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Kepekler

Balıkesir Yıldızdağ

Bingöl – Kös

Bolu

Bolu – Sariot

Bursa – Armutlu

Bursa – Çekirge

Bursa – Karamustafa

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – İnaltı

Denizli – Karahayıt

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Düzce – Efteni

Elazığ – Kolan

Eskişehir

Eskişehir – Sakarya

Hakkari – Zümrüt

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamagüzellik

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Cuma

İzmir – Çeşme

İzmir – Dereköy

İzmir – Dikili

İzmir – Nebiler

Kayseri – Tekgöz

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Mahmutlu

Kırşehir – Terme

Konya – Ilgın

Kütahya – Dereli

Kütahya – Emet

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Samrık

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Saraycık

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamamayağı

Samsun – Havza

Siirt – Hista

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Balıklı

Sivas – Sıcakçermik

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Köhne

Yozgat – Sarıkaya

Yozgat – Yerköy

Zonguldak – Karaçayır

Kalp için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Amasya – Terziköy

Ankara – Dutlu

Aydın – Sazlık

Bolu

Bursa – Armutlu

Çorum – Beke

Denizli – Pamukkale

Hakkari – Zümrüt

Kırşehir – Terme

Kansızlık (Anemi) için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne

Kayseri – Özengi

Karaciğer hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Aksaray – Hamamboğazı

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Aydın – Kızıldere

Aydın – Ortakçı

Balıkesir – Acısu

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bilecik – Osmaneli

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Bursa – Kükürtlü

Çanakkale – Çan

Denizli – Babacık

Denizli – Gölemez

Denizli – İnaltı

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzurum – Hasankale

Eskişehir

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Yalova

İzmir – Balçova

İzmir – Bergama

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Çeşme

İzmir – Malgaca

Kayseri – Bayramhacı

Kayseri – Boğazköprü

Kayseri – Saziçmesi

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Emir

Manisa – Kurşunlu

Muğla – Bözük

Muğla – Gebeler

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Niğde – Kemerhisar

Sakarya – Kuzuluk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Erikli

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Cavlak

Yozgat – Karadikmen

Kırık – Çıkık için KAPLICALAR ve İÇMELER

Ankara – Haymana

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Balıkesir – Kepekler

Bursa – Karamustafa

Çanakkale – Kızılca

Kütahya – Eynal

Kütahya – Göbel

Kütahya – Naşa

Manisa – Çeren

Samsun – Havza

Kısırlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer

Bursa – Karamustafa

Hakkari – Zümrüt

Mide Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Akasaray – Ziga

Amasya – Terziköy

Ankara – Ayaş

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Balıkesir – Acısu

Balıkesir – Pamuklu

Bilecik – Çaltı

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Bursa – Uludağ

Çorum – Beke

Denizli – Pamukkale

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzincan – Ekşisu

Erzurum – Hasankale

Eskişehir – Sakarya

İstanbul – Tuzla

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamagüzellik

İzmir – Bergamapaşa

Kahramanmaraş – Elbistan

Karabük – Bostanbükü

Kayseri – Yeşilhisar

Manisa – Bözük

Manisa – Çeren

Manisa – Emir

Manisa – Saraycık

Manisa – Urganlı

Muğla – Gebeler

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Erikli

Trabzon – Kisarna

Zonguldak – Kozlu

Müshil için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere

İçel – Mersin

Kırşehir – Mahmutlu

Niğde – Ferhenk

Yozgat – Karadikmen

Nekahat için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın

Balıkesir – Emendere

Nevralji (Sinir Hastalığı) için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Sandıklı

Ankara – Karakaya

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Germencik

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Kokarlar

Balıkesir – Yıldızdağ

Bingöl – Kös

Bolu – Sariot

Bursa – Karamustafa

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – Karahayıt

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Erzurum – Ilıca

Eskişehir

İçel – Hocantı

İzmir – Bademli

İzmir – Nebiler

Kırşehir – Mahmutlu

Kütahya – Dereli

Kütahya – Emet

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Muratdağı

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Samsun – Havza

Tokat – Sulusaray

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Yozgat – Köhne

Yozgat – Yerköy

Nevrit (Sinir İltihabı) için Kaplıcalar ve İçmeler,

Amasya – Hamamözü

Ankara – Seyhamamı

Balıkesir – Bostancı

Bursa – Çekirge

Bolu – Kocababas

Düzce – Efteni

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Konya – Höyük-Köşk

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Urganlı

Siirt – Sağlarca
Pankreas Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Hatay – Erzin

İstanbul – Tuzla

Sakarya – Taraklı

Yozgat – Cavlak

Romatizmal Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Haruniye

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Gecek

Afyon – Kızılkürse

Afyon – Ömer

Afyon – Sandıklı

Amasya – Terziköy

Ankara -Acısu

Ankara – Ayaş

Ankara – Dutlu

Ankara – Haymana

Ankara – Karakaya

Ankara – Kızılcahamam

Ankara – Seyhamamı

Aydın – Alangüllü

Aydın – Germencik

Aydın – Sazlık

Balıkesir – Akçay

Balıkesir – Asarköy

Balıkesir – Balya

Balıkesir – Bostancı

Balıkesir – Ekşidere

Balıkesir, Gönen

Balıkesir – Güre

Balıkesir – Hisaralan

Balıkesir – Hozluca

Balıkesir – Kokarlar

Balıkesir – Pamuklu

Balıkesir – Yıldızdağ

Bilecik – Çaltı

Bingöl – Kös

Bolu

Bolu – Sariot

Bursa – Armutlu

Bursa – Çekirge

Bursa – Karamustafa

Bursa – Kükürtlü

Bursa – Oylat

Çanakkale – Hıdırlar

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Kızılca

Çanakkale – Küçükçetmi

Çanakkale – Külcüler

Denizli – Babacık

Denizli – İnaltı

Denizli – Karahayıt

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Diyarbakır – Çermik

Düzce – Efteni

Elazığ – Buranhame

Elazığ – Kolan

Erzincan – Ekşisu

Erzurum – Ilıca

Eskişehir

Eskişehir – Sakarya

Hakkari – Zümrüt

Hatay – Reyhanlı

İçel – Hocantı

İstanbul – Yalova

İzmir – Bademli

İzmir – Balçova

İzmir – Bergama

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Cuma

İzmir – Çeşme

İzmir – Dereköy

İzmir – Dikili

İzmir – Nebiler

Kayseri – Tekgöz

Kırşehir – Bulamaç

Kırşehir – Karakurt

Kırşehir – Mahmutlu

Kırşehir – Terme

Konya, Ilgın

Konya – Seydişehir

Kütahya – Dereli

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Kütahya – Göbel

Kütahya – Hamamköyü

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Kütahya – Naşa

Kütahya – Samrık

Kütahya – Yoncalı

Manisa – Çeren

Manisa – Gebeler

Manisa Kurşunlu

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Saraycık

Manisa – Sart

Manisa – Urganlı

Nevşehir – Kozaklı

Niğde – Çiftehan

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamamayağı

Samsun – Havza

Siirt – Hista

Siirt – Sağlarca

Sivas – Akçaağıl

Sivas – Balıklı

Sivas – Sıcakçermik

Tokat – Sulusaray

Tunceli – Bağın

Uşak – Aksaz

Uşak – Hamamboğazı

Van – Hasanabdal

Yozgat – Karadikmen

Yozgat – Köhne

Yozgat – Sarıkaya

Yozgat – Yerköy

Zonguldak – Karaçayır

Safra Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Adana – Acıdere

Afyon – Afyonkarahisar

Afyon – Gazlıgöl

Afyon – Sandıklı

Aksaray – Hamamboğazı

Ankara – Ayaş

Ankara – Kapullu

Ankara – Kızılcahamam Madensuyu

Antalya – Sarısu

Aydın – Germencik

Aydın – Germencikgümüş

Aydın – Kızıldere

Aydın – Ortakçı

Balıkesir- Acısu

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Pelitköy

Balıkesir – Zeytinliada

Bilecik – Osmaneli

Bolu

Bolu – Çepni

Bursa – Çitli

Çanakkale -Çan

Denizli – Babacık

Denizli – Tekkekokar

Denizli – Yenice

Düzce – Derdin

Düzce – Ömerler

Erzurum – Hasankale

Eskişehir

Hatay – Erzin

Hatay – Reyhanlı

İstanbul – Tuzla

İzmir – Balçova

İzmir – Bergamapaşa

İzmir – Malgaca

Kayseri – Bayramhacı

Kayseri – Boğazköprü

Kayseri – Saz İçmesi

Kütahya – Ilıcaköy

Kütahya – Muratdağı

Manisa – Alaşehir

Manisa – Çeren

Manisa – Gebeler

Muğla – Bözük

Nevşehir – Kızıltepe

Nevşehir – Sarıkaya

Niğde – Ferhenk

Niğde – Kemerhisar

Sakarya – Kuzuluk

Sakarya – Taraklı

Sivas – Soğuk çermik

Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi

Uşak – Hamamboğazı

Yozgat – Karadikmen

Salgı Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Yeşilhisar

Sedef (Egzema) Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER

Balıkesir – Emendere

Balıkesir – Güre

Sinir Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Aksaray – Ziga

Ankara – Dutlu

Aydın

Aydın – İmamköy

Balıkesir – Gönen

Balıkesir – Kepekler

Balıkesir – Ömerköy

Bitlis – Çukur

İçel – Hocantı

İstanbul – Tuzla

Kırşehir – Terme

Konya – Ilgın

Kütahya – Eynal

Kütahya – Gediz

Sakarya – Kilhamamı

Samsun – Hamam ayağı

Samsun -Hırlas

Sivas – Soğuk çermik

Solunum Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gecek

Ankara – Haymana

Balıkesir – Karaağaç

Balıkesir – Kokarlar

Bursa, Yenikaplıca

Çanakkale – Kestanbolu

Çanakkale – Külcüler

Denizli – İnaltı

Diyarbakır – Çermik

Elazığ – Buranhame

Erzincan – Ekşisu

Hatay – Reyhanlı

İzmir – Balçova

İzmir – Dereköy

İzmir – Karaköy

Manisa – Kurşunlu

Manisa – Kurşunluaçıkdere

Manisa – Sart

Siirt – Hista

Siirt – Sağlarca

Şeker Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER

Antalya – Sarısu

Aydın – Kızıldere

Balıkesir – Pamuklu

Bingöl – Kös

Bitlis – Çukur

Erzurum – Hasankale

Eskişehir – Sakarya

İstanbul – Tuzla

Şişmanlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş

Aydın – Kızıldere

Bursa – Yenikaplıca

İstanbul – Tuzla

Tansiyon için KAPLICALAR ve İÇMELER

Afyon – Gazlıgöl

Ankara – Acısu

Bolu

İstanbul – Yalova

Kırşehir – Terme

Kütahya – Naşa

Uyuz için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Karaağaç

Yaralar için KAPLICALAR ve İÇMELER

Kayseri – Çökek

Konya – Seydişehir

Depresyon’a Dikkat…!

28 Eylül 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Mevsime bağlı depresyon dönemine girdik , mevsimsel depresyonun belirtileri arasında mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik ve çabuk yorulma, iştah değişikliği (azalması veya artması), gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteği yer alabiliyor.

Uzmanlar Mevsimsel Depresyonun (Seasonal Affective Disorder); Eylül ayı sonunda başlayıp Nisan ayında biten erkeklere oranla kadınlarda görülme sıklığının daha yüksek olduğunu bildirdiler.

Araştırmaların sonuçlarına göre, Ekvator’dan uzaklaştıkça semptomlarının arttığı gözlenen mevsimsel depresyonun 17 – 25 yaş aralığında daha çok görüldüğü bildirildi.

Araştırmalar ABD’de 10 milyondan fazla kişinin her yıl bu rahatsızlıkla karşılaştığını, Mevsimsel Depresyonun farklı kentlerde, farklı iklimlerde yaşayan milyonlarca insanı etkilediğini gösterildi.

Mevsimsel depresyonun belirtileri arasında mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik ve çabuk yorulma, iştah değişikliği (azalması veya artması), gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteği vardır.

Mevsimsel depresyonun önüne geçebilmek için özellikle çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının karşılanması, ortamın ısı ayarının kontrol altında tutulması, kişinin gün boyu güneş ışığıyla temasının maksimumda olabileceği aktivitelerde bulunması (sabah saatlerinde yapılacak yürüyüşler gibi), uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenli tutulması uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor.

SEBEPLERİ

Mevsimsel depresyonun her ne kadar tam sebebi bilinmiyorsa da bu konuda çeşitli hipotezlerin öne sürülüyor.

Melatonin: Beyindeki epifiz bezi melatonin hormonu üretir. Hormon üretimi karanlık ortamlarda artar. Melatonin hormonu insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan doğal bir sakinleştiricidir. Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması melatonin üretimin arttırarak kişiyi daha az enerjik, yorgun, ve isteksiz yapar. Bu da Mevsimsel Depresyona yol açabilir.

Seratonin: Kış ayları ile birlikte vücuttaki seratonin üretiminin azalmasının mevsimsel depresyona sebep olabileceği öne sürülüyor.

Genetik Faktörler: Mevsimsel depresyonun genetik köklerinin olabileceği kişinin ebeveynlerinden birinde mevsimsel depresyonun olmasının kişinin de bu hastalığa yakalanma oranının 7 de 1 kadar arttırdığını gösteren çalışmalar bulunuyor.

Hastalıklar Bölümü

25 Ağustos 2009 Yazan Hastane Doktoru  
Kategori Güncel Haberler

Hastalıklar Bölümü 1 Adet Konu eklmemem mecburi az indez için

Sonraki yazılar »