Evcil Hayvanlar Ve Dikkat Edilmesi Gerekenler
06 Aralık 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil hayvan besleme alışkanlığı giderek artmaktadır. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanları beslemektedir. Uzmanlar günümüzde insanların stresten kurtulmak, daha mutlu olabilmek için evde hayvan beslemenin yararlı olduğunu belirtmektedirler. Bunlara ek olarak evcil hayvan besleyenlerin çevreleriyle daha uyumlu ve sağlıklı iletişim kurabildiklerini de eklemektedirler.
Evlerde beslenen bazı evcil hayvanlarla ilgili dikkat edilmesi gerekenler;
Kedi ve köpek bakımında en önemli başlangıç noktası aşılama ve bağırsak parazitlerinin tedavisidir. Aşılama, bulaşması çok kolay olan ölümcül hastalıklardan korunmada en önemli faktördür. Bu yüzden aşılama yapılmayan hayvanlar ve dolaylı yoldan beraber yaşayanlar büyük risk altındadır. Bulaşabilecek hastalıklar ölümcül ve tedavileri mümkün olamayabilir. Parazitler kedi ve köpeğin hayatının ilk evrelerinde öldürücü olabilir ve bu parazitler bizlere de bulaşabilir. Bu yüzden kedi ve köpeklerin hayatlarının ilk dönemlerinden itibaren parazitlerinden arındırılması gerekir. Parazit tedavisi ömür boyunca sürmesi gereken ve de dikkat edilmesi gereken bir tedavidir.
Kuduz; hiç şüphesiz hayvanlardan geçebilecek en tehlikeli hastalıklardan birisidir. Özellikle kedi ve köpeklerin ısırması veya tırmalaması yoluyla bulaşmaktadır. Aşı yaptırmak kuduzdan korunmada alınabilecek en önemli önlemlerden birisidir. Evcil hayvanlardan geçebilecek hastalıklar özellikle hamile kadınları ve bebekleri etkilemektedir.
Kedilerden geçebilen toksoplazmozis adındaki hastalık hamilelerde düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilmektedir. Bu parazit kediye bir zarar vermez. Kedinin vücudunda üreyen parazitler dışkı ile dışarı atılır. Temas edilmesi halinde bulaşmaktadır. Bu hastalığı önlemek için aşılarının düzenli yapılmış olması önemlidir ve kedinin dışkısını yaptığı kum düzenli değiştirilmelidir.
Kuşlar evde beslemek için en fazla tercih edilen hayvanlardır. Önemli bir rahatsızlığa sebebiyet veren hastalık taşımazlar. Sadece grip benzeri etkiler yapan bir hastalığa neden olabilir. Kafeslerin temiz tutulması ve bakım sırasında eldiven kullanılması bu hastalığın önlenmesinde yararlı olmaktadır.
Sürüngenler de son zamanlarda beslenmeye başlanan hayvanlardandır. Özellikle iguana tercih edilmekte olup bu canlının bulaştırabileceği en önemli hastalık
Salmonella adı verilen bir bakteri yoluyla insanlara geçmektedir. Bu hastalık kendini ishal, bulantı gibi belirtilerle göstermekte olup çoğu zaman basit önlemler ile tedavi edilebilen besin zehirlenmelerine neden olmaktadır. Yaşlılar, beş yaşından küçük çocuklar ve hamile kadınlar ise bu hastalık açısından yüksek risk grubunda bulunur. Hamile kadınlarda düşüklere neden olabilir. Bu yüzden hamile kadınların bu tür sürüngenler ile temas etmemesi uygun olur.
Tüm bu hastalıkların yanı sıra her türlü hayvan ve bunların tüyü alerjik yakınmalara neden olabilir (alerjik astım, alerjik rinit, alerjik konjontivit). Evcil hayvanların tüy ve deri döküntüleri sıklıkla alerji nedenidir. Özellikle bebeklerin cildi hassas olduğundan bebekle bu hayvanların yakın olmaması gerekir. Bazen bu hayvanların salyası ve dışkıları da alerjenik olabilmektedir. Özellikle tüylü hayvanlardan doğan solunum yolları alerjisi evinde hayvan besleyenlerin dikkat etmesi gereken konulardandır. Bu yüzden beslenen hayvanların gerekli temizliğinin düzenli yapılması bu etkileri azaltmak için gerekli olmaktadır. Sonuç olarak; beslenen hayvanın temizliğine, barındığı ortamın (kafes gibi) temizliğine, temizliği yaparken eldiven kullanılmasına, aşılarının eksiksiz olmasına, ilk dönemlerinden itibaren parazitlerinden arındırılmasına; evlerinde hamile, bebek veya alerjik kişiler bulunuyorsa beslemek için seçilen hayvanın türüne dikkat edilmelidir.
El Yıkama
29 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
El Yıkama:
Sağlık sorunlarını çözebilmek için kişisel ve çevresel önlemler alınmalıdır. Alınması gereken kişisel önlemler arasında;
tuvalete gittikten sonra el temizliği,
el – yüz temizliği,
düzenli banyo yapılması,
yemek hazırlamadan önce, sofraya oturmadan önce ve sonra el temizliği,
tırnak temizliği,
ağız ve diş bakımı,
ayak temizliği,
saç bakımı ve temizliği,
temiz giyecek ve çamaşır kullanılması,
kendine ait çamaşır, havlu, ayakkabı ve terliğin kullanılması yer almaktadır.
Bu süreçte kullanılacak en önemli araçlar da sabun ve akan su kaynağı kullanılmasıdır. Ellerin doğru ve yeterli sürede yıkanması pek çok hastalığın önlenmesinde anahtar rol oynamaktadır.
Eller Nasıl Yıkanmalı?
1. El yıkama sabun, deterjan veya dezenfektan kullanılarak yapılmalıdır. Sadece su kullanmak yeterli temizlik sağlayamazsınız.
2. El yıkamada ılık su kullanılmalıdır. Sıcak su elleri tahriş eder ve mikroorganizma girişine zemin hazırlar.
3. El yıkanırken tüm takıların çıkartılması uygundur.
4. Sabunun kuru tutulması önemlidir. Sabun kabının drenaj sağlayacak biçimde olması gerekir. Uygun koşulda kullanılmayan sabunlarda da patojen (hastalık yapıcı) mikroorganizmaların ürediği unutulmamalıdır. Likit sabun kullanılıyorsa sabun kapları tam olarak boşaldığında temizlenip kurulandıktan sonra yeniden doldurulmalıdır. Bu önerilere uyulmadığı takdirde buralarda üreyen mikroorganizmalar enfeksiyon bulaşmasına neden olur.
5. Etkili bir el yıkama işlemi 30 saniye ile 1 dakikalık sürede gerçekleştirilir.
6. Eller sabun veya deterjanla bileklere kadar köpürtülmelidir.
7. Sabunun suyun altına tutularak köpüklerden temizlenmesi sağlanmalıdır. Köpük, sabunda mikroorganizma yerleşimini kolaylaştırabilir.
8. Tüm yıkama işlemi boyunca eller dirseklerden aşağıda tutulmalıdır. Böylece kirli suların parmak uçlarından lavaboya direk akışı sağlanmış olur.
9. Eller yıkandıktan sonra mutlaka durulanmalı ve iyice kurulanmalıdır. Çünkü eller ıslak veya nemli kalırsa bakteri bulaşması kolaylaşır.
10. Yıkama sonrası parmak araları ve avuç içleri iyice kurulanmalıdır. El kurulamada doğru seçenek kağıt havlu kullanılmasıdır. Kumaş havlular nemli kalabildiğinden hastalığa neden olan mikroplardan arınmayabilirler. Sıcak hava püskürten kurutma sistemleri de yeterince kurulama yapamaması, gürültülü olması ve alet içinde dolaşan havanın mikropları tekrar yıkanmış ellere yerleşebilmesine neden olması yüzünden önerilmemektedir. Kağıt havlu ile el kurulamanın ortalama süresi 7-9 saniye olmalıdır.
Kağıt havlu kurulamanın yanında mekanik temizliği de sürdürür.
Sonuç olarak el yıkama becerisinin aslında çocukluk çağında kazanılması gereken bir alışkanlık olduğu vurgulanmalıdır. Bu noktada anne babaların, öğretmenlerin çocuklar için doğru rol modelleri olması çok önemlidir. Çocuklar sosyal yaşantılarında bu kişileri model alarak öğrenirler. Anne babalar ve öğretmenler çocukların doğru davranışları kazanmaları için özen göstermelidirler.
Egzersiz
22 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Neden Egzersiz Yapmalıyız?
Düzenli fiziksel egzersizler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olup çeşitli kronik hastalıklara yakalanma riskinin azaltılmasının da en önemli aracıdır. Öncelikle, düzenli egzersizlerle kendimizi daha iyi hissederiz. Gerçekten de, egzersiz yorgunluğa direncimizi artırır, sosyal ilişkileri geliştirir. Düzenli egzersizler uykuya dalmayı ve iyi uyumayı sağlar, anksiyete (endişe), stres ve depresyonla mücadeleye yardım eder, kendimize güveni artırır. Düzenli egzersizler dış görüntümüzü de güzelleştirir. Egzersiz yapan bireylerde kas tonusunun artması, egzersizin en iyi bilinen sonuçlarındandır. Egzersiz buna ek olarak enerji harcanması ve iştahın kontrolüne yardım ederek istenilen vücut ağırlığında olmamızı sağlar.
Egzersiz ve çeşitli kronik hastalıkların önlenmesi :
Hareketsiz yaşam biçimi çeşitli kronik hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan düşkünlük ve ölüm riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu hastalıkların başında koroner kalp hastalıkları gelmekte olup, hareketsiz olmak koroner kalp hastalığı için ana risk faktörlerinden birisidir. Yapılan çalışmalar, gerek kadın ve gerekse erkek yetişkinlerde tamamen hareketsiz yaşam biçimi sürenlerin, fiziksel olarak aktif bir yaşam biçimi sürenlere göre koroner kalp hastalıkları (kalp damarı hastalığı) açısından iki kat fazla risk taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Fiziksel aktivite alışkanlığının değiştirilerek hareketsiz ya da az hareketli düzeyden düzenli olarak orta düzeyde fiziksel aktivitelerin yer aldığı bir yaşam biçimine dönülmesinin koroner kalp hastalığından ölüm riskini %41, tüm nedenlerden ölümleri ise %28 oranında azalttığı bildirilmiştir.
Fiziksel hareketsizlik, koroner kalp hastalıktarı için ana risk faktörlerinden biri olmasının yanı sıra, bir diğer risk faktörlerinden olan hiperlipidemi, hiperkolesterolemi (kan yağlarının yükselmesi) ve hipertansiyon gelişiminde de önemlidir. Düzenli fiziksel egzersizlerle kan basıncı değerlerinin düşürüldüğü gösterilmiştir. Egzersizin öneminin tartışmasız kabul gördüğü bir diğer hastalık şeker hastalığının bir tipi olan, Tip2 diyabetes mellitus’dur (DM, diyabet). Çalışmalar hareketsiz veya düşük fiziksel aktivite düzeyi ile Tip2 DM gelişme riski arasında çok yakın ilişki saptamışlardır. Aktif bir yaşam biçimi ile Tip II DM riski azalmaktadır.
Obezite (aşın şişmanlık) gelişmiş ülkelerde toplum sağlığını tehdit eden en önemli soranlardan birisidir. Gerçekten de obezite, hiperlipidemi, diyabetes mellitus, hipertansiyon, solunum ve kalp-dolaşım sistemine ilişkin hastalıklar, polikistik over hastalığı, safra kesesi rahatsızlıkları, kas-iskelet sistemini ilgilendiren bazı hastalıklar ve kanser gibi bir çok hastalıkların oluşumuna da zemin hazırlar. Obezitenin önlenmesi ve tedavisinde düzenli ve dengeli beslenmenin yanı sıra egzersizin oynadığı rol herkes tarafından kabul edilmektedir.
Egzersiz uzun süreli ağırlık kontrolünün anahtarlarındandır. Kaba bir hesapla günde 10.000 adım atarak yaklaşık 300 kalori harcamak ve yılda 10 kilo vermek sağlanabilir. Üstelik egzersiz, obezitenin önlenmesinden bağımsız olarak, aşırı şişmanlığın yol açtığı sağlıkla ilgili riskleri azaltan en önemli tedavi uygulamasıdır. Egzersiz yoluyla metabolik hız ve enerji harcanmasında artış sağlanırken kas kitlesi korunur. Egzersiz, önceden bahsi geçen koroner kalp hastalıkları, tip2 diyabet ve obezite yanı sıra, kanser, osteoporoz (kemik erimesi) gibi diğer bir çok kronik hastalıklarla da ilişkilendirilmiştir.
Gelişmiş toplumlarda ölümlerin en önemli nedenlerinden birisi olan kanser ve fiziksel aktivite arasındaki ilişki araştırıldığında, erkeklerde özellikle kolon kanseri riskinin, kadınlarda ise meme kanseri ve üreme organları kanseri (rahim kanseri) risklerinin egzersize bağlı olarak ciddi biçimde azaldığı görülmektedir. Erkekler arasında genel olarak kanser nedeniyle ölüm riskinin fiziksel olarak aktif olan bireylerde aktif olmayan bireylere göre 2 katı daha düşük olduğu bildirilmiştir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam 75 yıl civarında olup bu rakam giderek daha da artmaktadır. Yaşlılıkta pek çok hastalığın görülme sıklığında da artış olur. Bu durum zaten osteoporoz (kemik erimesi) riski altında bulunan yaşlı nüfusun, düşme sonucu kemik kırıklarına maruz kalma olasılığını daha da artırmaktadır. Egzersiz, bir yandan ileri yaşlarda ortaya çıkabilen, kas atrofisi (erimesi) ve denge bozukluğu oluşumunun engellenmesinde rol oynarken diğer yandan osteoporoz oluşumunun önlenmesi ya da geciktirilmesinde de ciddi bir rol oynamaktadır.
Peki, bütün bu açıklamalardan sonra egzersiz yapmanın hiçbir riski olmadığını söyleyebilir miyiz? Öncelikle sağlıklı bireylerin yapacağı şiddetli egzersizlerin çok düşük bir risk taşıyacağını, oysa hareketsizlik alışkanlığının sağlık için çok daha büyük riskler taşımakta olduğunu vurgulamalıyız. Öte yandan, özellikle kas ve eklem problemleri olanlarda, kalp problemi olanlarda ve diğer bazı risk gruplarında egzersiz dikkatli seçilmeli ve hekime mutlaka danışılarak konunun uzmanlarınca önerilmelidir. Sonuç olarak egzersiz, sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Düzenli fiziksel egzersizlerin günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi ciddi bir önem teşkil etmektedir. Ancak şurası unutulmamalıdır ki egzersizle sağlıklı yaşam kararı hafife alınmayacak bir karardır! Ömür boyu zaman ayırma ve çaba gerektirir. Egzersiz günlük yaşamın parçası olmalıdır.
Doğum Çeşitleri
18 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Çevre Sağlığı
11 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Çevre Sağlığı (Nedir, Tanımı, Uygula Alanları):
İnsan sağlığı, çevre ile genetik örüntüsü arasındaki etkileşimin bir ürünüdür. Kişi daha döllenme anından başlayarak bir çok çevresel sorundan etkilenmektedir. Bu etkilenme doğumdan ölüme kadar çok değişik boyutlarda olmaktadır. Çevre; dışımızda bulunan her şeydir. Bu tanım bütün canlılar ve cansızlar için geçerlidir. Yanlış yerde bulunan her türlü şey “kir” olarak tanımlanabilir. Bunun bulunması “kirlenmedir“.
Çevre kirliliği; giderek tüm canlıların varlığını tehlikeye düşürebilecek boyutlara ulaşmıştır. Ekoloji bir yerde bulunan canlıların varlığını ve çokluğunu belirleyen etkileşimleri konu edinen bilimdir. Çevrebilim ise canlıların özellikle insanın çevre üzerindeki etkilerini inceler. Çevre sağlığı, sağlığı doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal ve biyolojik çevre etmenlerinin belirlenmesi ve bunların kontrol altına alınmasına yönelik uygulamaları konu edinen halk sağlığı alanıdır. Çevre sağlığı açısından çevre kişi üzerindeki dış etkilerin bütünüdür. Çevreyi önce doğal ve yapay çevre olarak ikiye ayrılabilir. Çevre hastalıklar için zemin hazırlayabilir. Sözgelimi iklim koşullarının solunum sistemi hastalıklarının artmasına yol açması, ortamda bulunan vektörlerin hastalıkların yayılımının kolaylaştırması gibi. Çevre doğrudan hastalık nedeni olabilir. Bazı hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyebilir. Çevresel etkenler giderek halk sağlığında daha büyük önem kazanmaktadır. Bu ağırlık bir yandan yeni çevresel etkenlerin etkili olmaya başlamasına bir yandan da diğer halk sağlığı sorunlarının kontrol edilmeye başlamasına bağlıdır.
Çevrede sağlığını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen önemli etkenler bulunmaktadır. Aynı zamanda çevre, bir yaşamı sürdürme ve sağlama sistemidir. Bu sistemin en temel öğeleri su, yiyecek ve barınaktır.
Sağlık açısından bakıldığında çevre üç ana grupta incelenir.
1. Fiziksel, jeolojik ve kimyasal çevre: Sıcaklık, soğuk, ışın, travma, içme ve kullanma suyu, atıklar, kimyasallar, konut sağlığı, iklim koşulları, hava ve su kirliliği, giyecekler, kamuya açık yerler, sağlığa az ya da çok zarar verebilme olasılığı olan kuruluşlar, coğrafi özellikler başlıca fiziksel-jeolojik-kimyasal çevre öğeleridir.
2. Biyolojik çevre: Mini canlılar (bakteriler,virüsler) en önemli biyolojik çevre etmenleridir. Bunlar ancak mikroskopla görülebilen canlılardır ve çevrede hemen her yerde yaygın olarak bulunmaktadır. Bazıları insan üzerinde hiçbir etki yapmaz. Bazılan insanlara zarar verirken bazıları yararlı olabilmektedir.
Baklagillerin köklerindeki bakteriler havadaki nitrojeni bağlayarak proteinlerin sentezini kolaylaştırırlar. Yoğurt yapımı, fermentasyon gibi olaylar, bağırsaklarımızda bazı B grubu vitaminlerin yapımı yararlı mikroorganizmaların katkısıyla sağlanmaktadır.
Ancak verem ve tifo basili gibi insanlarda önemli hastalıklar meydana getiren, zararlı mikroorganizmalar da bulunmaktadır. Bunlar değişik araç ve yollarla insan vücuduna girer ve çeşitli hastalıkların meydana gelmesine yol açarlar. Vektörler hastalık yapıcı mikroorganizmaları insanlara taşımakta olan eklembacaklılar ve kemiricilerdir. Bunlar arasında sıçan, fare gibi kemiricileri, sivrisinek, tahtakurusu, bit, pire, kene ve karasinekler sayılabilir. Vektörler sağlık açısından önemli bir grubu oluşturdukları için hayvanlardan ayrı olarak incelenmektedirler. Vektör ve kemiricilerle yayılan hastalıklar arasında tifüs, veba, basilli ve amipli dizanteri, sıtma, sarı ateş, filaryazis, ensefalit gibi hastalıklar bulunmaktadır.
Değişik kimyasal maddeler başta olmak üzere bir çok yöntem kullanarak vektörlerle savaşmamıza rağmen, hızla üreyen vektörlerin bunlara direnç kazanmaları nedeniyle tümüyle yok edebilmemiz mümkün olamamıştır. Vektörlere karşı kullanılan kimyasal maddeler tehlikeli bir kirlilik etmenidir. Vektörlerin direnç kazanmalarını ve çevre kirliliğini önleyebilmek için bu gibi maddelerin çok dikkatli ve denetimli kullanılması gerekir. Günümüzde vektörlerle savaşabilmek için biyolojik yöntemlerden yararlanılmaya çalışılmaktadır. Sivrisineklerin kurtçuklarını yiyerek beslenen özel cins balıkları bunlara örnek olarak verilebilir. Bitkiler ve hayvanlar biyolojik çevrenin önemli bir öğesidirler. Hayvanlar alemindeki tüm canlıların varlıkları bitkilere bağlıdır. Güneş enerjisinden yararlanarak bitkilerce fotosentez olayının gerçekleştirilmesi besin zincirinin başlangıcını oluşturur. Ekolojik dengenin korunmasında bitkilerin oynadığı rol daha önceki bölümlerde açıklanmıştır. Ancak bazı bitkiler diğer canlılar üzerinde zehirli etki yapabilirler.
Hayvanlar sağlık açısından önemlidirler. İnsan ve hayvanların ortak hastalıkları vardır. Bunlara zoonoz denmektedir. Bu hastalıklar insanlara doğrudan hayvanların eti ve derisiyle temasla, etinin yenmesi ya da sütünün içilmesiyle bulaşabilmektedir. Brusella, kuduz, şarbon gibi hastalıklar zoonoz hastalıklardır. Yani hayvanlardan insanlara bulaşabilirler
Hayvansal ve bitkisel gıdalar: Gıdalarla ilgili olarak üretimden tüketime kadar hemen her aşamada kirlenme riski vardır. Ürün olarak elde edilmesi, saklanmasına ve depolanması, taşınması ve daha sonraki sunma ve tüketilme aşamalarında besinlerin kirlenme riski oldukça yüksektir.
Mikroorganizmaların gelişmesine elverişli özellikteki gıdalarda, herhangi bir nedenle etken gıdaya bulaştığında, yeterli ısı ve süre sağlanacak olursa aşırı miktarda etken üreyebilir. Eğer bu gıda toksin ve mikroorganizmaların yok edilmesini sağlayacak işlemlere tabi tutulmayacak olursa, tüketiciler tarafından alınan bu gıdalar sağlığın tehlikeye düşmesine neden olacaktır.
Besinlerle bulaşan hastalıklarda temel etken insan ve hayvan dışkısıyla bulaşan hastalıklardır. Besin sağlığı sorunlarının çözümü ile çevre koşullarının olumlu hale getirilmesine yönelik önlemler birbirini bütünlemektedir.
Besinlerin etkeni taşıyan kirli sularla sulanarak yetiştirilmesi, kirli sularla yıkanması, kirli kaplarda saklanması, etkenin bulunduğu sularda yaşayan bazı deniz hayvanlarının etinin yenmesi, gıda hazırlayanların ve işleyicilerin etkeni besinlere taşıması en önemli kirlenme yolları arasında sayılabilir.
3. Sosyal çevre: Sosyokültürel çevre de sağlıkla bağlantılıdır. Sosyal kültürel ve ekonomik bir çok etken sağlığı olumlu veya olumsuz etkileyebilmektedir. Diğer çevre sorunlarının çözümünde önemli adımlar atmış olan gelişmiş ülkelerde bile önemli sosyal çevre sorunları olabilir. Sağlıksız kentleşme, sosyal güvencenin olmaması, toplumsal dayanışmanın özellikle aile bireyleri arasındaki dayanışmanın kalkması önemli sosyal sorunlara yol açabilir.
Diğer canlılar içerisinde ekolojik dengenin ya da ekosistemin değişiminde en büyük zorlamayı yapan canlı insandır. Bazı hastalıkların büyük oranda azalmış olması yalnız tıp bilimindeki ilerleme değildir. Bu hastalıkların ortadan kalkmasında bir çok ekolojik faktör etkilidir. Yani insanoğlunun varlığını ve çokluğunu etkileyen bazı ekolojik öğeler vardır. Bu ekolojik öğelerde insan sürekli belirleyici ve yönlendirici olmuştur. Oluşturduğu yapay çevre ortamının ona sağladığı olumlu ya da olumsuz faktörler vardır. İnsanoğlu sahip olduğu olanakları diğer canlıların ve tüm çevrenin zararına kullanmıştır. Bataklıkları kurutmuş, sivrisinek yuvalarını ilaçlamıştır. Ancak bataklıkların kurutulmasına bağlı sazlıkların yok edilmesi sonucu bir takım hayvan gruplarının göç yönünün değişmesine neden olduğu gibi, bazı kuş türlerinin de ortadan kalkması sonucunu vermiştir. Öte yandan yaptığı ilaçlamalar sonucunda dirençli sivrisinek gruplarının üremesine de neden olmuştur. Görülüyor ki insanın çevre ile ilgili uygulamaları, çevreye büyük zararlar da verebilmektedir. Değişik üretim süreçleri, sanayileşme, insan nedenli afetler önemli çevre kirliliklerine neden olabilir.
Çevre kirliliğine yol açan durumlar: Çevre kirliliği fiziksel, biyoloji ve kimyasal kirlenme olarak sıralanabilir.
1. Fiziksel kirlenme: Gürültü, sıcaklık, radyasyon gibi etmenler çevrede bulunduğunda sağlığa zararlı kirletici birer öğe haline gelirler.
2. Kimyasal kirlenme: Her yıl yüzlerce yeni kimyasal madde insan kullanımına sokulmaktadır. Bu maddeler çevrede biriktiğinde önemli kimyasal zararlara yol açabilir. Bu kimyasal maddelerin düşük miktarda olmaları da önemli olmayabilir. Çünkü söz konusu maddeler canlı vücuduna girdiklerinde belirli dokularda birikebilir. Buna biyolojik büyüme denmektedir.
3. Biyolojik kirlenme: Hastalık etkeni minicanlıların (mikroplar) su, hava ve toprağa bulaşması biyolojik kirlenme olarak tanımlanmaktadır.
Tifo; kolera gibi hastalıklar su ve besinlerle yayılmaktadır. Tetanoz toprakla yayılmaktadır. Grip, kızamık, verem gibi hastalıklar ise hava yoluyla yayılmaktadır.
Çevre Koruma:
Çevreye yönelik olarak alınması gereken önlemler tüm toplumun katılımını gerektirir. Teknik araç gereç ve yetişmiş değişik meslek elamanlarının işbirliğini gerektirir.
Bu uygulamalarda aşağıdaki yaklaşımlar çok önemlidir:
- Zararlı çevresel etkenin önlenilmesi,
- Etkenin zararsız hale getirilmesi,
- Etkenin yayılımının önlenmesi
- Etkenden korunma
Çevre sağlığı bir çok meslek grubunun ekip hizmeti sunmasını gerektiren önemli bir sağlık sorunudur. Bir çok sektörün işbirliği olmadan çevre sağlığı sorunlarının çözümü mümkün olmaz. Toplumun ekonomik yapısı, ekonomik kalkınma çabaları ile bağlantılı olup, kentleşme süreci ile de yakından ilişkilidir. Bunun sonucunda başlangıçta alınacak koruyucu önlemler pahalı gibi görünürse de, sonradan bozulan çevrenin düzeltilmesiyle ilgili çabaların maliyeti ve olumsuz sonuçlan göz önüne alındığında daha ucuz bir yöntemdir. Çevrenin korunması ve bozulan çevre koşullarının düzeltilmesi, çevrenin sağlığa uygun hale getirilmesi ancak toplum bireylerinin bilinçli desteği ile mümkündür.
Çalışma Hayatı Ve Sağlık
10 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Çalışma hayatı ile ilgili çeşitli etkenler insanların sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapabilir. Çalışma hayatı ile ilgili sorunlar sanayi alanındaki işyerlerinde daha çok olmakla birlikte hizmet alanında çalışanların ve tarımda çalışanların da çeşitli sağlık ve güvenlik sorunları olabilir. “İş sağlığı ve güvenliği” terimi ile işyerlerinde bulunabilecek çeşitli tehlikelerin kontrol altına alınması ve çalışanların iş kazası ve meslek hastalıklarından etkili bir şekilde korunması ifade edilmektedir. Bu amaçla yapılması gerekenler “iş sağlığı ve güvenliği uygulama ilkeleri” olarak altı başlık halinde belirtilebilir:
- Uygun işe yerleştirme: Çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hasta ve sakat olanlar genel yaşam bakımından olduğu gibi çalışma hayatı bakımından da özel risk gruplarıdır. Bu nedenle işe girecek olan bir kişinin bu özellikleri yönünden değerlendirilmesi için sağlık kontrolünden geçirilmesi ve niteliklerine uygun olan bir işte çalışmasının sağlanması gerekir. Bu yaklaşım ile, kişinin nitelikleri ile uyumlu olmayan bir işte çalışmasının önüne geçilmesi, böylelikle sağlığının korunması amaçlanmaktadır.
- İşyeri risklerinin belirlenmesi: İşyerlerinde yapılan işin niteliğine göre fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik, psikososyal vb. çeşitli sağlık ve güvenlik tehlikeleri bulunur. Sık karşılaşılan ortam faktörleri olarak aşırı sıcaklık, gürültü, ağır metaller, kanser yapıcı maddeler, tozlar sayılabilir. İşyerinde bu faktörlerden hangilerinin bulunduğu belirlenmeli, bulunan etkenin düzeyi de ölçülerek değerlendirilmelidir.
- İşyerindeki risklerin kontrolü: İşyerinde bulunan tehlikeler belirlendikten sonra bunların, çalışanlara zarar vermesini önlemek için çeşitli teknik önlemlerin alınması gerekir. Bu amaçla havalandırma sık olarak yapılan bir uygulamadır. Bunun dışında tehlikeli bir maddenin yerine tehlikesiz olanın kullanılması, buna olanak yoksa da tehlikeli maddenin kapalı sistemler içinde kullanılması gibi çeşitli uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygulamalara ek olarak çalışanlar da maske, baret, gözlük, eldiven, iş elbisesi gibi koruyucu donanım kullanmalıdır.
- Aralıklı kontrol muayenesi: Bütün önlemlere rağmen çalışanlarda görülebilecek sağlık sorunlarının erken dönemde saptanabilmesi amacı ile çalışanların belirli aralıklarla sağlık kontrolünden geçirilmesi gerekir. Bu yolla henüz ilerlemeden bulunacak olan hastalıkların tedavisi daha başarılı olacaktır. Aralıklı kontrol muayenelerinde öncelikle işyerindeki risklere bağlı olarak ortaya çıkabilecek hastalıklar aranmalıdır, ancak bu muayenelerde hipertansiyon, kalp hastalığı, bazı kanserler gibi ilerleyen yaşla ile birlikte görülme sıklığı artan hastalıkların da erken dönemde saptanması olanaklıdır.
- İşyeri sağlık ve güvenlik hizmeti: İş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında öncelikle amaç sağlığın korunması olmakla birlikte, hastalanan kişilere yönelik olarak tanı ve tedavi hizmetleri de sağlanmalıdır. İşyerinde kurulacak olan sağlık ve güvenlik birimleri aracılığı ile hem koruyucu hem de iyileştirici sağlık hizmetleri sağlanabilir.
- Sağlık eğitimi: Sayılan bütün çalışmaların başarıya ulaşmasında sağlık eğitimi çalışmalarının önemli yeri vardır. Öncelikle işyerinde bulunabilecek sağlık tehlikelerinin ve bunlardan korunma yöntemlerinin anlatılacağı sağlık eğitimi çalışmalarında, genel anlamda koruyucu çalışmalar olarak sigara içilmemesi, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapma gibi sağlıklı yaşam ilkeleri konusunda da bilgiler verilmelidir.
Yukarıda altı ilke olarak sayılan iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ile bir yandan çalışanların sağlıkları korunmuş olur, öte yandan bütün çabaya rağmen ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının da erken dönemde yakalanması suretiyle daha başarılı olarak tedavileri sağlanmış olur. Söz konusu uygulamalar sağlık personeli ile teknik elemanların bir arada ve aynı amaca yönelik çaba göstermelerini gerektirmektedir. Bu uygulamaların yerine getirilmesi konusunda işyerlerinde uygun düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalıdır. Ancak önlemlerin yeterli şekilde uygulanıp uygulanmadığı konusunun da izlenmesi gereklidir. İşin niteliğine göre hangi işte ne tür önlem alınması gerektiği konusunda işyeri sahiplerine ve çalışanlara yol gösterici olarak çeşitli hukuksal düzenlemeler yapılmıştır. Bu konudaki kurallar Yasa, Tüzük ve Yönetmelikler halinde yayınlanmıştır. Bununla birlikte bu kuralların yeterince yerine getirilmesini sağlamak amacı ile de denetimler yapılmalıdır. Böylelikle çalışanların sağlığının korunması çalışmalarında arzu edilen başarıya ulaşılabilir.
Beslenme Çeşitleri, Dengeli Beslenme
01 Kasım 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Beslenme Çeşitleri, Dengeli Beslenme:
İnsanın büyüme, gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli besin öğelerini yeterli miktarda alıp vücudunda kullanmasıdır. Sağlığın temeli yeterli ve dengeli beslenmedir. Sağlığın korunmasında ve hastalıkların önlenmesinde besin öğelerinin her birinin yeterli miktarda alınması vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli enerjinin sağlanması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumu yeterli ve dengeli beslenme deyimi ile açıklanır. Besin öğeleri vücudun gereksinmesi düzeyinde alınmazsa, yeterli enerji oluşmadığı ve vücut dokuları yapılanmadığından yetersiz beslenme durumu oluşur. İnsan gereğinden fazla besin alırsa çok alınan bazı öğeler vücutta yağ olarak biriktiğinden sağlık için zararlıdır. Bu durum dengesiz beslenme olarak tanımlanır.
Yeterince yenmesine karşın uygun seçim yapılamadığı ya da yanlış pişirme yöntemleri uygulandığında besin öğelerinde kayıplar meydana gelebilir ve bu besin öğeleri vücuda alınmadığı için vücut çalışmasında o besin öğesinin yetersizliğine bağlı sağlık bozulabilir. Bu durum da dengesiz beslenmedir. Yetersiz ve dengesiz beslenme bir çok hastalığın doğrudan nedeni olduğu gibi, bazı hastalıkların da kolay yerleşmesi ve ağır seyretmesinde önemli rol oynar. Yetersiz ve dengesiz beslenmede zihinsel ve bedensel gelişmede gerilik meydana gelmektedir. Ayrıca vücut ağırlığının boy uzunluğuna ve yaşa göre fazla olması, yani şişmanlık (obezite) de genellikle dengesiz beslenmenin bir belirtisidir ve hastalık olarak kabul edilmektedir. Yetersiz beslenmenin etkilediği grupların başında, bebek ve çocuklar, gençler, doğurganlık çağındaki kadınlar, gebe ve emziren kadınlar, yaşlılar gelmektedir. Erişkinlerde şişmanlık ve zemin hazırladığı hastalıklar önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Dengesiz beslenmenin önlenmesinde beslenme eğitimi ile sağlıklı beslenme bilincinin kazandırılması büyük önem taşımaktadır.
Besin Öğeleri:
Yenilebilen ve yenildiğinde yaşam için gerekli besin öğelerini sağlayan bitki ve hayvan dokuları besin olarak tanımlanır. Gıda, yiyecek gibi kelimeler besine eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Besinlerin içinde bulunan karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallere de besin öğeleri denir. İnsanların gereksinmesi olan besinlerin bileşiminde 50′ye yakın besin öğesi kimyasal yapılarına ve vücuttaki etkinliklerine göre iki temel gruba ayrılabilmektedir:
- Makro besin elementleri: proteinler, karbonhidratlar, yağlar.
- Mikro besin elementleri: vitaminler (yağda ve suda eriyen vitaminler) ve minerallerdir.
- Ayrıca, su, besinlerin sindirimi, dokulara kullanılması sonucu oluşan zararlı öğelerin atılması ve vücut ısısının düzenlenmesi için gereklidir.
BESİN GRUPLARI:
Her besin, içinde bulunan besin öğeleri açısından farklılık gösterir. Ancak bazı besinler, besleyici değerleri açısından benzer olmaları nedeniyle birbirlerinin yerine geçebilirler. Besin ve Beslenme Konseyi, besinlerin dört grup altında toplanmasının uygun olacağını belirtmiştir. Konsey 1985 yılında besinlerin piramit gösterilmesinin ve piramidin alt tabanında çok tüketilecek, üst kısmında ise az tüketilecek besinlerin gösterilmesinin toplumların beslenme konusunda bilinçlendirilmesinde kolaylık sağlayacağı görüşü ile “Besin Piramidi” kullanımını önermiştir. Ülkeler, kendi yemek alışkanlıkları ve koşullarına göre piramitte değişiklik yapabilmektedirler. Ülkemizin besin üretimi ve beslenme durumu dikkate alınarak günlük alınması gereken temel besinlerin planlanmasında dört besin grubu kullanılmasının daha uygun olduğu ve dört yapraklı yonca ile ifadesi uygun bulunmuştur. Bu gruplar;
- Süt ve ürünleri,
- Et, yumurta, kuru baklagiller,
- Sebze ve meyveler,
- Ekmek ve tahıllardır
Günlük beslenme sırasında; dört temel besin grubunun çeşitliliği kadar, aynı grupta yer alan besinlerin de çeşitliliği sağlanmalıdır.
Yaşlılarda Beslenme:
Yaşlılık döneminde beslenme durumu, yaşlanma süreci boyunca vücutta meydana gelen değişikliklerden, süreğen hastalıklardan, kullanılan ilaçlardan, fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik durumdan etkilenir. Yaşlılarda beslenme planlanırken hem sıklıkla karşılaşılan besin öğesi yetersizliği durumunun düşünülmesi, hem de süreğen hastalıkların önlenmesi dikkate alınmalıdır. Yaşlılarda yetişkin bireylerden farklı olarak besin alımını etkileyebilecek faktörlere de dikkat edilmelidir.
Mide-bağırsak sistemi hareketlerinin ve mide asit salgısının azalması, midenin boşalma hızının gecikmesi yaşlının beslenme durumunu etkiler.Görme kaybı, tat ve doku duyularının azalması besin seçimini sınırlandırır, besin tüketimini azaltır. Diş kaybı, takma dişler, çiğneme ve yutma güçlüğü, hareketsiz yaşam da yaşlının besin tüketimini olumsuz yönde etkileyebilir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, satın alma zorlukları, gelir durumundaki yetersizlik, yiyeceğe ulaşamama, yiyeceği hazırlama ve saklama zorlukları beslenme düzeyini olumsuz yönde etkileyen etkenler arasındadır. Bunama, depresyon, yalnız yaşam bireyin besin tüketimini azaltır. Yaşlı bireylerde kemik erimesi (osteoporoz), kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, kanser gibi birden fazla süreğen hastalığın aynı anda bulunması nedeniyle sürekli olarak ilaç kullanımı hem beslenme hem de ilaç metabolizması açısından önemlidir. Yaşlı bireylerin, yetişkinlerle aynı besin öğelerine (protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler, mineraller ve su) ancak farklı miktarlarda gereksinimleri vardır .
| Yaşlılarda bazı besin öğesi gereksinmeleri* | |
|
Besin Öğeleri |
Günlük Gereksinim |
| Enerji (kkal/kg) | 30 |
| Protein (g/kg) | 0.9-1.1 |
| Yağlar (% enerji) | >30 |
| Kalsiyum (mg) | 800-1200 |
| Demir (mg) | 10 |
| Çinko (mg) | Erkek: 4.2-14.0 |
| Kadın: 3.0-9.8 | |
| Folat (mcg) | 400 |
| B12 vitamini (mcg) | 2.5 |
| D vitamini (mg) | 10-15 |
| C vitamini (mg) | 60-100 |
| A vitamini (mcg) | 600-700 |
| E vitamin (IU) | 100-400 |
| *Keep Fit For Life, VVHO-Tufts Unv. Malta, 2002 | |
Yaşlılık Döneminde Beslenme İlkeleri;
- Her öğünde dört temel besin grubundan (süt, ve ürünleri; et-yumurta-kuru baklagiller; sebze ve meyve; ekmek ve tahıllar) besinler bulunmalı ve besin çeşitliliği sağlanmalıdır. Böylece yaşlı bireyin temel gereksinimi olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineraller ile posa sağlanmış olur.
- Öğünler üç ana, üç ara öğün olacak şekilde düzenlemelidir. Böylece öğünlere düşen yiyecek miktarları azaltılarak sindirim güçlükleri önlenmiş olur.
3. İdeal vücut ağırlığı korunmalıdır. Şişmanlık ya da zayıflık hastalık riskini arttırır.
4. Sıvı tüketimi artırılmalıdır. Günde en az 8-10 su bardağı (1500 ml.) sıvı tüketilmelidir. Fazla miktarda çay, kahve tüketilmemelidir. Kafeinli içecekler yerine bitkisel çaylar, ıhlamur, taze meyve suları, ayran, komposto, çorbalar yaşlılar için uygun içeceklerdir.
5.Kalsiyum içeriği yüksek olan besinler tüketilmelidir. Yağı azaltılmış ya da yağsız süt ve ürünleri tüketilmelidir.
6. Margarin, tereyağı, kuyruk yağı gibi katı yağların tüketimi kan kolesterol seviyesinin yükselmesine neden olur., kalp damar hastalıkları için risk oluşturur. Kırmızı et yerine, tavuk, balık, hindi eti tercih edilmelidir. Günlük yağ tüketiminin 1/3′Ü hayvansal kaynaklı, 1/3′Ü ay çiçek, mısırözü, soya yağı vb., 1/3′ü ise zeytinyağından karşılanmalıdır.
7. Günlük tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır. Tuz miktarı günlük bir tatlı kaşığından
(4-5 gram) fazla olmamalıdır. Turşu salamura, salça, konserve gibi sodyum içeriği yüksek besinleri tüketmekten kaçınılmalıdır.
8. Şeker, şekerli besinler ve hamur tatlılarının tüketimi sınırlandırılmalıdır.
9. Besinlerin hazırlanması, pişirilmesi sırasında oluşabilecek risklere dikkat edilmelidir. Yiyecekler kızartma ve kavurma yerine haşlama ya da ızgara yöntemleri ile pişirilmelidir.
10. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
11. Düzenli fiziksel egzersiz yapılmalıdır.
12. Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmelidir.
Beslenme Destek Tedavisi:
Eğer bir hasta tıbbi bir sorun nedeniyle yemek yiyemiyor ve yutamıyorsa vücudun ihtiyaçlarını sağlamak için beslenme desteğine ihtiyaç duyar. Buna yapay beslenme veya beslenme destek tedavisi adı verilir. Mide-bağırsak sistemi ameliyatları, büyük yaralanmalar, koma, nörolojik hastalıklar beslenme destek tedavisi gerektiren hallere örnek olarak sayılabilir. Hasta ağız yoluyla bir miktar beslenebiliyor, fakat ihtiyacının tamamını bu durumda ağız yoluyla ek beslenme sıvılarının verilmesi yapay beslenme değil, ağız yoluyla tamamlama tedavisi adını alır. Beslenme destek tedavisi çoğunlukla geçici bir süre uygulanır ve hastanın iyileşmesi sonrası kesilir. Bazen bitkisel hayat örneğinde olduğu gibi süresiz yapılması gerekebilir.
Beslenme destek tedavisi 2 yolla yapılabilir:
1.Mide bağırsak sistemi yoluyla (enteral) beslenme: Burada bir tüp yardımıyla besinlerin doğrudan mideye veya midenin daha ilerisine verilmesi söz konusudur. Genellikle burundan takılan ve alt ucu mide (nazogastrik) veya onikipar-bağırsağında (nazoduodenal) olan ince beslenme tüpleri kullanılır. Diğer bir yöntem de tüplerin burundan değil doğrudan deriden geçilerek mide (gastrostomi) veya incebağırsak (jejunostomi) içine yerleştirilmesidir.
2. Damar yoluyla (parenteral) beslenme: Normalde besinlerin sindirimi ve emilimi mide-bağırsak sistemi içinde olur. Bu sistemin işlev görememesi halinde damar içinden beslenme yapılması gerekir. Kısa süreli beslenme destek tedavisinde kol damarları kullanılabilir. Bu, damardan sıvı verilmesine benzer bir uygulamadır. Uzun sürebilecek beslenme destek tedavisinde boyun veya köprücük kemiği altı damarlarından takılan ve ucu kalbe giren büyük toplar damarda (vena kava) olan özel kateterler kullanılır. Bağırsakların kayıbına yol açan bazı hastalıklarda, evde uzun süreli parenteral beslenme destek tedavisi gerekebilir. Gerek enteral, gerekse parenteral beslenme sıvılarının içinde vücûdun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tüm besin öğeleri bulunur. Karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler, elektrolitler ve su bir halinde verilir.
Yararları: Herhangi bir nedenle beslenemeyen hastalarda bir süre sonra beslenme yetersizlikleri, işlev bozuklukları ve ölüm gerçekleşir. Ayrıca, çoğu hastalık halinde vücudun besin ihtiyaçları artar. Bu ihtiyaçların karşılanamaması iyileşmeyi geciktirir veya tamamen engelleyebilir. Beslenme destek tedavisi planlanırken öncelikle mide-bağırsak sisteminin kullanıldığı enteral beslenme desteği tercih edilir. Bu normal işleve daha uygundur. Bağırsak tıkanıklığı, karın içinde iltihap gibi nedenlerle bu sistemin kullanılamaması halinde damar yoluyla beslenme desteği tercih edilmelidir. Uygun beslenme tedavisi ile iyileşme hızlanmakta ve hastalığa bağlı ölümler azalmaktadır. Her hastanın durumu farklı olduğundan beslenme destek tedavisi, hastanın ve hastalığın özelliklerine göre planlanır.
Riskler: Her tedavinin olduğu gibi beslenme destek tedavisinin de riskleri vardır. Öncelikle ağız yoluyla yeterli beslenebilecek hastalarda beslenme destek tedavisi yapılmamalıdır. Enteral destek tedavisinde, başın yukarıda tutulması, beslenme sıvılarının akciğere kaçmasını engellemek için çok yararlıdır. Damar içi beslenmede enfeksiyonlar başta olmak üzere riskler daha fazladır. Bu nedenle beslenme destek tedavisi yapılan hastalar yakından izlenmelidir.
Hangi Hastalık İçin Hangi Kaplıca
31 Ekim 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Bu yazıda Hangi Hastalık için Kaplıcalar ve İçmeler hangi kaplıca faydalıdır? sorusunun cevabını bulacaksınız.
KAPLICA REHBERİ
HASTALIK ADI —– KAPLICA ve İÇMELER
Ağrılı Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Amasya – Hamamözü
Aydın – Alangüllü
Aydın – Germencik
Aydın – Kuşadası
Kayseri – Tekgöz
Astım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek
Bolu – Bolu
Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Aksaray – Ziga
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Antalya – Sarısu
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bolu
Çanakkale – Çan
Çorum – Beke
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Erzurum – Hasankale
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
İzmir – Karaköy
İzmir – Malgaca
İzmir – Şifne
Kayseri – Yeşilhisar
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Alaşehir
Manisa – Gebeler
Niğde – Kemerhisar
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Yozgat – Karadikmen
Bağırsak Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Ömer
Amasya – Terziköy
Ankara – Haymana
Antalya – Sarısu
Aydın – Ortakçı
Balıkesir – Gönendağ
Bilecik – Osmaneli
Bursa – Çekirge
Bursa – Oylat
Çorum – Beke
Denizli – Babacık
Düzce – Ömerler
İzmir – Çeşme
Konya – Höyük-Köşk
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Sarıkız
Samsun – Havza
Trabzon – Kisarna
Uşak – Hamamboğazı
Bökrek Hastalıkları (Taşları) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Ömer
Balıkesir – Güre
Bursa – Uludağ
Çanakkale – Çan
İstanbul – Tuzla
Konya – Ilgın
Kütahya – Eynal
Nevşehir
Sivas – Balıklı
Çıbanlar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Konya – Seydişehir
Cilt Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Ankara – Dutlu
Aydın – Alangüllü
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Manyas
Bingöl – Kös
Bursa – Çekirge
Bursa – Kükürtlü
Bursa – Yenikaplıca
Erzurun – Ilıca
İçel – Mersin
İstanbul – Yalova
Kırşehir – Terme
Kütahya – Eynal
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Sart
Manisa, Urganlı
Samsun, Havza
Sivas – Balıklı
Tokat – Sulusaray
Çocuk Felci için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Kepekler
Bolu – Çatak
Elazığ – Buranhame
Konya – Höyük-Köşk
Kütahya – Göbel
Samsun – Hamam ayağı
Samsun – Hırlas
Siirt – Sağlarca
Çocuk Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam
Damar Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Balıkesir – Pamuklu
Denizli – Pamukkale
Manisa – Kurşunlu
Damar Tıkanıklığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın, Alangüllü
Bursa – Armutlu
Bitlis – Çukur
Elazığ – Kolan
Damla Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Kızıldere
Deri Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın – Germencik-gümüş
Balıkesir – Emendere
Balıkesir – Karaağaç
Balıkesir – Manyas
Bilecik – Çaltı
Bitlis – Ilıcak
Diyarbakır – Çermik
İzmir – Balçova
Kırşehir – Karakurt
Kütahya – Eynal
Manisa – Kurşunlu açık dere
Muğla – Gebeler
Sivas – Balıklı
Dimağ Yorgunluğu için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın
İzmir – Bergama güzellik
Dolaşım Yolları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Acısa
Ankara – Dutlu
Ankara – Kızılcahamam
Bingöl – Kös
Bursa – Armutlu
İzmir – Balçova
Yozgat – Sarıkaya
Egzama için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Kızılcahamam
Bursa – Karamustafa
Felç için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Gönen
Bolu – Çatak
Bolu – Kocababas
Konya – Ilgın
Göz için KAPLICALAR ve İÇMELER
İstanbul – Yalova
Konya – Ilgın
Gut için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Bursa – Karamustafa
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
Hazım için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Afyonkarahisar
Ankara – Seyhamamı
Kayseri – Çökek
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Terme
Nevşehir
Hemoroid (Basur) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
İltihap için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Van – Hasanabdal
İştah için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne
Kayseri – Özengi
Kırşehir – Bulamaç
Manisa – Sart
Nevşehir
Kabızlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Kadın Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Ömer
Afyon – Sandıklı
Amasya – Hamamözü
Ankara – Ayaş
Ankara – Dutlu
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Kepekler
Balıkesir Yıldızdağ
Bingöl – Kös
Bolu
Bolu – Sariot
Bursa – Armutlu
Bursa – Çekirge
Bursa – Karamustafa
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – İnaltı
Denizli – Karahayıt
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Düzce – Efteni
Elazığ – Kolan
Eskişehir
Eskişehir – Sakarya
Hakkari – Zümrüt
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamagüzellik
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Cuma
İzmir – Çeşme
İzmir – Dereköy
İzmir – Dikili
İzmir – Nebiler
Kayseri – Tekgöz
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Mahmutlu
Kırşehir – Terme
Konya – Ilgın
Kütahya – Dereli
Kütahya – Emet
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Samrık
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Saraycık
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamamayağı
Samsun – Havza
Siirt – Hista
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Balıklı
Sivas – Sıcakçermik
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Köhne
Yozgat – Sarıkaya
Yozgat – Yerköy
Zonguldak – Karaçayır
Kalp için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Amasya – Terziköy
Ankara – Dutlu
Aydın – Sazlık
Bolu
Bursa – Armutlu
Çorum – Beke
Denizli – Pamukkale
Hakkari – Zümrüt
Kırşehir – Terme
Kansızlık (Anemi) için KAPLICALAR ve İÇMELER
İzmir – Şifne
Kayseri – Özengi
Karaciğer hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Aksaray – Hamamboğazı
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Aydın – Kızıldere
Aydın – Ortakçı
Balıkesir – Acısu
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bilecik – Osmaneli
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Bursa – Kükürtlü
Çanakkale – Çan
Denizli – Babacık
Denizli – Gölemez
Denizli – İnaltı
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzurum – Hasankale
Eskişehir
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Yalova
İzmir – Balçova
İzmir – Bergama
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Çeşme
İzmir – Malgaca
Kayseri – Bayramhacı
Kayseri – Boğazköprü
Kayseri – Saziçmesi
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Emir
Manisa – Kurşunlu
Muğla – Bözük
Muğla – Gebeler
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Niğde – Kemerhisar
Sakarya – Kuzuluk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Erikli
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Cavlak
Yozgat – Karadikmen
Kırık – Çıkık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Haymana
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Balıkesir – Kepekler
Bursa – Karamustafa
Çanakkale – Kızılca
Kütahya – Eynal
Kütahya – Göbel
Kütahya – Naşa
Manisa – Çeren
Samsun – Havza
Kısırlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Ömer
Bursa – Karamustafa
Hakkari – Zümrüt
Mide Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Akasaray – Ziga
Amasya – Terziköy
Ankara – Ayaş
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Balıkesir – Acısu
Balıkesir – Pamuklu
Bilecik – Çaltı
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Bursa – Uludağ
Çorum – Beke
Denizli – Pamukkale
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzincan – Ekşisu
Erzurum – Hasankale
Eskişehir – Sakarya
İstanbul – Tuzla
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamagüzellik
İzmir – Bergamapaşa
Kahramanmaraş – Elbistan
Karabük – Bostanbükü
Kayseri – Yeşilhisar
Manisa – Bözük
Manisa – Çeren
Manisa – Emir
Manisa – Saraycık
Manisa – Urganlı
Muğla – Gebeler
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Erikli
Trabzon – Kisarna
Zonguldak – Kozlu
Müshil için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
İçel – Mersin
Kırşehir – Mahmutlu
Niğde – Ferhenk
Yozgat – Karadikmen
Nekahat için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aydın
Balıkesir – Emendere
Nevralji (Sinir Hastalığı) için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Sandıklı
Ankara – Karakaya
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Germencik
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Kokarlar
Balıkesir – Yıldızdağ
Bingöl – Kös
Bolu – Sariot
Bursa – Karamustafa
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – Karahayıt
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Erzurum – Ilıca
Eskişehir
İçel – Hocantı
İzmir – Bademli
İzmir – Nebiler
Kırşehir – Mahmutlu
Kütahya – Dereli
Kütahya – Emet
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Muratdağı
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Samsun – Havza
Tokat – Sulusaray
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Yozgat – Köhne
Yozgat – Yerköy
Nevrit (Sinir İltihabı) için Kaplıcalar ve İçmeler,
Amasya – Hamamözü
Ankara – Seyhamamı
Balıkesir – Bostancı
Bursa – Çekirge
Bolu – Kocababas
Düzce – Efteni
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Konya – Höyük-Köşk
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Urganlı
Siirt – Sağlarca
Pankreas Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Hatay – Erzin
İstanbul – Tuzla
Sakarya – Taraklı
Yozgat – Cavlak
Romatizmal Hastalıklar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Haruniye
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Gecek
Afyon – Kızılkürse
Afyon – Ömer
Afyon – Sandıklı
Amasya – Terziköy
Ankara -Acısu
Ankara – Ayaş
Ankara – Dutlu
Ankara – Haymana
Ankara – Karakaya
Ankara – Kızılcahamam
Ankara – Seyhamamı
Aydın – Alangüllü
Aydın – Germencik
Aydın – Sazlık
Balıkesir – Akçay
Balıkesir – Asarköy
Balıkesir – Balya
Balıkesir – Bostancı
Balıkesir – Ekşidere
Balıkesir, Gönen
Balıkesir – Güre
Balıkesir – Hisaralan
Balıkesir – Hozluca
Balıkesir – Kokarlar
Balıkesir – Pamuklu
Balıkesir – Yıldızdağ
Bilecik – Çaltı
Bingöl – Kös
Bolu
Bolu – Sariot
Bursa – Armutlu
Bursa – Çekirge
Bursa – Karamustafa
Bursa – Kükürtlü
Bursa – Oylat
Çanakkale – Hıdırlar
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Kızılca
Çanakkale – Küçükçetmi
Çanakkale – Külcüler
Denizli – Babacık
Denizli – İnaltı
Denizli – Karahayıt
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Diyarbakır – Çermik
Düzce – Efteni
Elazığ – Buranhame
Elazığ – Kolan
Erzincan – Ekşisu
Erzurum – Ilıca
Eskişehir
Eskişehir – Sakarya
Hakkari – Zümrüt
Hatay – Reyhanlı
İçel – Hocantı
İstanbul – Yalova
İzmir – Bademli
İzmir – Balçova
İzmir – Bergama
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Cuma
İzmir – Çeşme
İzmir – Dereköy
İzmir – Dikili
İzmir – Nebiler
Kayseri – Tekgöz
Kırşehir – Bulamaç
Kırşehir – Karakurt
Kırşehir – Mahmutlu
Kırşehir – Terme
Konya, Ilgın
Konya – Seydişehir
Kütahya – Dereli
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Kütahya – Göbel
Kütahya – Hamamköyü
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Kütahya – Naşa
Kütahya – Samrık
Kütahya – Yoncalı
Manisa – Çeren
Manisa – Gebeler
Manisa Kurşunlu
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Saraycık
Manisa – Sart
Manisa – Urganlı
Nevşehir – Kozaklı
Niğde – Çiftehan
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamamayağı
Samsun – Havza
Siirt – Hista
Siirt – Sağlarca
Sivas – Akçaağıl
Sivas – Balıklı
Sivas – Sıcakçermik
Tokat – Sulusaray
Tunceli – Bağın
Uşak – Aksaz
Uşak – Hamamboğazı
Van – Hasanabdal
Yozgat – Karadikmen
Yozgat – Köhne
Yozgat – Sarıkaya
Yozgat – Yerköy
Zonguldak – Karaçayır
Safra Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Adana – Acıdere
Afyon – Afyonkarahisar
Afyon – Gazlıgöl
Afyon – Sandıklı
Aksaray – Hamamboğazı
Ankara – Ayaş
Ankara – Kapullu
Ankara – Kızılcahamam Madensuyu
Antalya – Sarısu
Aydın – Germencik
Aydın – Germencikgümüş
Aydın – Kızıldere
Aydın – Ortakçı
Balıkesir- Acısu
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Pelitköy
Balıkesir – Zeytinliada
Bilecik – Osmaneli
Bolu
Bolu – Çepni
Bursa – Çitli
Çanakkale -Çan
Denizli – Babacık
Denizli – Tekkekokar
Denizli – Yenice
Düzce – Derdin
Düzce – Ömerler
Erzurum – Hasankale
Eskişehir
Hatay – Erzin
Hatay – Reyhanlı
İstanbul – Tuzla
İzmir – Balçova
İzmir – Bergamapaşa
İzmir – Malgaca
Kayseri – Bayramhacı
Kayseri – Boğazköprü
Kayseri – Saz İçmesi
Kütahya – Ilıcaköy
Kütahya – Muratdağı
Manisa – Alaşehir
Manisa – Çeren
Manisa – Gebeler
Muğla – Bözük
Nevşehir – Kızıltepe
Nevşehir – Sarıkaya
Niğde – Ferhenk
Niğde – Kemerhisar
Sakarya – Kuzuluk
Sakarya – Taraklı
Sivas – Soğuk çermik
Trabzon – Kisarna Köyü İçmesi
Uşak – Hamamboğazı
Yozgat – Karadikmen
Salgı Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Yeşilhisar
Sedef (Egzema) Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Emendere
Balıkesir – Güre
Sinir Sistemi Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Aksaray – Ziga
Ankara – Dutlu
Aydın
Aydın – İmamköy
Balıkesir – Gönen
Balıkesir – Kepekler
Balıkesir – Ömerköy
Bitlis – Çukur
İçel – Hocantı
İstanbul – Tuzla
Kırşehir – Terme
Konya – Ilgın
Kütahya – Eynal
Kütahya – Gediz
Sakarya – Kilhamamı
Samsun – Hamam ayağı
Samsun -Hırlas
Sivas – Soğuk çermik
Solunum Yolları Hastalıkları için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gecek
Ankara – Haymana
Balıkesir – Karaağaç
Balıkesir – Kokarlar
Bursa, Yenikaplıca
Çanakkale – Kestanbolu
Çanakkale – Külcüler
Denizli – İnaltı
Diyarbakır – Çermik
Elazığ – Buranhame
Erzincan – Ekşisu
Hatay – Reyhanlı
İzmir – Balçova
İzmir – Dereköy
İzmir – Karaköy
Manisa – Kurşunlu
Manisa – Kurşunluaçıkdere
Manisa – Sart
Siirt – Hista
Siirt – Sağlarca
Şeker Hastalığı için KAPLICALAR ve İÇMELER
Antalya – Sarısu
Aydın – Kızıldere
Balıkesir – Pamuklu
Bingöl – Kös
Bitlis – Çukur
Erzurum – Hasankale
Eskişehir – Sakarya
İstanbul – Tuzla
Şişmanlık için KAPLICALAR ve İÇMELER
Ankara – Ayaş
Aydın – Kızıldere
Bursa – Yenikaplıca
İstanbul – Tuzla
Tansiyon için KAPLICALAR ve İÇMELER
Afyon – Gazlıgöl
Ankara – Acısu
Bolu
İstanbul – Yalova
Kırşehir – Terme
Kütahya – Naşa
Uyuz için KAPLICALAR ve İÇMELER
Balıkesir – Karaağaç
Yaralar için KAPLICALAR ve İÇMELER
Kayseri – Çökek
Konya – Seydişehir
Depresyon’a Dikkat…!
28 Eylül 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Mevsime bağlı depresyon dönemine girdik , mevsimsel depresyonun belirtileri arasında mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik ve çabuk yorulma, iştah değişikliği (azalması veya artması), gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteği yer alabiliyor.
Uzmanlar Mevsimsel Depresyonun (Seasonal Affective Disorder); Eylül ayı sonunda başlayıp Nisan ayında biten erkeklere oranla kadınlarda görülme sıklığının daha yüksek olduğunu bildirdiler.
Araştırmaların sonuçlarına göre, Ekvator’dan uzaklaştıkça semptomlarının arttığı gözlenen mevsimsel depresyonun 17 – 25 yaş aralığında daha çok görüldüğü bildirildi.
Araştırmalar ABD’de 10 milyondan fazla kişinin her yıl bu rahatsızlıkla karşılaştığını, Mevsimsel Depresyonun farklı kentlerde, farklı iklimlerde yaşayan milyonlarca insanı etkilediğini gösterildi.
Mevsimsel depresyonun belirtileri arasında mutsuzluk, ümitsizlik, isteksizlik, değersizlik hissi, uyku düzensizliği, enerjisizlik ve çabuk yorulma, iştah değişikliği (azalması veya artması), gerginlik, karamsarlık ve hatta ölme isteği vardır.
Mevsimsel depresyonun önüne geçebilmek için özellikle çalışma ortamlarında gerekli ışık ihtiyacının karşılanması, ortamın ısı ayarının kontrol altında tutulması, kişinin gün boyu güneş ışığıyla temasının maksimumda olabileceği aktivitelerde bulunması (sabah saatlerinde yapılacak yürüyüşler gibi), uyku saatlerinin mümkün olduğunca düzenli tutulması uzmanlar tarafından tavsiye ediliyor.
SEBEPLERİ
Mevsimsel depresyonun her ne kadar tam sebebi bilinmiyorsa da bu konuda çeşitli hipotezlerin öne sürülüyor.
Melatonin: Beyindeki epifiz bezi melatonin hormonu üretir. Hormon üretimi karanlık ortamlarda artar. Melatonin hormonu insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan doğal bir sakinleştiricidir. Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalması melatonin üretimin arttırarak kişiyi daha az enerjik, yorgun, ve isteksiz yapar. Bu da Mevsimsel Depresyona yol açabilir.
Seratonin: Kış ayları ile birlikte vücuttaki seratonin üretiminin azalmasının mevsimsel depresyona sebep olabileceği öne sürülüyor.
Genetik Faktörler: Mevsimsel depresyonun genetik köklerinin olabileceği kişinin ebeveynlerinden birinde mevsimsel depresyonun olmasının kişinin de bu hastalığa yakalanma oranının 7 de 1 kadar arttırdığını gösteren çalışmalar bulunuyor.
Hastalıklar Bölümü
25 Ağustos 2009 Yazan Hastane Doktoru
Kategori Güncel Haberler
Hastalıklar Bölümü 1 Adet Konu eklmemem mecburi az indez için

