Meme Kanseri

Meme Kanseri Nedir, Belirtileri,  Korunma Yöntemleri, Tedavisi:

 

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir ve görülme sıklığı

9 kadından birine yaşamının bir döneminde meme kanseri tanısı konulacaktır.

 

Risk Faktörleri:

Meme kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte östrojen hormonunun meme kanseri gelişiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Meme kanserinin ortaya çıkması riskini artıran belli faktörlerin olduğu gösterilmiştir. Bunlar arasında en önemlisi yaştır.

 

Ayrıca aile bireylerinde meme kanseri olması, bazı genetik bozukluklar, diğer memede kanser olması, 30 yaşın üstünde doğum yapma veya hiç çocuk sahibi olmama, ilk adet görme yaşının 12 nin altında olması, menapoza girme yaşının 55 üstünde olması, menapoz sonrasında hormon tedavisi kullanma, biopsi sonucunda memede iyi huylu bazı hastalıkların varlığının gösterilmesi, göğüs duvarına radyoterapi verilmesi, mamografide meme dokusunun yoğun görüntüde olması, menapoz sonrasında fazla kilolu olmak, hareketsizlik, alkol ve sigara kullanımı meme kanseri riskini artırmaktadır. Risk faktörlerinin bazılarını önlemek mümkündür bazıları ise önlenemez. Ancak meme kanseri olan kadınların yaklaşık üçte ikisinde bilinen bir risk faktörünün olmadığı da akılda tutulmalıdır.

 

Belirti ve Bulgular:

Kendi kendine meme muayenesi meme dokusunun tanınması açısından oldukça yararlıdır. Bu şekilde memede olabilecek değişiklikleri önceden tanımlamak ve doktora daha erken başvurmak mümkün olacaktır.

 

Aşağıdaki değişikliklerin herhangi birisinin fark edilmesi durumunda doktora başvurmak uygundur.

1. Kitle oluşması

2. Meme büyüklüğünde ve şeklinde değişiklik olması

3. Meme dokusunda sertlik olması

4. Meme başı akıntısı

5. Meme derisinde kızarıklık

6. Meme derisinde çekintiler ve portakal kabuğu görünümü olması

7.Meme başının çökmesi

Korunma:

Meme kanseri riskini azaltmak için çeşitli yöntemlerden yararlanmak mümkündür. Bunlar arasında tamamlayıcı veya alternatif tedavi yöntemleri, kullanılabilecek bazı ilaçlar ve cerrahi girişimleri sayabiliriz. Hangi yöntemin seçileceği meme kanseri olma riskinin ne kadar yüksek olduğuna bağlıdır.

 

Kadınların %99′undan fazlaşarak azalttığı bilimsel olarak kanıtlanan tıbbi veya cerrahi yöntemlere başvurmaya gerek duyulacak bir risk oranı yoktur. Başvurulabilecek tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerinin meme kanseri olma riskini azalttığı bilimsel olarak gösterilmiş değilse de yan etkileri yoktur. Diğer taraftan meme kanseri olan kadınların yandan fazlasında bilinen hiçbir risk faktörünün olmadığını da unutmamak gerekir.

Özetle kadınlarımızın çok büyük bir çoğunluğunda meme kanserinin gelişimini engelleme konusunda yapılabilecekler sınırlıdır. Ancak meme kanserine erken evrede tanı konması konusunda yapılabilecekler çok daha fazladır.

 

Tedavi:

Metastaz yapmamış, yani meme ve çevresi dışında uzak organlara yayılmamış meme kanserinde temel tedavi cerrahidir ve uygulanması şarttır. Diğer tedavi seçenekleri olan kemoterapi (ilaç tedavisi), radyoterapi (ışın tedavisi) ve hormon tedavileri yardımcı tedavilerdir. Yardımcı tedavilerin hangilerinin uygulanması gerektiği cerrahi sonrasında çıkartılan kanserli dokunun patolojik incelemesine bağlı olarak değişir.

 

Meme kanseri, erken tanı ve tarama yöntemleri: Meme kanseri kadınlarda en sık görülen ve erken tanı konulabilen bir kanserdir.

 

Erken tanı iki konuda çok önemlidir. Birincisi ve daha önemlisi; erken evrede yakalanan meme kanserinin kesin tedavi şansı ileri evreye göre çok daha yüksektir ve yaşam süresinde uzama ile birliktedir. İkincisi ise; erken evre meme kanserinde memenin tamamının alınması yerine sadece kanserli dokunun alınması ve bunu takiben radyoterapi (ışın tedavisi) verilmesi ile hastanın memesinin tamamı alınmadan tedavinin tamamlanması şansı ileri evreye göre çok daha yüksektir.

 

Başlıca erken tanı ve tarama yöntemleri:

1. Kendi kendine meme muayenesi

2. Klinikte meme muayenesi

3. Mamografi, olmak üzere 3 başlık altında toplanmaktadır.

Kendi Kendine Meme Muayenesi:

Yirmi yaşından itibaren her kadının meme muayenesini, kendi kendine ömür boyu ayda bir kez yapması gereklidir. Meme muayenesi için en uygun zaman adet gören hanımlarda, adet bittikten sonraki hafta; adetten kesilmiş olan hanımlarda ise her ayın belli bir günüdür. Emziren kadınlarda emzirmeden sonra, doğum kontrol hapları kullanan kadınlarda her yeni ilaç döngüsüne başlamadan önce yapılması uygundur.

Kendi kendine meme muayenesinin bakma ve elle muayene olmak üzere iki bölümü mevcuttur.

A. Bakma:

Ayna karşısında ve belden üst bölüm soyunuk olarak yeterli ışık altında yapılmalıdır. Kollar serbest olarak yanlarda (1), kollar yukarı kaldırılarak (2) ve eller bele bastırılarak (3) önden ve her iki yandan memelere, meme başlarına, derinin şekline, rengine ve koltuk altlarına bakılmalıdır. Şişlik, renk değişikliği, kızarıklık, çekinti, meme başı akıntısı fark edildiğinde bir hekime danışılmalıdır.

 

B. Elle muayene:

Yatarken, ayakta ayna karşısında veya duşta yapılabilir. Meme muayenesi yapılacak taraftaki kol başın üstüne veya arkasına yerleştirilir. Elle muayenede sağ meme için sol, sol meme için sağ el kullanılır. Elin üç orta parmağının yastık bölümleriyle, küçük dairesel hareketler çizerek ve baskı şiddetini hafiften kuvvetliye doğru artırarak, köprücük kemiğinin altındaki bölgeden muayeneye başlanır. El kaldırılmadan kaydırarak birbirine paralel dikey çizgiler üzerinde veya saat ibresi yönünde giderek meme başında sonlanan iç içe daireler çizerek veya meme başında sonlanan oklar şeklinde giderek tüm meme muayene edilir.

 

Memeler, meme altı bölgeleri, koltuk altları, meme başlarını muayene edilir. Elin başparmak ve işaret parmakları arasında meme başları sıkılarak akıntı olup olmadığı kontrol edilir. Parmaklara vücut losyon sürüp kayganlığı artırarak, daha rahat muayene yapılabilir. Memede devam eden bir dolgunluk, kitle fark edilince gecikilmeden konunun uzmanı ile irtibat kurulmalıdır.

 

Klinikte Meme Muayenesi:

20-40 yaş arasında 3 yılda bir, 40 yaştan itibaren yılda bir olmak üzere uzman bir hekim tarafından meme muayenesi yapılmalıdır. Memede takip edilmesi gereken bulguları olan (kist, kitle ve benzeri) kadınlarda takip, hekimin gerekli gördüğü aralıklarla yapılmalıdır. Memedeki kitlelerin % 14-21′i yalnız meme muayenesi ile saptanabilir.

 

Mamografi:

Kırk yaşından itibaren yılda bir kez olmak üzere çekilmesi erken tanı açısından önemlidir. Meme kanseri için aile öyküsü olan kişilerde, ailede görülen en genç vakadan 10 yıl öncesinden tarama programlarına başlanmalıdır. Mamografi çektirilirken, çeken merkezin bu konudaki yeterliliğinden emin olunmalıdır (cihaz kalitesi, okuyan hekimin yeterliliği gibi).

 

Meme Ultrasonografisi:

Tek başına bir erken tanı ve tarama yöntemi değildir, mamografiye yardımcı olmak üzere kullanılabilir. Bazı durumlarda meme değerlendirilmesinde mamografiye ek olarak kullanılan, ses dalgalarına dayanan, zararsız bir görüntüleme yöntemidir. Ön hazırlık gerektirmez. Ultrasonografi (USG) çoğunlukla tam amaçlı, mamografide saptanan keskin sınırlı bir kitlenin iç yapısının değerlendirilmesinde kullanılır.

 

USG ile çoğunlukla bir kitlenin kist mi, katı mı olduğuna karar verilebilir. USG’de basit kist olduğuna karar verilen kitlelerde kanser riski yoktur. Bu nedenle hiç bir müdahale gerekmez. USG’de katı olan, ele gelmeyen kitlelere ise USG ve mamografi bulgularına göre yaklaşım gerekir. Hekim muayenesinde ele gelen bazı meme kitleleri mamografide görülmeyebilir. Bu nedenle, ele gelen kitle şüphesi varsa ve mamografide görülmüyorsa USG yapılmalıdır. Ancak, bazı kanserler ele geldiği halde mamografi ve USG’nin ikisinde de görülmeyebilir. Bu durumda, muayene bulgularında kanser şüphesi varsa biyopsi yapılmalıdır.

 

USG genellikle mamografiden sonra yapılmakla birlikte, bazı özel durumlarda önce USG yapılır: 30 yaşın altındaki kadınlarda, gebelerde, emziren kadınlarda muayenede kitle bulgusu varsa veya klinik olarak apseden şüpheleniliyorsa ilk olarak ultrasonografi yapılır. Bu hastalarda USG bulguları tanı için yeterli olabilir. Ancak, USG bulgularının tam için yeterli olmadığı ve kanser şüphesi olan durumlarda mamografi çekilmelidir.

 

USG ile özellikle kanserin erken döneminde görülebilen çok küçük kalsifikasyonlar

(kalsiyum birikimleri) saptanamaz. Mamografi çekilmeden ultrasonografi yapılması aldatıcı sonuçlar verebilir; tanıyı geciktirerek hastaya zararlı olabilir. Tarama amaçlı bir görüntüleme yöntemi uygulanacaksa önce mutlaka mamografi çekilmeli, gerekirse USG yapılmalıdır.

 

Sıkı yoğun memelerde ve kuvvetli aile öyküsü olan kişilerde memenin manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) de tarama amaçlı kullanılabilir.

 

Meme Kanseri, Tedavi:

Meme kanseri tedavisinin güvenli yapılabilmesi için bazı koşullar vardır. Meme kanseri tedavisi oldukça karmaşıktır ve meme cerrahı, medikal onkolog, radyoterapi uzmanı, patolog ve plastik cerrah tarafından oluşan komisyonlarda hastaların tedavi planlarının yapılması uygundur.

 

Tedavi planın gelişigüzel yapılması ve uzman olmayan kişilerin bu süreçte yer almaları ile oluşacak küçük farklılıklar, yaşam süresini etkileyebilecek büyük farklılıklara yol açabilir. Bu nedenle meme kanserinin tedavisinin yukarıda sayılan birimlerin ve güvenilir uzmanların olduğu referans hastanelerinde yapılması hasta sağlığı açısından en uygunudur.

 

Meme kanseri tedavisinin başlıca 3 bölümü mevcuttur:

1. Cerrahi

2. Radyoterapi

  1. Sistemik tedavi

 

Cerrahi:

Meme kanseri tanısı konulduktan sonra, erken evre hastalıkta, tedavinin birinci basamağı cerrahidir. Son 10-15 yıla kadar memenin tamamının alınması (mastektomi) yaygın olarak kullanılmaktaydı. Buna ek olarak koltuk altındaki lenf bezlerinin de tamamı çıkartılıyordu. Günümüzde erken evre meme kanserinde memenin estetik yapısını bozmadan, sadece kanserli kısmının çıkartıldığı cerrahi yöntemler giderek daha fazla tercih ediliyor. Memenin korunması durumunda cerrahi sonrasında memeye radyoterapinin de uygulanması gerekmektedir.

 

Meme koruyucu ameliyat sonunda çıkartılan meme dokusunun sınırlarının temiz olması ve radyoterapi uygulanması iki temel şarttır. Bu kriterlerin karşılanması durumunda tedavi sonunda sağ kalım oranlan memenin tamamının çıkartıldığı cerrahi yöntemden farklılık göstermemektedir.

 

Hastaların 25-30 yıl takip edildiği değişik klinik çalışmalarda bu durum doğrulanmıştır. Bu nedenle günümüzde erken evre meme kanserinde meme koruyucu ameliyat yöntemleri ağırlık kazanmıştır. Meme koruyucu cerrahi (MKC) dediğimiz memenin hasta olan bölümünün temiz cerrahi sınırla çıkarılması veya mastektomi dediğimiz memenin tümünün alınması şeklindeki cerrahi yöntemlerden hangisinin hasta için uygun olduğuna; mamografi bulguları, hasta isteği ve eşlik eden sağlık sorunları, eski tıbbi öykü dikkate alınarak karar verilir. Her iki yöntemde de hastalığın evresinin tam belirlenebilmesi amacıyla koltuk altı lenf bezlerinin alınması gereklidir.

 

Son yıllarda sentinel lenf bezi tekniği geliştirilmiştir. Bu teknikle memedeki tümörün direne olduğu (lenf sıvısının ulaştığı) ilk lenf bezi tespit edilir; cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik incelemesi yapılır. Bu lenf bezinde tümör yoksa koltukaltı lenf bezlerinin çıkarılmasına gerek kalmaz. Sentinel lenf bezi tekniği yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu konuda deneyimli olan merkez sayısı sınırlıdır.

 

Metastatik meme kanserinde de bazı durumlarda, cerrahi etkili bir tedavi yöntemidir. Sınırlı akciğer, karaciğer, beyin, göğüs duvarı metastazlarında cerrahinin yeri vardır.

 

Radyoterapi:

Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, nüksleri (tümörün tekrarı) önlemek veya nüks riskini azaltmak amacıyla koruyucu amaçlı (adjuvan) veya metastatik (başka organlara yayılmış) hastalıkta hastalığın o bölgede kontrolünü sağlamak, yakınmaları azaltmak amacıyla kullanılır.

 

Adjuvan Radyoterapi:

Meme koruyucu cerrahi (MKC) yapılan hastalarda nüks riskini azaltmak amacıyla kalan meme dokusuna radyoterapi uygulanır. Mastektomi yapılan hastalarda da tümörün patolojik özelliklerine göre radyoterapi eklemek gerekebilir.

Meme kanserinin kemik, beyin, cilt, lenf bezi metastazlarında radyoterapi etkili bir tedavi yöntemidir.

 

Sistemik Tedavi:

Sistemik tedavinin anlamı, verilen ilaçların kan yoluyla dağılarak tüm vücuttaki hastalığı kontrol altına almasıdır. Meme kanseri tedavisinde sistemik tedavi nüksleri önlemek veya nüks riskini azaltmak amacıyla koruyucu amaçlı veya metastatik hastalıkta hastalığı kontrol etmek, hastalığa bağlı yakınmaları azaltmak ve yaşam süresini uzatmak amacıyla kullanılır.

 

Sistemik tedavide 3 yöntem mevcuttur:

  1. Kemoterapi
  2. Hormonal tedavi
  3. Biyolojik tedavi.

Erken evre meme kanserinde cerrahi sonrası adjuvan tedavi planı;

-Hasta özellikleri (hastanın yaşı, eşlik eden sağlık sorunları, menopoz durumu, hasta isteği),

-Tümör özellikleri (tümör büyüklüğü, tümörün evresi, koltukaltı lenf bezlerinde hastalık olup olmaması;

-Hastalık varsa pozitif olan lenf bezi sayısı,

-Tümör dokusunda östrojen ve progesteron reseptör cerbB-2 testlerinin sonuçları dikkate alınarak yapılır.

 

Bütün bu bulgularla hastalığın iyi, orta veya yüksek risk guruplarından hangisinde olduğu belirlenir. Yalnız kemoterapi, yalnız hormonal tedavi veya her iki tedavinin birlikte verilmesi planlanır. Bir santimetreden küçük tümörlerde adjuvan tedavi gerekmeyebilir. Hormonal tedavi yalnız, tümör dokusunda östrojen ve/veya progesteron reseptörü pozitif olan hastalara uygulanabilir.

 

Premenopozal hastalarda tamoksifen ve LHRH-analogları, postmenapozal hastalarda tamoksifen ve aromataz inhibitörleri adjuvan tedavide kullanılan hormonal ajanlardır. Kemoterapide kullanılacak ilaçlar ve uygulama süreleri hasta ve tümör özelliklerine göre belirlenir.

 

Bir hasta hem kemoterapi hem de hormonal tedavi alacaksa, hormonal tedaviye kemoterapi bittikten sonra başlanır. Hastanın radyoterapi de alması gerekiyorsa bu tedavi kemoterapi uygulamalarının arasında ya da kemoterapi bitiminde yapılır; kemoterapi ile eş zamanlı yapılmaz.

 

İlk tanıda başka organlarda metastazı olan veya takipte metastaz gelişen hastalarda tedavi seçimi, metastazın yeri, metastazın çıkma zamanı ve yukarıda belirtilen hasta özellikleri ve tümör özellikleri (östrojen reseptör, progesteron reseptör, cerbB-2) dikkate alınarak yapılır. Meme kanseri tedaviye iyi yanıt veren bir kanserdir. Hastalığın biyolojisinin daha iyi anlaşılmaya başlanmasıyla, her geçen gün yeni tedavi seçenekleri listeye eklenmektedir.