Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi

Plastik Cerrahi, Yunanca “plastikos” sözcüğünden türemiş ve “form değiştiren” anlamını taşımakta ise de, bugünkü uygulamalarımızda yalnızca form değişikliği değil, kaybedilmiş fonksiyonların kazandırılması da büyük bir ağırlık taşımaktadır. Bu nedenle, bilim dalının adı, “yeniden yapılandıran” yani rekonstrüktif kelimesini de bünyesinde barındırmaktadır.

Kapsamı; Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi genel olarak iki ana alanı içermektedir.

a) Rekonstrüktif cerrahi:

Mikrocerrahi tekniklerin de yardımıyla, travma ve hastalıklar sonrasında oluşmuş olan doku eksikliklerinin, fonksiyon kayıplarının ve görünüş bozukluklarının düzeltilmesini amaçlayan cerrahi girişimlerin ve tedavi yöntemlerinin bütünü olarak tanımlanabilir. Bu girişimlerin en bariz örneği, greft veya flep olarak adlandırılan ve gerektiği koşullarda birden fazla yapı türünü içinde barındırabilen dokuların, doku veya fonksiyon kaybı olan bölgelere taşınması veya nakledilmesi şeklinde gösterilebilir. Rekonstrüktif cerrahi her türden ve her yaştan hastaya hizmet etmektedir. Bu, damak yangı gibi doğuştan bir anomalisi olan bir bebek olabileceği gibi, trafik kazası sonrasında yüz kırıkları ile başvuran bir genç erişkin veya deri kanseri teşhisi konulmuş ileri yaşta bir hasta olabilmektedir.

Rekonstrüktif cerrahinin amaçları estetik cerrahiden farklılık göstermektedir. Rekonstrüktif cerrahi, travma, hastalık, kanser, enfeksiyon, doğmalık veya gelişimsel anomaliler, yanıklar gibi etkenler sonrasında ortaya çıkmış olan ve vücuda yabancı olan anormal dokuların veya doku eksikliklerinin varlığıyla uğraşmaktadır. Amacı, çoğunlukla bu durumların yol açtığı işlev kayıplarını gidermek olsa da, beden görünümünü bozan etkenlerin oluşturduğu görsel yıkımı gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

Rekonstrüktif cerrahinin uğraştığı hastalar iki ana kategoride incelenebilir: Bunlardan ilki doğuştan anomaliler, eksiklikler, fazlalıklar ve işlev bozukluklarıdır. Örnek olarak, sindaktili olarak adlandırılan yapışık veya perdeli parmakların varlığı, meme ve altındaki kas dokusunun yokluğu, birden çok veya gerekenden az el parmağının varlığı, doğum lekesi olarak adlandınlan damarsal anomaliler, kafatası yüz iskelet yapısının bozuklukları, dudak ve damak yarıkları (halk dilinde tavşan dudak ve kurt ağzı) verilebilir. İkinci kategoriye giren hastalarda problem sonradan kazanılmıştır (Edinsel Anomali). Yanık yaralan, deri tümörleri, travmaya bağlı kesiler, yüz ve el bölgesindeki kırıklar, gelişimsel yapı bozuklukları (kepçe kulak veya düşmeye bağlı burunda şekil bozukluğu gibi) veya yaşlanmaya bağlı değişiklikler edinsel problemlere örnek teşkil ederler.

b) Estetik Cerrahi:

Hastanın kendi beden imgesine aykırı bulduğu vücut bölgelerinde görünümü değiştirmek amacıyla yapılan girişimleri içerir. Bu girişimler vücudun normal dokuları üzerinde gerçekleştirilir ve bir hatalığın giderilmesi ile ilgili değildirler. Çoğu kez tamamen bu amaca hizmet etmesine karşın, estetik olarak tanımlanan ameliyatlar tıbbi bir problemi ortadan kaldırmak için de uygulanabilirler. Bu durum için verilebilecek örneklerden birisi; aşırı sırt ağrısı, kollarda uyuşma, meme altlarında mantar enfeksiyonları gibi şikayetleri olan ve bu şikayetleri aşın büyük meme dokusuna sahip olmasına bağlı olan bir hastada meme küçültme ameliyatı yapılmasıdır.

Estetik cerrahi kapsamı altında en sıklıkla uygulanan cerrahi ve cerrahi olmayan girişimler şu şekilde sıralanabilir:

Nazoplasti (Rinoplasti): Burun estetiği

Otoplasti: Kulak estetiği. Normalden büyük kulakların küçültülmesi veya kepçe kulak görünümünün ortadan kaldırılması gibi girişimleri içerir.

Blefaroplasti: Göz kapağı estetiği. Alt ve üst göz kapaklarında, yaşla birlikte oluşan kırışıklıkları, sarkmaları ve şişkinleşmeleri gidermek amacıyla uygulanır.

Face lift (Ritidektomi): Yüz germe ve gençleştirme ameliyatı

Ortognatik cerrahi: Alt ve üst çenelerin geri veya ileri alınması ya da yatay pozisyonlarının değiştirilmesi. Bu ameliyatlar öncesinde, Diş Hekimliği’nin bir ana branşı olan Ortodonti Bölümü’nün bu ameliyatı olacak olan hastaları diş ilişkileri açısından tedavi etmeleri gerekmektedir.

Abdominoplasti: Karın estetiği Liposuction: Vücuttaki anormal yağ dağılımına (toplanmasına) yönelik olarak yapılan yağ emme işlemi.

Büyültme mammaplastisi: Meme büyültme ameliyatı

Küçültme mammaplastisi: Meme küçültme ameliyatı

Mastopeksi: Meme sarkıklıklarını giderme ve meme dikleştirme ameliyatı

Dermabrazyon (zımparalama), kimyasal soyma yöntemleri: Özellikle yüz bölgesindeki kırışıklıkları, lekelenmeleri, sivilceye (akne) bağlı cilt düzensizliklerini azaltmak amacıyla yüz derisinin üst katmanlarının mekanik veya kimyasal bir işlemle soyarak yeni ve sağlıklı deri oluşmasını sağlamak.

Yağ enjeksiyonları: Vücuttan alınan yağ dokusunun eksiklik olan bir başka bölgeye enjeksiyonu

Botox enjeksiyonu: Estetik anlamda, kırışıklıkları oluşturan kas hareketini geçici olarak gidermeye yönelik olarak uygulanmaktadır.

Kollajen ve benzeri dolgu maddelerinin yüz kırışıklarını yok etmek amacıyla enjeksiyonu.

Kabul Edilebilir Bir Skar Elde Etmek: Bir travma veya cerrahi girişim sonrası deride skar adı verilen kalıcı nedbe dokusu oluşur. Bu yara iyileşmesinin doğal bir sonucudur. Oluşan skarın niteliği, travmanın şekli, etkilenen bölgenin konumu, yaranın tedavi şekli, enfeksiyonun gelişip gelişmediği, hastanın yaşı, ırkı vs. gibi bir çok faktöre bağlıdır.

Bir kesi sonrası deride mutlaka bir skar dokusunun oluşacağını akılda tutarak, bunu daha kabul edilebilir hale getirmek için bazı faktörler göz önüne alınmalıdır. Bunlar arasında; atravmatik teknik, kesilerin seçimi, travma sonrası oluşmuş kesilerin yönlerinin değiştirilmesi ve daha saklanabilir ve iyi iyileşebilir hale getirilmesi, uygun dikiş materyallerinin kullanımı, iyileşen her bölgeye ve yaraya yönelik özel pansumanların uygulanması önemli basamakları oluşturmaktadır.

Atravmatik Teknik: Cerrahi uygulanan dokular zedelenmemelidir. Gereksiz travmalar dokunun kan akımını azaltabilir, hatta tümüyle kesebilir ve bu da dokularda beslenme bozukluğu ile sonuçlanır. Dolayısıyla atravmatik teknik derken yalnızca kullanılan aletleri ve dikişi değil, dokulara yaklaşımı da anlamak gerekmektedir.

Kesilerin Seçimi: İyileşmenin kalitesi, sadece dikiş çizgisindeki gerginlikle değil, aynı zamanda yara kenarlarını çaprazlayan geçiş kuvvetlerinin yönü ile de ilgilidir. Derideki doğal çizgilere paralel kesiler tercih edilmelidir, çünkü kesi bölgesinde iyileşen deri ve diğer yumuşak dokularda, istenmeyen nitelikte bir skar dokusu gelişebilir.

Doku Eksikliğinin (Defektin) Tanımı: Ameliyat öncesinde, eksiklik olan dokunun tam anlamıyla incelenmesi çok önemlidir. Zira cerrahi planın hem hazırlanması, hem de uygulanması esnasında gerekli girişimlerin isabetli ve doğru bir şekilde saptanması buna bağlıdır. Rekonstrüktif cerrahide temel kural, kayıp dokuları benzer dokularla onarmaktır.

Defektin Onarımı: Rekonstrüktif cerrahide temel prensip “kayıp dokuların benzer dokular kullanılarak yeniden oluşturulması” dır. Yeniden oluşturulan doku ne kadar uygun seçilmişse hem fonksiyonel, hem de estetik sonuç o kadar iyi olacaktır. Defektler oldukları haliyle (primer) veya çevreden getirilen dokularla onarılabilir. Bu işlem için yakın veya uzak dokular kullanılabilir. Bunlar, değişik türde deri greftleri ve Heplerdir.

Greftler: Greftler deri, kıkırdak, kemik, mukoza, kas ve tendon (kiriş) vs. veya bunların bileşimi olarak uzaktan getirilen onarım materyalleridir. Bu dokuların canlılığı, yerleştirildikleri yeni alanın tabanındaki ve çevresindeki kan damarları ile olan ilişkisine, yeni kılcal ağın kurulmasına bağlıdır. Deriden başka yapılar da greft olarak bir başka bölgeye taşınabilir ve oradaki doku eksikliğini giderebilirler. Bu yapılar arasında; kemik, kıkırdak, tendon (kiriş), sinir, yağ, fasya (kas zarı) ve saç folikülleri sayılabilir.

Mukoza: Mukoza greftleri, göz kapağının astarlanması veya konjonktiva defektlerinin onarımında, göz çukurunun rekonstrüksiyonu veya onarımında, burun mukozası defektlerinin tamirinde ve nadiren ağız boşluğunda eksik olan örtücü dokunun tamamlanmasında kullanılırlar. Elde edildikleri alanlar; ağız içi, dudaklar ve damaktır.

Yağ: Günümüzde eskisi kadar uygulanmamakla birlikte, küçük yüzey düzensizliklerinin düzeltilmesinde, tek başına veya üzerindeki deri altı dokusu ile birlikte, kompozit greftler halinde uygulanmaktadır. Greftin bir kısmının vücut tarafından emilebileceği daima hatırda tutularak, ameliyat esnasında gerekenden daha fazla yağ grefti alıcı bölgeye yerleştirilir veya enjekte edilir. Buna karşın, yağ greftleri ne kadar küçük olursa, alıcı bölgede beslenme ve yaşamlarını devam ettirme şansları o kadar fazla olmakta, dolayısı ile sonuç o kadar iyi olmaktadır.

Fasya: Günümüzde fasya grefti kaynağı olarak “fasya lata” en sıklıkla kullanılan fasyadır. Bu sert ve dayanıklı, kalın bir zar şeklindeki yapı uyluk bölgesinin dış yüzünde bulunmaktadır. “Fasya lata” greftleri, fıtık onarımı, yüz felci tedavisi, çene ekleminin tekrarlayan çıkıklarının onarılması, nadiren de elde eklem yenileme ameliyatları (atroplasti) ve kirişlerin (tendon) yapılarının tekrar oluşturulması için kullanılırlar. “Temporal fasya” da son zamanlarda çok sıklıkla kullanılan bir greft kaynağı oluşturmuştur. Baş ve boyun bölgesinde rekonstrüktif hatta bazen estetik amaçla dahi, çoğunlukla tek taraflı, fakat bazen iki taraflı olarak da kullanılmaktadır. Özellikle kulak ve göz çukurunun yeniden yapılandırılmasında bu bölgelere yakınlığı, beslenme ve yaşama şansının çokluğu nedeniyle tercih nedeni olmaktadır.

Kemik: Kemik greftlerinin rekonstrüktif cerrahide iskelet eksikliklerini tamamlamak için kullanılmaları sık karşılaşılan durumlardandır. En iyi greft, tartışmasız olarak, hastanın kendisinden alınan taze otojen kemiktir. Kemik greftleri için genellikle kalça kemiği, kostalar (kaburga kemikleri), tibia (kaval kemiği), bacağın diğer kemiği olan fibula ve krankım (kafatası) kullanılır.

Flepler: Flepler ise yakınılan veya uzaktan getirilebilen ve genelde birden fazla anatomik yapıyı içeren onarım materyalleridir. Yakın dokular genellikle bir sap veya pedikülle beslenir ve çeşitli biçimlerde defekte transfer edilirler. Uzak dokular ise eskiden “tüp pedikül” denilen bir yöntemle bir kaç ameliyat aşamasıyla defekte getirilirken, bugün daha ziyade serbest doku transferleri rağbet görmektedir. Mikro cerrahideki ilerlemeler ile uzak bir flebin tek evrede transferi mümkün olmuştur. Böyle bir girişim ile uzak bir bölgeden istenilen nitelikte bir doku parçası alıcı bölgeye transfer edilebilir. Bu tür Heplere serbest (free) flep adı verilir. Serbest Heplerin damardan, tamamen kesilerek, alıcı bölgede hazırlanan damarlar ile mikroskop yardımı ve mikro cerrahi dikiş ve aletler kullanılarak birleştirilir. Fleplerin greftlerden temel farkı, içerdikleri dokuyu besleyen bir damar yapısının varlığıdır, dolayısıyla taşındıkları yerde yeni bir beslenme sürecini bekleyecek olan greftlere göre daha üstündürler.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar