Prostat Kanseri

Prostat kanseri, prostat bezinin malign (habis, kötü huylu) tümörüdür. Prostat kanseri erkeklerde en sık saptanan kanserdir ve kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir.

 

Yaş: Eğer yeterince uzun yaşarsa hemen hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişir. Prostat kanserinin %85’i 65 yaşın üzerindeki erkeklerde saptanır.

Risk faktörleri: Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörler veya genetik (kalıtsal veya ailesel) nedenlerle gelişebileceği öne sürülmüştür. Prostat kanserinde kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Kanser gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.

 

Belirti ve bulgular:

Prostat kanseri genellikle çok yavaş büyür ve yıllarca hiç belirti vermeyebilir. Bu nedenle 50 yaş üzeri erkeklerin bu hastalık için doktora başvurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden geçmeleri çok önemlidir. Bazı hastalarda hiç belirti olmaz. Bazılarında ise sık, güç ve ağrılı idrar yapma, idrarın damla damla yapılması, idrarda kan ya da iltihap olması, ejakülasyonda kan ve ağrı gibi belirtiler olabilir. Prostatın kanser dışındaki diğer hastalıkları da benzer yakınmalara neden olabilir. Ayrıca yakınmaların şiddeti ne kansere ne de kanser dışı hastalıklara işaret eder.

 

Tanı:

Prostat kanserini saptamanın birkaç yolu vardır.

 

Parmak ile Rektal Muayene (PRM): Bu işlem için doktor eldiven giyerek parmağını rektuma (makata) yerleştirir. Parmak yardımı ile prostatın büyüklüğü, şekli ve kıvamı incelenir. Ancak kanserin var olduğundan emin olmak için başka testlerin de yapılması gerekir.

 

PSA Testi: Prostat spesifik antijen (PSA) düzeyini ölçen bir kan testidir. Prostat kanseri, prostat iltihabı ve benign prostat büyümesi (BPH) durumlarında kandaki PSA düzeyi artar. PSA testi %100 kesin değildir ancak prostat kanseri tanısında ve hastalığın seyrinin izlenmesinde çok önemlidir.

Transrektal ultrasonografi (TRUS): Rektumdan yerleştirilen bir prob aracılığı ile prostat bezine ses dalgalan gönderilir ve geri yansıyan ses dalgaları aracılığı ile prostatın şekli, büyüklüğü ve iç kesimlerinin detaylı görüntüsü alınır. Bu işlem sırasında prostat bezinden parça (biyopsi) da alınabilir.

 

Biyopsi: Rektumdan prostat bezi içine uzatılan özel iğneler yardımı ile mikroskopla incelenmek üzere prostat bezinden hücre örneklerinin alınması işlemidir. Biyopsi prostat bezi içinde kanser varlığı ve tipinin belirlenmesinde son yöntemdir. Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda prostat kanseri riski daha yüksektir. Ancak, 50 yaş ve üzerindeki bütün erkeklerin risk altında olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle elli yaş ve üzerindeki bütün erkeklere yılda bir kez parmakla rektal muayene olmaları ve PSA testi yaptırmaları önerilir. Eğer PRM veya PSA testinde bir şüphe varsa transrektal ultrasonografi yapılmalıdır.

 

Tedavi:

Prostat kanserinde tedavinin amacı yaşamı uzatmak ve ailenin ve toplumun aktif bir üyesi olarak yaşanmaya değer hale getirmektir. Ancak hastalık ilerledikçe başarılı tedavinin tanımı değişir. Erken evredeki prostat kanserinin başarılı tedavisi genellikle bunun kesilip çıkarılması ve hastalığın tamamen ortadan kalkması ile özdeştir. Buna karşın ilerlemiş prostat kanserinin tedavisi ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi veya engellenmesi (bazen yıllarca) anlamına gelir. Bu nedenle prostat kanserinin tam olarak tedavisi hastalığın erken dönemde yakalanması ve uygun biçimde tedavi edilmesi ile mümkündür.

 

Prostat kanserinin tedavisi kanserin evresi, nasıl seyrettiği, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ile değişik tedavi seçeneklerinin yan etkileri göz önüne alınarak belirlenir. Birinci seçenek “bekleyerek gözlemektir“. Prostat kanseri genellikle çok yavaş ilerleyen bir hastalıktır ve yıllarca belirti vermeyebilir. Ayrıca bu hastalık genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığından bir dönem bekleyerek gelişmeleri izlemek seçeneklerden biridir. Bekleyerek gözleme ile diğer tedavi seçeneklerinin yan etki ve rahatsızlıklarından da kaçınılmış olunur. Ancak, hastalık ilerledikçe, gereken tedavilerin uygulanması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Tedavi seçeneğinin belirlenmesinde en önemli kriterlerden biri prostat kanserinin evresidir. Erken evrelerde birinci amaç kanseri vücuttan tamamen çıkartmak ya da kanser hücrelerini öldürmektir. İleri evrelerde kanserin büyümesini yavaşlatmayı veya durdurmayı amaçlayan tedavi seçenekleri ön plana çıkar.

A-) Erken Evre Prostat Kanserinin Tedavisi:

Erken evrelerde, kanser prostat bezi içinde sınırlı iken uygulanabilecek tedavi seçenekleri;

  1. Radikal Prostatektomi: Prostatın ameliyat ile çıkartılmasıdır. İktidarsızlık ve idrarı kontrol etmekte güçlük gibi yan etkileri olabilir.
  2. Radyasyon (ışın,şua tedavisi) tedavisi: Prostat bezi içerisindeki kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar. Radyasyon ışınlarının vücut dışından prostat bezine doğrudan uygulanması ile ya da prostat bezi içerisine küçük radyoaktif tohumların ekilmesi ile gerçekleştirilir. İktidarsızlık, ishal, karın ağrıları, makatta rahatsızlık ve idrar yapmakta zorluk gibi yan etkilere neden olabilir.

B-) İlerlemiş Prostat Kanserinin Tedavisi:

Prostat kanseri, testosteron gibi erkeklik hormonlarının etkisi ile büyür. İlerlemiş prostat kanserinde amaç hastalığın daha da büyümesine engel olmaktır. Bu da erkeklik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Bu amaçla genellikle hormonal tedavi kullanılır.

  1. Kısmi Hormonal Tedavi: Testosteronun (erkeklik hormonu) büyük çoğunluğu testislerde (yumurta) üretilir. Kısmi hormonal tedavi ile testislerde testosteron üretimi durdurulur. Bu amaçla kullanılabilecek yöntemler:

a)Östrojen: Östrojen prostat kanseri tedavisinde de zaman zaman kullanılabilen bir kadın hormonudur. Erkekler östrojen alırsa testosteron düzeyleri düşer. Ancak östrojen kullanımının bulantı-kusma, memelerde büyüme ve hassasiyet, kalp ve damar problemleri gibi yan etkileri olabileceğinden kullanımı çok yaygın değildir.

b)Orşiektomi: Orşiektomi, testislerin ameliyat ile alınması işlemidir. Cerrahi kastrasyon da denilir. Testosteron üreten en önemli kaynak vücuttan uzaklaştırıldığı için tümörün büyümesi yavaşlar. İktidarsızlık ve sıcak basması gibi yan etkileri olabilir.

c)Medikal Kastrasyon: Testislerin testosteron üretimi ameliyat yapılmaksızın da durdurulabilir. Bu amaçla kullanılan ilaçlara LHRH analogları denir. Türkiye’de bulunan ilaçlar Zoladex, Lucrin ve Decapeptyl’dir. Ayda bir kez enjeksiyon ile uygulanır. Sıcak basması, iktidarsızlık, memede büyüme ve hassasiyet, cinsel isteğin azalması ve bulantı gibi yan etkilere neden olabilirler.

2.Komplet Hormonal Tedavi: Hem cerrahi kastrasyon hem de medikal kastrasyon testis kaynaklı testosteron etkisini ortadan kaldırırlar. Ancak, vücuttaki tüm testosteron etkisini tam olarak engellemezler. Böbrek üstü bezleri de çok az oranda da olsa bir miktar testosteron etkisi gösteren hormon sentezlerler. Bu nedenle, bu hormonların etkisini ortadan kaldırmak için ek ilaçların kullanılmasına gerek vardır. Bu ilaçlara “antiandrojenler” denir. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki testosteronun prostat hücrelerine ulaşmalarını engellerler. Medikal veya cerrahi kastrasyonun antiandrojen ilaçlar ile kombine edilmesine komplet hormonal tedavi denir.

Lokalize Prostat Kanserinde Tedavi Seçenekleri:

Prostat kanseri ABD’de orta yaşın üzerindeki erkeklerde en sık görülen kanserdir. Ülkemizde prostat kanseri ABD’den az olmakla beraber son yıllarda artış göstermektedir. Prostat kanserinin erken tanısı ve tedavisi, sağ kalımı iyi yönden etkilemesi açısından son derece önemlidir. On yıllık yaşam beklentisi olan ve hastalığı organa sınırlıyken yakalanan hastalarda tedaviye yönelik çeşitli seçenekler vardır.

 

Gözlem:

Yaşı 70’in üstünde, düşük evreli (organa sınırlı, düşük PSA değeri) ve hastalığa bağlı şikayeti olmayan hastalarda, aralıklarla PSA kontrolü, parmakla prostat muayenesi ve yılda bir kez prostat biyopsisi yapılarak aktif izlem yapılabilir. Hastalığa bağlı şikayetler ortaya çıktığında (kemik ağrıları, işeme sorunları gibi) müdahalede bulunulur. Ameliyata bağlı psikolojik ve fiziksel sıkıntıların olmaması ve ucuz bir yöntem olması bu yöntemin avantajları arasındadır. Ama bunun yanında kanser hastası olduğunu bilmek psikolojik sorunlar yaratabilir.

 

Radikal prostatektomi:

Bu ameliyat, prostat bezi ile beraber seminal (meni ile ilgili) kesesinin, vaz deferensin (yumurtalıklardan meninin taşınmasını sağlayan kanallar) ve gerekli görüldüğü takdirde bölgesel lenf bezlerinin de çıkarılmasını içermektedir. Günümüzde organa sınırlı hastalığın en geçerli tedavi yöntemidir. Cerrahi tedavide öncelik bünyenin kanserden temizlenmesidir. Daha sonraki öncelik idrar kontrolünün sağlanması, daha sonra da cinsel fonksiyonların korunmasıdır. Ameliyat sonrasında PSA değeri ölçülemeyecek kadar düşük seviyelerde olmalıdır. Ameliyat sonrasında PSA yüksekliği olmadan sağ kalım 5 yıllık ve 10 yıllık olmak üzere sırasıyla %80 ve %70’ler civarındadır. Bu oranlar hastalığa ait hiçbir bulgu olmadan hayatta kalma oranlarıdır. Bu gruptaki hastaların neredeyse %100’ü 5 yıl sonunda hayatta kalırlar. Radikal prostatektomi sonrası herhangi bir derecede idrar kaçırma problemi dünyanın çeşitli merkezlerince genelde % 10-30 arasında rapor edilmektedir. Ameliyat tekniğindeki gelişmeler sonucu ameliyat sonrası iktidarsızlık sorun olmaktan çıkmıştır. Tümör kontrolünden emin olunduktan sonra, prostatın her iki yanından geçen sertleşmeyi sağlayan sinirlerin korunmasıyla %70, tek sinirin korunmasıyla %40’lar civarında sertleşme oranları bildirilmiştir. Ameliyat sonrası cinsel fonksiyonların kazanılmasında hastanın daha önceki cinsel performansı, yaşı, ve tümörün yayılımı gibi etkenler de önemlidir.

 

Radyoterapi (ışın,şua tedavisi):

Klasik radyoterapide (ışın tedavisi), dışarıdan bir kaynak kullanılarak prostat ve ilgili organlara radyasyon verilmesi amaçlanır. Radyasyonun hedef organlar dışındaki organları etkilememesi için işlem öncesinde bilgisayarlı tomografi gibi çeşitli radyolojik tetkiklerle değerlendirme yapılır ve işlem esnasında koruyucular kullanılarak ışınların sadece hedef organlara (prostat, seminal vezikül ve bölgesel lenf bezleri) ulaşmasına dikkat edilir. Erken evredeki kanserlerde cerrahi tedaviye yakın sonuçlar vermesi ve anestezi gerektirmemesi gibi nedenlerle iyi bir tedavi seçeneği gibi görünmekle beraber bu yöntemin kendine özgü komplikasyonları vardır. Radyoterapi sonrası hastaların %5-10’unda çeşitli derecelerde bağırsaklarla ilgili sorunlar (ishal atakları, dışkıda kan olması, bağırsak hareketlerinde düzensizlik) ve yine benzer oranlarda idrar ile ilgili sıkıntılar (zor idrar yapma, idrar yetiştirmede zorluk, idrar kaçırma), %20-50 gibi oranlarda sertleşmeyle ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Tedavi sonrasında aralıklarla kontrol biyopsilerinin yapılması gerekliliği de başka bir sorundur. Son zamanlarda bilgisayar teknolojisinin kullanıma girmesiyle tümörün üç boyutlu görüntüsü ortaya konmakta ve tedavi daha organa özgü yapılmaktadır (üç boyutlu konformal radyoterapi). Böylece hedef organ dışındaki organlara daha az radyasyon verilmekte ve daha az komplikasyona rastlanılmaktadır.

 

Brakiterapi:

Brakiterapi, tümör hücrelerinin içine veya yakınına radyasyon yayan çekirdeklerin konulması anlamına gelmektedir. Tedavi öncesi değerlendirme amacıyla transrektal ultrason (prostatın ultrason aletiyle makattan girilerek görüntülenmesi), bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntülemesinin yapılması gerekmektedir.

Radyoaktif çekirdekler perineden (skrotum ile anüs arasındaki cilt bölgesi) sokularak prostata yerleştirilir. Bu çekirdekler belli bir süre (haftalar veya aylar) radyasyon yaymaktadırlar. Bu çekirdekler bir pirinç tanesi büyüklüğünde olduğu için çok az veya hiç rahatsızlık vermezler. Bu yöntemle klasik radyoterapiye eşdeğer oranlarda hastalık kontrolü sağlanır. Radyasyonun hedef organa direkt verilebilmesi, tedavi süresinin daha kısa olması, yan etkilerin klasik radyoterapiye oranla daha az olması gibi sebeplerle iyi bir alternatif olabilir.

İşlem sonrasında rektal problemler (gaita yaparken yanma, ağrı ve ishal) hastaların %5’inde görülür. İdrar kaçırma çok nadir rastlanan bir durum olmakla beraber hastaların üçte biri geçici olarak sık idrar yapma sıkıntısı yaşayabilir. Sertleşmeyle ilgili sorunlar cerrahi ve klasik radyoterapiye oranla daha az görülmekle beraber hastaların %20-40’ı sıkıntı yaşayabilir. Bu tedavi seçeneğinin kendine yönelik kısıtlamaları vardır. Yakın zamanda uygulanmış kapalı yöntemle prostat ameliyatı, 50 cc’den büyük prostatlar, kanama bozuklukları, başka organlara yayılım gösteren prostat kanseri varlığı, idrar yapamama riski yüksek olan hastalar, rektumu (makat) olmayanlar, ve genel sağlık durumu kötü olanlarda bu yöntem uygulanamaz.

Radyoterapi sonrası takiplerde aralıklı prostat biyopsileri ve PSA değer ölçümleri önemlidir. Tedavi sonrası PSA düzeylerinin kaç olması gerektiği halen tartışmalıdır. PSA değerinin en düşük değerine 1-2 yılda ulaşılır. Ulaşılan en düşük PSA değerinden sonraki ölçümler hastalığın tedaviye cevabı hakkında bilgi verici olacaktır.

 

Prostat spesifik antijen (PSA):

Psa, normalde spermlerin içinde yüzdüğü meni sıvısı içerisinde yer alan bir proteindir. Prostat bezinin epitelyal (yüzey) hücrelerince üretilir. PSA, meni sıvısının akışkan halde kalmasını sağlar. Bu proteinin çok küçük miktarları doğal yollardan kan dolaşımına geçer. Yaşlanma ile birlikte doğal yollardan kan dolaşımına geçen PSA miktan artar. Kan dolaşımına geçen PSA’nın ölçülmesi mümkündür. Prostat iltihabı, Benign (Selim) prostat büyümesi (BPH), ve prostat kanseri gibi bazı durumlar kandaki PSA düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Prostat bezinin büyümesi ve PSA üretilmesi erkeklik hormonlarının kontrolü altındadır. Erkeklik hormonlarının düşmesine neden olan ilaçlar PSA düzeyinde de düşmeye neden olurlar.

 

PSA’ya ne zaman bakılmalıdır ?

Prostat kanseri 50 yasin üzerindeki erkeklerde en sık rastlanan kötü huylu tümördür. PSA testinin 1980’li yıllarda kliniklere girmesinden sonra prostat kanseri ölüm hızlarında bir düşüş gözlenmiştir. Prostat kanserinin görülme sıklığı 50 yaşından sonra artmaktadır. Bu nedenle hastalığın erken tanısı için beyaz ırkta 50 yaşından sonra tüm erkeklerde, aile öyküsü olanlarda ise 40 yaşından sonra senede bir kez bir ürolog tarafindan prostatın muayene edilmesi ve serum PSA değerine bakılması önerilmektedir.

 

Normal PSA düzeyi nedir?

PSA düzeyi bir kaç farklı yöntem ile ölçülebilir. Genel olarak normal aralığın 0-4 ng/ml olduğu kabul edilir. Prostat kanseri olan erkeklerde PSA kan düzeyi genellikle yüksek bulunur. Ancak, PSA düzeyi 4 ng/ml üzerinde olan bir çok erkekte prostat kanseri ya da prostat bezinin diğer hastalıkları olmayabilir. Benzer şekilde, PSA düzeyinin 4 ng/ml altında olması da prostat kanserinin kesinlikle olmadığı anlamına gelmez.

 

PSA hangi durumlarda yükselir?

Prostat bezi içerisinde PSA üreten hücrelerin sayısındaki artışa ya da bu hücrelerden normalde PSA’nın damar içerisine geçmesine engel olan doğal bariyerin bozulmasına neden olan olaylar kandaki PSA düzeyinin yükselmesine neden olur.

 

-Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) olarak isimlendirilen prostat bezinin iyi huylu büyümesi,

-Prostat bezinin enfeksiyonu (prostatit),

-Prostat bezinden tanısal amaçlarla parça alınması (prostat biyopsisi),

-Prostat kanseri kanda PSA düzeyinin yükselmesine neden olurlar.

Serum PSA değeri 4 ng/ml’den büyük olan bir çok erkekte prostat kanseri saptanmaz. Sadece BPH’sı olan ancak prostat kanseri olmayan erkeklerin yaklasik 1/3’ü ile yarısında PSA yüksek bulunur. Bunun yanında, prostat kanseri olmasına rağmen PSA düzeyi normal sınırlarda bulunabilir. Erken evrede prostat kanseri olan hastaların yaklaşık %30-40’ında PSA normal sınırlarda bulunur.

Prostat kanseri sadece PSA ile saptanan bir hastalık değildir. PSA ve parmakla rektal muayene prostat kanseri için yüksek risk taşıyanların ve biyopsi yapılması gerekenlerin saptanmasında çok yararlıdır. Prostat kanseri tanısı sadece biyopsi ile konulabilir. Prostat bezinden alınan doku örnekleri patoloji uzmanı tarafından içinde kanser hücresi olup olmadığı acısından incelenir.

 

PSA sonucu ne anlama geliyor?

Eğer parmakla rektal muayene normal ve PSA düzeyiniz 4 ng/ml’den düşük ise daha fazla ileri tetkike gerek yoktur. Eğer PSA değeriniz 4 ng/ml’den yüksek veya rektal muayenenizde prostat bezinde sertlik ya da şişlik varsa prostat biyopsisi önerilebilir.

PSA testi ne sıklıkta yapılmalıdır?

Eğer ilk rektal muayene ve PSA değeri normal ise bunların her ikisinin de yıllık tekrarı önerilir. PSA değeri yüksek olan ancak biyopsi sonucu prostat kanseri çıkmayan hastalarda genellikle 6 aylık aralıklarla PSA takibi ve gerekirse biyopsi tekrarı önerilir.

 

Serbest PSA: Total PSA, PSA’nın kandaki bazı moleküllere bağlı olan formu ile kanda serbest dolaşan formlarının toplam değerini gösterir. Serbest PSA’nın total PSA’ya oranının prostat kanserli olgularda düşük olduğunu gözlenmiştir. Ancak prostat kanserinin BPH’dan ayrılmasında serbest/total PSA yüzdesi için kesin bir sinir değer vermek zordur. %25 ve üzeri serbest/total PSA oranı BPH lehine değerlendirilir, %15’in altındaki değerlerde ise prostat kanseri araştırılmalıdır.

Prostat kanserli hastaların takibinde PSA:

PSA’nın en yararlı olduğu alanlardan biri erken veya geç evrede prostat kanseri nedeni ile tedavi gören hastaların takibindeki yeridir. Tedavi sonrası yükselen PSA değeri mevcut tedavinin artık yetersiz kaldığını gösterir ve hastanın durumuna göre ek bir tedavi veya mevcut tedavide değişiklik yapmak gerekebilir.

 

Prostatektomi sonrası komplikasyonlar:

Prostat bezine sınırlı, iyi huylu olmayan prostat büyümelerinde radikal prostatektomi ameliyatı, günümüzde organa sınırlı hastalığın tedavisinde en geçerli yöntemdir. Bu ameliyat ile prostat bezi, her iki seminal keseler (meni ile ilgili) ve gerekli görüldüğü takdirde bu organlara ait olan lenf bezleri alınır. Cerrahi tedavide öncelik bünyenin kanserden temizlenmesidir. Daha sonraki öncelik idrar kontrolünün sağlanması, daha sonra da cinsel fonksiyonların korunmasıdır. Ameliyat tekniklerindeki gelişmeler ile birlikte ameliyat sonrası ortaya çıkabilecek komplikasyonların oranlarında ciddi düşüşler olmuştur.

 

Bu komplikasyonlar şu şekilde özetlenebilir:

İdrar kaçırma:

Ameliyatta prostat bezi ile beraber idrar kontrolünde asıl rolü üstlenen idrar torbasının boynu çıkarıldığı ve ameliyat bölgesi idrar kontrolünü sağlayan sfinkter kasına yakın olduğu için, idrar sondası çekildikten sonraki erken dönemlerde idrar kaçırma problemi olabilir.

Radikal prostatektomi sonrası herhangi bir derecede idrar kaçırma problemi dünyanın çeşitli merkezlerince genelde % 10-30 arasında rapor edilmektedir. Genelde genç hastalar yaşlılardan daha erken bu kontrolü sağlarlar, iyileşmeyi hızlandırmak için “makat egzersizi” denilen hareketler önerilir. Ayakta idrar yaparken idrar akışını durdurmak için makat kasları kasılmak, daha sonra serbest bırakılmalı ve sonra tekrar kasılmalıdır. Bu hareket her idrar yapılışında tekrarlanmalıdır. Nadir olmakla beraber idrar kontrolü bir yıl içerisinde tam olarak sağlanmayabilir. Bu durumda, sfinkter adalesi bölgesine madde enjeksiyonu veya askı ameliyatı ile idrar kontrolü tam olarak sağlanabilir.

 

İktidarsızlık:

Ameliyat tekniğindeki gelişmeler sonucu ameliyat sonrası iktidarsızlık sorun olmaktan çıkmıştır. Ameliyat sonrası cinsel fonksiyonların kazanılmasında hastanın daha önceki cinsel performansı, yaşı, ve tümörün yayılımı gibi etkenler de önemlidir. Bu sinirlerin hiç korunmadığı durum dışında her zaman sertleşme fonksiyonunun geri gelme ihtimali vardır ve bu süre ortalama 6-12 aydır. Tümör kontrolünden emin olunduktan sonra, prostatın her iki yanından geçen sertleşmeyi sağlayan sinirlerin korunmasıyla %70, tek sinirin korunmasıyla %40’lar civarında sertleşme oranları bildirilmiştir. Her iki sinirin de korunmadığı hastalarda sertleşmeye yardımcı ilaçlar kullanarak %15 oranında cinsel fonksiyonun devam ettiği bildirilmektedir. Tam iyileşmeye rağmen bazı hastalarda sertleşme daha az ve daha kısa süreli olabilir. Bu dönem içerisinde geçici olarak bazı yöntemler kullanılabilir. Bunlar içerisinde sertleşmeyi sağlayıcı ilaçlar, vakum ereksiyon cihazları, penis köküne turnike uygulanması olarak sayılabilir.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz