Radyoterapi Nedir?

Radyoterapi (Işın tedavisi):

 

Radyoterapi ya da bir diğer adı ile ışın tedavisi, kanser hastalarının tedavisinde değişik yöntem ve kaynaklardan elde edilen iyonizan radyasyonun kullanıldığı bir tedavi yöntemidir. Bu tedavi “radyasyon tedavisi‘ veya kısaca “radyoterapi” olarak adlandırılır ve “radyasyon onkolojisi” adı verilen bilim dalının çalışmaları arasında değerlendirilmektedir. Radyasyon onkolojisinde, aynca radyasyonun biyolojik etkileri, urların/kitlelerin (tümörlerin) davranışları da incelenmekte ve bu konularda eğitim ve araştırmalar yapılmaktadır.
Radyoterapi 1895’te, Wilhelm Conrad’ın, Röntgen X-ışınlarını bulmasıyla başlayan süreçte kanser tedavisinde ilk olarak 1896 da Fransa’da uygulanmıştır. Türkiye’de ilk radyoterapi uygulaması ise 1903 yılında yapılmıştır. Radyoterapi günümüzde kanser olgularının birçoğunda, tek başına ya da cerrahi ve kemoterapiyle birlikte kanseri yok etmek amacıyla tedavi edici (küratif) olarak kullanıldığı gibi, destekleyici rahatlatıcı (palyatif) amaçlı olarak ileri evre ve kür şansı olmayan hastalarda hayat kalitesini artırmak amacıyla da kullanılmaktadır.

 

Beyin, meme, baş-boyun, lenf bezi, akciğer, pankreas, prostat, deri, mide, rahim, rahim ağzı ve yumuşak dokularda görülen kanserler başta olmak üzere birçok kanserin tedavisinde, küratif amaçla radyoterapi uygulanmaktadır. Bazı hastalarda da, hastada geçici bir iyileşme sağlamak, tümörü küçülterek hastayı rahatlatmak amacı ile yani “palyatif” olarak radyoterapi yapılmaktadır.

 

Palyatif tedavi, hastaya ağrı gibi şiddetli rahatsızlık veren, yaşamını tehlikeye sokan bulguların giderilmesi veya önlenmesi amacıyla da yapılmaktadır. Bu tip tedavilerden beklenilen en önemli yarar, hastanın yaşam kalitesinin artırılmasıdır.


Bir kanser hastasına radyoterapi uygulanması için öncelikle bir ön değerlendirme işlemi yapılır. Bu ön değerlendirmede patoloji raporu (bazı nadir durumlarda gerekmeyebilir), tümörün türü, boyutu, diğer hücre yapısı ile ilgili (histopatolojik) özellikleri, yeri, hastanın muayenesi ve birçok hastada ultrason, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans gibi radyolojik görüntüleme tetkikleri incelemeler gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında radyasyononkoloğu (uzmanlığını bu alanda yapmış tıp doktoru) radyoterapinin gerekli olup olmadığına karar verir.

 

Radyasyon onkoloğu, eğer radyoterapi uygulaması gerekiyorsa, tedavinin küratif mi yoksa palyatif mi olacağını değerlendirip, tedavi planı yapar. Bu plan tedavi şeklinin seçimi (eksternal tedavi, brakiterapi veya her ikisi birlikte), primer tümör ya da tümör yatağı ve yayılım riski taşıyan alanları içeren hedef tümör hacminin belirlenmesini, tedavi makinesinin seçimini, tedavi planlanmasını, hastaya verilecek günlük doz ve toplam dozların belirlenmesi ve bu bilgilerin ışığında radyasyon fizikçilerinin yapmış olduğu planlama ve fiziksel hesaplamaları içermektedir.

 

Radyoterapi planlamasında hedef bölge belirlenmesi sonrası özel bir işlem yapılır. Bu işleme “simülasyon” adı verilir. Simülasyon işlemini yapmak için kullanılan aletlere de simülatör adı verilir. Bu işlem için konvansiyonel (geleneksel) simülatörler veya daha gelişmiş bilgisayarlı tomografi simülatörleri kullanılmaktadır. Bu cihazlar, tanı koyma amacıyla kullanılanlardan farklı olup, sadece radyoterapiyle tedavi edilecek alanların belirlenmesi amacıyla kullanılmaktadır. Simülasyon işlemine kanserli hastaların çoğunda gerek duyulurken bazı özel durumlarda (deri kanserleri gibi) gerekmeyebilir. Hastalığın özelliğine göre uygulanacak işlemler farklılık gösterebilmektedir.

 

Radyoterapi sırasında hastanın beli bir süre hareketsiz kalması gerektiğinden özellikle baş-boyun ve beyin tümörlerinde simülasyon öncesi hastaya özgü termoplastik maskeler yapılır. Tedavi sırasında, hastalık bulunmayan normal dokuları ve organları korumak amacıyla kişiye özel koruma blokları kullanılabilir. Bazı tümörlerde simülasyon öncesi fizik mühendisleri bilgisayar ortamında tedavi planlaması yaparak tedavi alanlarının belirlenmesinde radyasyon onkologlarına yardımcı olur ve bu fiziki planlama sonrası hasta simülasyona alınır. Son aşamadaysa, önceden belirlenen alana veya alanlara planlanan radyasyon uygulanır. Planlama süreciyle radyoterapiye başlama arasında geçen süre hastadan hastaya değişmekle beraber yaklaşık 1-2 hafta sürmektedir.


Radyoterapi, günümüzde iki temel teknikle hastaya uygulanmaktadır: eksternal (dışarıdan tedavi) radyoterapi ve brakiterapi (yakından tedavi).

 

Dışarıdan tedavi(eksternal), en sık kullanılan teknik olup, radyoterapi hastanın vücudundan 80-100 santimetre, uzaklıktaki radyasyon kaynaklarıyla uygulanır. Bu yöntemde uygulamalar, Co-60 üniteleri, lineer akseleratörler (yüksek enerjili X-ışını tedavi cihazı) gibi cihazlarla yapılır.

Yakından tedavi(brakiterapi), radyasyon kaynağını, hastanın cilt, vücut boşluğu ya da dokusu içerisine koyarak, yalnızca o bölgede yüksek doz verme ve çevre normal dokuları koruma amacını taşımaktadır. Bu tedavi biçiminde hedef dokuyla doğrudan ilişkili veya hedef dokunun yakınındaki doku içine (interstisyel), boşluk içine (intrakaviter) veya yüzeyel yerleştirilmiş (mold) olarak uygulanır. Brakiterapi, bazı baş-boyun kanserleri (nazofarenks, dil), meme, prostat, jinekolojik kanserler ve yumuşak doku kanserlerinde küratif olarak kullanılırken; ileri evre bazı kanserlerde (safra yollan, akciğer gibi) palyatif olarak da kullanılabilmektedir.
Özellikle son yıllarda gerek bilgisayar teknolojisinde gerekse radyolojik görüntüleme yöntemlerinde devrim sayılabilecek gelişmeler sayesinde radyasyon onkolojisinde üç boyutlu radyoterapi teknikleri (konformal radyoterapi) yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır. Bu sayede radyoterapi alanlan ve doz dağılımlan üç boyutlu olarak görüntülenerek belirlenmekte, çevre normal dokulara daha az doz verilerek korunabil-mekte ve daha etkin tedaviler uygulanabilmektedir. Bu tekniklerden biri olan yoğunluk ayarlı radyoterapi (‘Intensity Modulated Radiotherapy’=IMRT) üç -boyutlu radyoterapinin gelişmiş formu olup, farklı yoğunluktaki ışın demetçiklerinin kullanılması temeline dayanır. Bu teknikle klasik üç boyutlu tedavilerden daha iyi doz dağılımları elde edilebilmekte ve çevre kritik dokular daha iyi korunabilmektedir.

 

Uzay neşteri (Cyber knife) ise,üç boyutlu radyoterapinin farklı bir şekli olup robotik kollu hareketli kafaya sahip bir lineer akseleratör, oldukça gelişmiş bilgisayar donanım ve yazılımları yardımıyla uygulanan bir radyoterapi tekniğidir. Ancak günümüzde tüm bu gelişmiş üç boyutlu radyoterapi yöntemleri her hasta için uygun olmayıp, belli bazı tümörlerde ve seçilmiş uygun hastalarda kullanılmaktadır. Klasik yöntemlere olan üstünlükleriyse kontrollü bilimsel çalışmalarla henüz net olarak ortaya konamamıştır. Ayrıca bu yöntemlerle radyoterapiye bağlı erken ve geç yan etkilerin sıklığı ve şiddeti klasik tedavilere oranla önemli ölçüde azaltılabilmekle beraber tamamen ortadan kaldırılması söz konusu değildir.

 

Radyoterapi de Yan etkiler:
Bütün tedavilerde olduğu gibi radyoterapinin (ışın tedavisinin) de yan etkileri mevcuttur. Bu yan etkiler, tedavi uygulanan hastalıklı bölgelere komşu olan normal dokuların radyasyondan etkilenmesine bağlı olarak oluşmaktadır. Radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanan bölgeye ve günlük uygulanan radyasyon dozuna ve toplam radyasyon dozuna bağlı olarak yan etkilerin şiddeti ve türü farklılıklar gösterir. Ayrıca kişiler arasında da farklılıklar söz konusudur.

 

Radyoterapi yan etkileri, erken ve geç yan etkiler olmak üzere iki tiptir.

Erken yan etkiler; tedavi başladıktan hemen sonra başlayan ve tedavi bitiminden sonra 4-6 hafta içinde iyileşen yan etkilerdir. Geç yan etkiler ise tedaviden aylar sonra, nadiren yıllar sonra gelişebilir ve bazen kalıcı olabilir.

Tedavi uygulanan bölgelere göre yan etkiler aşağıda anlatılmıştır.

Merkezi (Santral) Sinir Sistemi (Beyin ve Omurilik)


Erken Yan Etkileri: Radyoterapi uygulanan hastaların çoğunda, tedavi bölgesine ve doza bağlı olmayan, yorgunluk, bitkinlik, halsizlik hissi olmaktadır. Bunu azaltmak için
hastaların tedavi sırasında günlük aktivitelerine devam etmeleri ve yürüyüş gibi hafif egzersizler yapmaları önerilmektedir. Beyin ve kafatası bölgesine radyoterapi uygulanan hastalarda tedavi başlangıcında hastanın mevcut baş ağrısı, bulantı, kusma gibi yakınmaları artabilir veya ortaya çıkabilir. Bunun nedeni beyinde radyasyona bağlı ödem oluşmasıdır. Beyin sapında ışın tedavisi sırasında ödem oluşmadan da bulantı ve kusmalar ortaya çıkabilir.

Radyasyon dermatiti (deri inflamasyonu,yangısı), tedavi uygulanan bölgedeki deride ortaya çıkar. Deri hücrelerinin radyasyondan zarar görmeleri nedeniyle olur. Ciltte kuruma, kızarıklık, kaşıntı gibi şikayetlerle ortaya çıkar. Tedavi dozuna ve hekim önerilerine uyulmadığında, nadir durumlarda deride soyulmalar ve sulanmalarla seyreden ağrılı, ciddi iltihabı hastalıklar (dermatit) görülebilir. Deri yan etkilerinin azaltılabilmesi için temizliğe dikkat edilmesi önemlidir. Ayrıca bu bölgelerin güneşle maruz kalmaması ve giysilerden kaynaklanan fiziksel tahrişe dikkat edilmesi gerekir.

 

Saç dökülmesi, geçici veya kalıcı olabilir. Tedavi uygulanan bölge yüksek doz alıyorsa kalıcı saç dökülmesi olur. Düşük radyasyon dozlarında ise bu geçicidir. Ancak geçici saç dökülmesinden sonra yeni çıkan saçlar genellikle zayıf ve güçsüz olurlar. Kulak yapıları radyoterapi alanı içinde kalıyorsa, kulak iltihabı gelişebilir. Bu genellikle mikrop içermemekle beraber mikropların üremesi için uygun bir ortam teşkil eder. Eğer aynı seansta hem beyin hem de omurilik ışınlanıyorsa, kan sayımında düşüklükler görülebilir. Özellikle alyuvar sayılarında azalmalar söz konusu olabilir. Yine omurilik ışınlamalarında tedavi bölgesinde kalan dokularda yemek borusunda iltihap veya sindirim sistemi organlarının mukozalarında iltihaplanma söz konusu olabilir.

 

Geç Yan Etkileri:

Radyoterapinin merkezi (santral) sinir sisteminde yaptığı en önemli hasar beyin dokusunun ölmesidir. Normal beyin hücrelerinin ölümü nedeniyle ortaya çıkan önemli bir problemdir. Yüksek radyasyona maruz kalan beyin bölgesinde radyoterapiden altı aydan sonra ortaya çıkan yan etkidir. Radyolojik olarak tümöre çok benzediğinden ve beyinde yerleşim yerine bağlı olarak sinir sistemi ile ilgili problemlere neden olduğundan ayırıcı tanı çok önemlidir. Tedavi ve tanı amacıyla hastanın ameliyat olması gerekebilir. Kulak, özellikle iç kulak yüksek doz ışına maruz kalırsa hastada işitme kaybı ortaya çıkabilir. Ciddi durumlarda tam işitme kaybı gelişebilir. Aynca iç kulakta bulunan denge ile ilgili bölümün (vestibüler sistemin) etkilenmesine bağlı olarak denge bozuklukları söz konusu olabilir.

Gözün radyoterapi alanı içinde kaldığı durumlarda gözde katarakt, ağ tabaka (retina) hasarı ve bunlara bağlı görme kayıplan gelişebilir. Ayrıca göz sinirlerinin yüksek doz radyasyon almaları durumunda tam körlük olabilir. Radyasyon uygulanan bölgede hipofiz bezinin bulunması ve yüksek doza maruz kalması, vücudun salgı sistemini etkileyerek farklı hormon bozukluklarına neden olabilir. Bu yan etki çocukluk çağında daha önemlidir. Çocukluk çağında büyüme hormonunun yetersiz salgılanması nedeniyle gelişme geriliklerine neden olabilir. Aynca tiroid ve üreme fonksiyonlarında hormonal dengesizliklere neden olabilir.

Beyin ışınlamaları hastalarda değişik derecelerde ruhsal değişikliklere, öğrenme yeteneğinde azalmaya, hafıza kaybına, problem çözme yeteneğinde bozulmaya neden olabilir. Bu yan etkiler özellikle çocuklarda daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuklarda okul başarılarında azalmaya neden olmakta ve özel eğitime ihtiyaç gösterecek derecede ciddi boyutlara ulaşabilmektedir.


Omurilik ışınlamalarında ortaya çıkabilen myelopati radyasyonun en korkulan yan etkilerinin başında yer alır. Geçici myelopati radyoterapiden 2-6 ay sonra ortaya çıkar ve kendiliğinden iyileşir. Geçici myelopatinin boyun bölgesinde görülen türünde Lhermitte belirtisi ortaya çıkabilir. Hasta başını öne eğdiğinde kollarına yayılan elektrik çarpma hissi olabilir. Bu belitti de kendiliğinden zaman içinde iyileşir. İlerleyici, süreğen myelopati, radyoterapiden 1-2 yıl sonra ortaya çıkar. İlerleyici olarak kuvvet kaybı, his kaybı, sıcaklık ve ağrı duyularında bozulmalarla ortaya çıkar. Hastada daha sonra idrar yapma ve dışkılama kontrol yeteneği bozulur. Hasta da sonunda tam felç gelişir ve tam duyu kaybı olur.

Çocuklarda omurilik ışınlaması önemli yan etkilere neden olur. Çocuklar büyüme çağında olduklarından omurların ışınlaması gelişme geriliği ve boy kısalığına neden olur. Ayrıca bu bölgedeki kas ve kemik yapıların etkilenmelerine bağlı olarak vücutta kamburluk (kifoz), eğrilik (skolyoz) olarak tanımlanan şekil bozukluklarına neden olabilirler.


Gastrointestinal (Mide-bağırsak sistemi) Yan Etkileri:


Erken Yan Etkileri:

Karın bölgesine radyoterapi uygulamalarında ortaya çıkabilecek ani başlangıçlı (akut) yan etkilerin başında halsizlik, iştahsızlık, bulantı ve nadiren kusma gibi yan etkiler yer alır. Özellikle bağırsakların radyasyon aldığı durumlarda ishal de sık görülen bir yan etkidir. Bağırsak iltihabı (enterit) radyasyona bağlı olarak gelişebilir, karında şişkinlikle birlikte, bağırsak hareketlerinde artış, sık tuvalete çıkma, karın ağrıları ve karında huzursuzluk hissi gelişebilir.

Karında geniş alan ışınlamalarında kan sayımında düşme görülebilir. Bu düşüş vücut direncinin azalmasına ve buna bağlı olarak da iltihabi durumlara neden olduğundan önemlidir. Ayrıca hastalarda halsizlik ve bitkinliğin de bir nedeni olabilir. Karaciğer yüksek dozda ışınlandığında erken dönemde karaciğer enzimlerinde geçici yükselmeler görülebilir. Karın alt bölgesi ışınlamalarında idrar torbasının radyasyon aldığı durumlarda idrar yaparken yanma, ağrı, sık idrara çıkma gibi yan etkiler görülebilir. Bunlar idrar torbasında radyasyona bağlı gelişen hasara bağlıdır.

Makat girişi (anal kanal) ve kalın bağırsağın son bölümünün (rektumun) ışınlandığı durumlarda bu bölgenin iltihabı (proktit) gelişebilir. Hastalarda makat ağrısı, makattan kanama, akıntı ve ishal gibi yan etkiler görülebilir. Işınlanan bölgedeki deride kuruma, kızarıklık, kaşıntı yakınmalarıyla birlikte deride iltihabi hastalık (dermatit) meydana gelebilir. Bu iltihabi durum özellikle kasık ve makat çevresi (perine) gibi vücudun terleyen bölgelerinde daha ciddi boyutlarda olabilir. Bu bölgelerde, ağrıyla birlikte deride soyulma, sulanma akıntı görülebilir.

 

Geç yan etkileri:

Batın radyoterapisinde tedavi alanı içindeki organ ve dokulara göre yan etkiler oluşmaktadır. Midenin yüksek doz radyasyon aldığı durumlarda geç dönemde midede iltihabi ve ülseratif hastalıklar görülebilir. Yüksek doz radyasyon alan bağırsaklarda delinme (perforasyon) ve düğümlenmeler (obstrüksiyon) görülebilir. Ayrıca bağırsak ve mide kanamaları olabilir. Karaciğerin yüksek doz tedavi aldığı durumlarda radyasyona bağlı karaciğerde iltihap (karaciğer hepatiti ve karaciğer inflamasyonu) gelişebilir. Bazı durumlarda karaciğer yetmezliğine kadar giden ciddi yan etkiler söz konusu olabilir. Böbreklerin tolerans dozunun üzerinde radyasyon aldığı durumlarda böbrek yetmezliği gelişebilir. Karın alt kısmı ışınlamalarında mesane ve makatın yüksek doz radyasyon aldığı durumlarda mesane kapasitesinde azalma, kanama, ülser oluşumu; makatta kanamalar ve ülser oluşumları görülebilir. Ayrıca kadın hastalarda yumurtaların etkilenmesine bağlı olarak menopoz gelişebilir ve buna bağlı kısırlık oluşabilir.

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz