Otizm

Otizm, bireyin dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşarak kendine özgü iç dünyasında yaşıyor olması demektir. Otistik bozukluk, yaşamın erken dönemlerinde başlayan, sosyal ilişki ve dil gelişimde gecikme ya da sapma ile kendini gösteren, davranış ve ilgi alanlarında belirgin güçlüklerin yaşandığı gelişimsel bir bozukluktur.

Yaş: Belirtilerin üç yaşından önce başlaması gerekmektedir ancak yaşam boyu süren bir bozukluktur.
Cinsiyet: Erkeklerde kızlara göre 3-4 kat daha fazla görülür.

Risk faktörleri:
Otistik bozukluğun oluş nedeni bilinmemektedir. Son 20 yılda yapılan araştırmalar otistik bozukluğun ortaya çıkmasında nörobiyolojik etkenlerin ön planda olduğunu desteklemektedir. Aile ve ikiz çalışmaları otizmin ortaya çıkmasında kalıtımsal etkenlerin rol oynabileceğini göstermektedir. İkiz araştırmalarında tek yumurta ikizlerinde otizm eş hastalanım oranları yüksek bulunmaktadır. Benzer şekilde aile çalışmalarında otistik bozukluk tanısı konan çocuklann birinci derece akrabalarında otizm ya da otizm benzeri bozuklukların, sosyal ve iletişim güçlüklerinin görülme sıklığı yüksek bulunmaktadır. Otistik bozukluk tanısı konan çocuklarda zihinsel geriliğin ve/veya eşlik eden başka bir organik bozukluk görülme oranının yüksek olması bu hastalığın altında organik nedenlerin yattığını desteklemektedir. Son yıllarda otizmin oluş nedenine yönelik çok fazla sayıda araştırma yapılmaktadır.

Belirti ve bulgular:
Sosyal ilişki güçlüğü otizmin en önemli özelliğidir. Kalabalık bir odaya girdiklerinde oda boşmuş gibi davranır, göz ilişkisi kurmazlar ya da bir kişiye baktıklarında daha uzakta bir nesneye bakıyor gibidirler. Anne babalarına gereksinimleri yokmuş gibi davranır, sevilmekten hoşlanmazlar. Kucaklanmaya karşı gelirler ya da tepkisiz kalırlar. Yaşıtları ile gelişimsel düzeylerine uygun ilişkiler geliştiremezler. Genellikle yalnız yapılan uğraşları tercih ederler. İlgilerini çevrelerindeki kişiler ile kendiliklerinden paylaşmazlar ve duygusal karşılıklar veremezler.

Otistik çocuklar genellikle anneleri tarafından uslu bebek (ağlamayan, iyi huylu) ya da nedeni anlaşılamaz ve giderilemez huzursuzluğu olan bebekler olarak tanımlanırlar. İsteklerini anne babalarının ellerinden tutarak istedikleri yer ya da nesneye götürerek belirtir ve gereksinimleri karşılandığında ilişkiyi sonlandınriar. Otizmde erken tanı bu bozukluğun tedavisinde önemlidir. Ancak otistik belirtilerin ilk bebeklik döneminde tanınması ya da değerlendirilmesi zor olduğu için tanı konması da gecikebilmektedir.

Gelişimi normal olan bebekler, çevreleri ile ilgili ve anneleri ile karşılıklı uygun etkileşim içinde olan bebeklerdir. Anneler bebekleri ile ses tonlarını değiştirerek, beden dili ya da yüz ifadelerini kullanarak konuşurlar. Bebekler de göz ilişkisi kurar, gülümser ve yüz ifadelerini taklit edebilirler. Bebeklerin hemen hepsi bir yaşında el sallamayı öğrenirler ve ayrılık sırasında önce taklit ederek sonra kendiliklerinden el sallamaya başlarlar. Basit komutları anlarlar. Anne babalarının eve dönüşünü farkederler ve duygusal tepki verirler.

18 ay civarında isteklerini işaret ederek göstermeye başlarlar. Yine aynı dönemde hayali evcilik oyunları başlar. Hoşlarına giden nesneleri getirip gösterirler. İlgi çekmek isterler. Bebeklik dönemindeki bu davranışlarda farklılık gözlenmesi çocuğun gelişiminde bir aksama olduğunu düşündürmelidir.
Otistik çocukların güçlük yaşadığı diğer bir gelişim alanı dil gelişimidir.

Gelişimi normal olan bir çocuk bir yaşında anlamlı sözcük söyleyebilir, iki yaşında basit cümle kurabilir. Otistik çocuklarda iletişim aracı olarak konuşma ya hiç yoktur ya da gecikmiştir ve mimik, jest, işaret etme gibi diğer iletişim yolları bu eksikliğin yerini tutmamaktadır. Bu çocuklar diğer kişiler tarafından başlatılan konuşmaya tepki vermezler ve duymuyormuş izlenimi yaratırlar. Gereksinimlerini karşılamak dışında kendiliğinden karşılıklı konuşma başlatmaz ya da sürdürmezler.

Otistik çocuklar, anne babaları tarafından hekime en sık konuşmama ya da duymama yakınmaları ile getirilirler. Konuşması olan otistiklerde ise konuşmanın kendine özgü özellikleri vardır. Çocuk kendisine söyleneni tekrar ederek konuşabilir. Örneğin: “Nasılsın Ahmet?” sorusuna yine “Nasılsın Ahmet?” diye karşılık verebilir. Şahıs zamirlerini karıştırabilirler (“ben” yerine sen diyebilir ya da kendilerinden bahsederken üçüncü tekil şahıs zamirini kullanabilirler).
Çocuklar için diğer bir iletişim aracı oyundur. Otistik çocuklar hayali ya da taklite dayalı oyunları kendiliğinden oynamazlar. Oyuncakları amacına uygun kullanmaz ve işlevsel olmayan yönleri (kokusu ve tadı) ile daha çok ilgilenirler.

Bu çocukların davranış ve ilgilerine baktığımızda yineleyici davranışları ve sınırlı ilgi alanları olduğunu görürüz. Kendilerini uyarma ve haz alma amacı ile yapılan yineleyici hareketler (kendi çevresinde dönme, kanat çırpma, sallanma gibi) sıklıkla gözlenir ve genellikle 3-4 yaşlarında belirgin olur. İşlevsel olmayan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine sıkı sıkıya uyarlar. Kendi düzenlerinde ya da çevrelerinde olan değişikliklere olağan dışı tepkiler verebilirler. Numaralan ezberleme, bazı sözcükleri sürekli yineleme, biriktirme gibi garip ilgiler geliştirebilirler.

Dönen ya da ses çıkaran nesneleri uzun süre seyredebilirler. Televizyonda çizgi filmlerden çok reklamlara ya da müzik küplerine aşırı ilgi gösterirler. Aşırı hareketlilik sıktır fakat yavaşlık da görülebilir. Ellerini ısırma, başını vurma gibi kendine zarar verici davranışlar ya da çevresine yönelik saldırganlık özellikle zihinsel geriliğinin eşlik ettiği otistik çocuklarda gözlenebilir. Otistik bir çocukta bu klinik belirtilerin hepsi görülmeyebilir.
Otizmin klinik görünümünün geniş bir yelpazede tanımlandığı unutulmamalıdır. Bir uçta çevresi ile hiç sosyal ilişki kurmayan, konuşmayan ve ağır yineleyici davranışları olan çocuklar bulunurken diğer uçta kendiliklerinden başlatmasalar da sosyal ilişkiyi kabul eden, iletişim kurmak için kullanmasalar da sözcük dağarcığı zengin olan, kolay öğrenen ve yaşıtlarından farklı becerileri olan çocuklar bulunur. Genel olarak göz teması kurma, duyma (özellikle adına bakma), ortak karşılıklı etkileşim, el sallama, işaret etme, oyun, anababayı karşılama, bağlanma, komutlara uyma, dil gelişimi alanlarında bir farklılık gözleniyorsa bir çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları kliniğine başvurup danışmada yarar vardır.

Tanı:
Otistik bozukluk tanısında klinik bulgular, çocuğun anne, baba ve diğer kişiler ile olan sosyal etkileşiminin gözlenmesi önemlidir. Kesin tanıya götürecek bir laboratuvar tetkiki yoktur ancak diğer sosyal ilişki güçlüğü yaratan hastalıklardan ayırıcı tanısının yapılabilmesi ya da eşlik eden başka bir organik bozukluk olup olmadığının anlaşılabilmesi için işitme testi, EEG, manyetik rezonans görüntüleme, metabolik, genetik tetkikler yapılabilir.

Tedavi:
Çocuğun otistik belirtilerinin derecesine göre belirlenir. Anne babanın bilgilendirilmesi ve danışmanlık verilmesi, özel eğitim programları (bireysel ve grup eğitimi) çok yararlı olmaktadır. Aşın hareketlilik, kendisine ya da çevresine zarar verici davranışlar gibi eşlik eden belirtiler varsa ilaç tedavisi uygulanır.

Seyir:
Konuşmanın 5 yaşından önce başlaması ve zihinsel geriliğin eşlik etmemesi ileriye yönelik olumlu belirtilerdir. Ayrıca erken tanı konulması, organik bir bozukluğun hastalığa eşlik etmemesi ve çocuğun bol uyaranın olduğu bir ortamda bulunması diğer olumlu seyir ölçütleridir.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz