Kanser (Çocukta)

Kanser (Çocukta)

Çocukluk ça­ğı ve hastalıkları açısından da bir yaşın üs­tündeki çocuklarda kazalardan sonra ikinci sıklıktaki ölüm nedeni de kanserdir. Bir yaş altında daha çok doğuştan nedenler ve kalp hastalıkları ön plana çıkmaktadır. An­cak, çocukluk çağı kanserleri günümüzde %80 oranında tedavi edilebilmektedir. Bu­nun nedenlerini, genel toplum ve anne eği­timinin iyi olması ve çocukların doğumdan sonra rutin takiplerinin yapılması, aynı za­manda çocukluk çağı kanserlerinin iyi bi­linmesi ve en önemlisi tanı ve tedavilerinin tam teşekküllü merkezlerde yapılması ola­rak sayalabiliriz.

Çocukluk çağı kanserleri her yıl yaklaşık olarak milyon çocukta 120 civarında beklenmektedir. Görülme sıklığı erişkine oranla az olmakla beraber, geliş­miş ülkelerde 2010 yılında 25 yaşını doldu­ran her erişkinden birinin çocukluk çağın­da kanser geçirerek tedavi olmuş kişiler olacağı hesaplanmaktadır. Bu hesap göz önüne alınırsa çocukluk çağında kanser ge­çirmiş kişilerin verimli çağlarında toplum­da ne kadar büyük bir grup oluşturacakları ortadadır.

Çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklı­ğına bakıldığında; listenin başında kan kanserleri (Lösemi) gelmekte, ülkemiz açısından da be­ze kanserlerinin (Lenfomalar [Haodgin Lenfoma, Non Hodgin Lenfoma]) ikinci sıklıkta olduğu gö­rülmektedir. Daha sonra beyin, böbrek tü­mörleri, yumuşak doku sarkomları, nöroblastoma olarak isimlendirilen çevresel sinir sistemi tümörleri gelmektedir. Daha az sık­lıkta da kemik kanserleri, gonad (yumurtalık, testis) tümörleri, göz tümörleri takip etmektedir. Bunların dışında kalan nadir tümörler tiroid, bağır­sak, ve diğer organ tümörleridir. Çocukluk çağı kanseri tanısı alan her ço­cuk hasta mutlaka tam teşekküllü bir kan­ser merkezinde tedavi edilmelidir. Bunun için elden gelen her imkan kullanılmalıdır. Ancak o zaman belirtilen yüksek yaşam şansları (%80) elde olunabilir. Çocukluk ça­ğı kanserlerinde elde olunan iyi yaşam oranlan erişkin kanserleri için model oluş­turmaktadır.

Çocukluk Çağında Kanser (Tümör) Geliş­me Riskini Arttıran Hastalıklar:

Genel ola­rak yaşamın ilk 15 yılı içinde bir çocukta kanser gelişmesi için risk

1/600 – 1/1000 arasında değişir. Çevresel risk faktörleri ço­cukluk çağı kanserlerinin çok az kısmından sorumludur. Anne veya babadan çocuğa geçen veya ilk kez çocukta ortaya çıkan, kromozomlarda veya genlerde meydana gelen bazı genetik hatalar veya bozukluklar “ka­lıtsal (herediter)” olarak tanımlanır.

Kalıt­sal genetik bozuklukların bazı çocukluk ça­ğı kanserleri ile ilişkisi bilinmekte olup bunlar kanser gelişim için yatkınlığa neden olabilirler. Bu bozukluklar optik gliom (göz sinirinin tümörü) ve adrenokortikal karsinom (böbrek üstü bezlerinin tümörü), gibi tümörlerde daha önemli role sahiptir. Ço­cuklarda kanser gelişimi için yatkınlık yara­tan kalıtsal bozukluklar bir veya birden faz­la gende olabileceği gibi kromozomları sa­yısal veya yapısal olarak ilgilendiren türde olabilir. İnsanlarda normal olarak bulunan 46 kromozom yerine 47 kromozomun bu­lunduğu Down Sendromu (trizomi 21) olan çocuklarda lösemi gelişmesi için 50 kat kadar artmış risk söz konusu olup diğer kanserler için risk daha düşüktür. Cinsiyet kromozomları olan X ve Y kromozomlarındaki sayısal veya yapısal bozukluk­larda da bazı kanserlerin gelişmesi risk art­mıştır. Bunlar arasında gonadoblastom ve disgerminom sayılabilir. Kromozomlarda belli genlerin kaybına ne­den olan bazı yapısal bozukluklar çocukluk çağında görülen bazı kanserlerin gelişme­sinden sorumlu olabilir veya katkıda bulu­nabilir. Bu şekilde bir veya daha fazla gen kaybı veya hataları sonucunda kanser geliş­mesine karşı önleyici olan tümör baskılayı­cı genlerin tamamen kaybı veya işlevlerini yerine getirememeleri nedeniyle çeşitli kanserlerin ortaya çıkması kolaylaşmış olur.

On birinci kromozomun kısa kolunda yer­leşmiş olan WT1 (Wilms Tümörü 1) genin­deki bozukluklar WAGR Sendromu olarak isimlendirilen gözde iris yokluğu (aniridi), genital (üreme organları) ve üriner sistem (böbrekler ve idrar yollar) bozuklukları ya­nında zeka geriliği bulgularının doğuştan olarak görülmesine neden olabilmektedir. Aniridi veya genital veya üriner sistem bo­zuklukları görülen çocuklarda böbreklerin kötü huylu bir tümörü olan Wilms Tümörü gelişmesi için risk artmış olup bu çocukla­rın düzenli olarak 6 yaş dolana kadar 6 ay­da bir, daha sonra da yıllık karın ultrasonografisi (USG) ile yakın izlenmesi gerekir. WT1 genindeki bazı diğer hatalar böbrek hastalı­ğı yanında genital ve üriner sistemde bazı bozuklukların görüldüğü Denys Drash Sendromuna neden olur. Denys Drash Sendro­mu olan çocuklarda da Wilms tümörü ge­lişmesi için risk artmış olup bu çocukların da düzenli olarak karın ultrasonografisi (USG) ile izlenmesi gerekir. Bu iki sendromun görül­düğü çocukların böbrek yetmezliği açısın­dan da ayrıca uzun yıllar boyunca yakın izlemi gerekir.

Genel olarak, çocuklarda vücudun bir kıs­mı veya bir yarısında büyümenin beklenen­den fazla olduğu (hemihipertofi) çeşitli durumlar kanser ile ilişkilendirilmiştir. Beckwith Wiedemann Sendromu (BWS) ve hemihipertrofi bu du­rumlara en önemli örneklerdir. BWS olan çocuklarda anne karnında veya doğum sonrası vücut büyümesinin beklenenden fazla olması, iç organlarda büyüklük, dilde büyüklük, hipoglisemi denilen kan şekeri düşüklüğü ve göbek fıtığı gibi bulgular gö­rülür.

Hemihipertrofi; vücudun bir tarafı­nın, yüzün bir tarafının, bir kol veya baca­ğın diğer tarafa göre daha fazla büyümüş ve gelişmiş olması hali olup tek başına ve­ya BWS’ nun bir bulgusu olarak görülebilir. Tek başına hemihipertrofi görülen çocuk­larda Wilms tümörü gelişmesi için risk %3 kadar bildirilmiştir. Hemihipertrofısi olan çocuklarda adrenokortikal karsinom (böbrek üstü bezi kanseri), nöroblastom ve karaciğerin kötü huylu tü­mörlerinin görülmesi için de risk artmıştır. BWS veya hemihipertrofisi olan çocukların da düzenli olarak 6 yaş dolana kadar 6 ayda bir, daha sonra da yıllık karın ultrasonografisi (USG) ile yakın izlenmesi gerekir.

On yedinci kromozom üzerindeki TP53 tü­mör baskılayıcı geninin işlevini bozan kalıt­sal bozuklukların olduğu bazı ailelerin üye­lerinde 40 yaşından önce çeşitli kanserler beklenenden sık görülür. Li Fraumeni Sendromu olarak adlandırılan bu durumun saptandığı ailelerde sık görülen kanserler arasında yumuşak doku sarkomları, adre­nokortikal karsinom, menopoz öncesi me­me kanseri, beyin tümörleri ve kemik tü­mörleri sayılmalıdır. Bu ailelerin çocukla­rında da kanser gelişmesi için risk kabaca 20 kat artmış olup bu çocukların bu neden­le yakın izlenmesi gerekir. Anne veya babadan çocuklara otozomal dominant (baskın) geçişli olarak kalıtılan bazı gen bozukluklarının da çocuklarda kanser gelişim için artmış risk yarattığı bi­linmektedir. Bu gruptaki sendromlar ara­sında bulunan retinoblastom (göz tümörü) kalıtsal olabilir veya olmayabilir. Retinob­lastom; hastaların yaklaşık %40’ında tümör her iki gözde ya da tek gözde olup kalıtsal niteliktedir. Ebeveynlerinden birisinde ve­ya kardeşlerinde retinoblastoma olan ço­cuklarda da retinoblastom gelişmesi için risk artmış olup bu çocukların ilk 5 yaş bo­yunca düzenli olarak göz muayeneleri yapı­larak izlenmeleri gerekir. Retinoblastom ta­nısı ile tedavi edilen ve izlenen çocuklarda osteosarkom (kemik tümörü) başta olmak üzere bazı diğer kanserlerin gelişmesi için de risk artmıştır. Bu çocukların tedavi kesi­mi sonrasında da yaşam boyu izlenmeleri gerekir.

Otozomal dominant (baskın) geçişli diğer bir ailesel tümör yatkınlığı sendromu da Nörofibromatozis tip 1 (NF-1) olarak adlandırılır. NF-1 hastalarında ciltte sütlü kahverengi lekeler, kasık ve koltuk altlarında çillenme, cilt al­tında veya başka yerlerde nörofibrom deni­len yumrular, kemiklerde yapısal bozuk­luklar ve göz irisinde bazı bozukluklar (Lisch Nodülü) görülebilir. Bu hastalarda optik gliom (göz sinirlerinde tümör) geliş­mesi için 1000 kat kadar artmış risk vardır. Yine NF-1 hastalarında beyin ve omurilik tü­mörleri başta olmak üzere sinir kılıfı tü­mörleri, yumuşak doku tümörleri ve löse­miler gibi bazı çocukluk çağı kanserlerinin gelişmesi için de risk artmıştır. NF-1 tanısı konulan çocukların yaşam boyu bu riskler açısından yakın izlenmeleri, belli aralıklarla muayeneler ve radyolojik incelemeler ile kontrollerinin yapılması gerekir. Nadir görülen, genetik geçişli bazı bağışık­lık sistemi yetersizliği sendromlarında da zaman içinde en sık lenfomalar ve lösemiler için olmak üzere bazı kanserlerin geliş­mesi için risk yüksektir. Ataksi Telanjiektazi, Wiskott Aldrich Sendromu, Bloom Sendromu , ağır kombine immün yetmezlik bu durumlara örnek olup bu hastaların diğer sorunları yanında tümör gelişimi açısından da yaşam boyu yakın izlenmeleri gerekir.

Kseroderma Pigmentozum, DNA tamirinin bozuk olduğu otozomal resesif (çekinik) geçişli kalıtsal bir hastalık olup bu hastalar­da güneşe maruz kalan ciltte çeşitli cilt kanserlerinin gelişmesi için önemli derece­de artmış risk söz konusudur. Çocukluk çağında kolon (kalın bağırsak) kanserleri çok nadir olup bazı ailelerde ko­lon kanseri gelişmesi için risk artmıştır. Ai­lesel kolon kanserleri, kolonda çok sayıda poliplerin bulunması durumunda “familyal (ailesel) adenomatozis polipozis” (FAP), poliplerin bulunmadığı durumda da “herediter nonpolipozis kolon kanseri’ (HNPKK) olarak ayrılır. Ailesinde FAP veya HNPKK olan çocuklarda ergenlik döneminde kolon kanseri, daha küçük yaşlarda ise karaciğer tümörü ve beyin tümörlerinin görülmesi için risk yüksek olup bu çocukların düzenli muaye­neler ve tetkikler ile izlenmeleri gerekir.