Pulmoner Tromboemboli

Venlerde (toplardamar) gelişen trombozlardan (pıhtı) kopan parçaların, venöz kanla akciğerlerin pulmoner arter(ler)ini tamamen veya kısmen tıkamasına pulmoner tromboembolizm denilir.

Trombozun kaynağı genellikle, diz ile kasık yukarısında sağ ve sol bacaklardan gelen venlerin birleştiği bölgeye kadar aradaki kalan derin venlerdir. Bu duruma ise kısaca derin ven trombozu denilir. Genellikle hastanede yatanlarda gelişen bir hastalıktır, %60’ının hastanelerde geliştiği bildirilmektedir. Toplumda görülme sıklığı binde birdir. Altmış yaş üzerinde risk yüzde bire yükselir.

Risk faktörleri :

Damarlar içerisinde pıhtı gelişmesi;

a- Kan akımın yavaşlaması (staz),

b-Pıhtılaşmaya eğilim,

c-Damar duvarında zedelenme sonucudur.

 

Kalça ve diz protez ameliyatları başta olmak üzere cerrahi girişimler, yoğun bakımlarda kalma en yüksek olmak üzere hastanede yatma, kırıklar, inmeler, 6 saati ve üzeri uzun yolculuklar, 3 günü geçen devamlı yatakta kalma derin ven trombozu gelişme riskini arttırır. Bunlarla beraber kalp ve solunum yetmezliği olanlarda damarlarda gelişen staz ve başka faktörlerle derin ven trombozu riski artar. İleri yaş hem doğrudan hem de staz ve tromboza eğilim yaratan hastalıkların bulunma olasılığının yüksek olmasıyla önemli bir risk faktörüdür. Doğuştan ve kazanılmış, venöz tromboza eğilim (hiperkoagülabilite) tamamında olmasa bile hastaların çoğunluğunda vardır. Doğuştan olan hiperkoagülabilite genç hastalarda, staz ve kazanılmış tromboz eğilimi bulunmayanlarda ve aile öyküsü bulunanlarda araştırılabilir. Sonradan kazanılmış hiperkoagülabiliteye en iyi örnek kanserlerdir. Sonradan kazanılmış ve doğuştan tromboz eğilimi olanlarda, birlikte stazın varlığı kolayca derin ven trombozu gelişmesine neden olur. Önceden geçirilen derin ven trombozu ve/veya pulmoner tromboembolizm de yenileri için risk oluşturur.

 

Belirti ve bulgular:

Hastalığın klinik tablosu birden ani olarak gelişir. Ani gelişen nefes darlığı, batıcı karakterde göğüs ağrısı, sıkıntı ve çarpıntı hissi, terleme sık görülen belirtilerdir. Öksürükle kan tükürme önemli bir belirtidir ama sık bulunmaz. Öksürük, hışıltılı soluk alıp verme ve büyük damarlardaki tıkanmalarda fenalık hissi ile bayılma olabilir. Belirti veren derin ven trombozu varlığında bunlarla birlikte veya olmadan bacakta tek taraflı şişlik ve ağn vardır. Ama derin ven trombozu belirti ve bulgularına sık rastlanmaz.

Solunum sisteminin bulguları ise istirahat sırasında solunum sayısının artması (solunum sayısı > 20/dakika), kalp hızında artma, genelde düşük derecede seyreden ateşdir. Solunum sistemi belirtileri ve bulguları altta bulunan kalp ve solunum sistemi hastalıklarına, hastaların genel durumlarına bağlıdır. Nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı ve yukarıda belirtilen staz ve diğer önemli risk faktörü bulunmayanlarda venöz tromboembolizm olasılığı zayıftır. İleri yaşlarda ve altta kalp-akciğer hastalığı bulunanlarda ise tanı zordur. Yukarıda belirtilen risk faktörlerine ek olarak belirti ve bulguları açıklayabilecek başka bir hastalığın bulunmadığı durumlarda venöz tromboembolizm olasılığı yükselir. Zatürre, akciğerin delinerek etrafına aniden hava geçmesi ile karakterize pnömotoraks, koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği hastalık tablosu ile kolaylıkla karışabilir.

Tanı:

Venöz tromboembolizm olasılığı yüksek olanlarda hastalığa yönelik gerekli laboratuvar incelemeleri yapılmalıdır. Karışabilecek hastalıkların tanılarını da yardımcı olabilecek tam kan sayımına, D-dimer testine bakılmalı, elektrokardiyografi, standart akciğer grafisi çektirilmelidir. Risk faktörü veya faktörlerinin bulunması, alternatif tanı ile belirti ve bulguların hangi ölçüde açıklanabileceği ile birlikte olasılık saptanmalı ve tercih edilebilecek görüntüleme yöntemi ile tanıya ulaşılmalıdır.

 

Tedavi:

Venöz tromboembolizm ölüm riski bulunan hastalıktır. Bu nedenle tanı girişimleri mümkün olduğu kadar kısa sürede bitirilmelidir Akciğerin atar damarlarının tıkanması ile oluşan basınç artışı, kalp üzerine binen yükü artırır. Kalpteki zorlanma fazla olduğu zaman kan dolaşımı yetersiz hale gelerek kan basıncı düşebilir. Ani ölümler bu şekilde gelişir. Altta bulunan kalp ve akciğer hastalığı kalbin üzerine binen yükün etkisini arttırabilir. Yeni embolilerin gelişmesini önlemek amacıyla, yüksek olasılıklı hastalarda başlangıçta kanın pıhtılaşmasını engelleyecek, belirli dozda antikoagülan (pıhtılaşmayı önleyici) ilaç verilir. Kesin tanı için girişimlere sonra başlanır. Venöz tromboembolizm tekrar gelişme riski yüksek hastalıktır. Bu nedenle hastalığın gelişmesindeki risklerin durumuna göre minimum 6 haftadan ömür boyuna kadar değişen sürelerde koruyucu antikoagülan tedaviye gereksinim vardır. Koruyucu tedavi ile hastalığın tekrarlama riski azaltılmaktadır. Koruyucu tedavinin kanama riski bulunduğu için kontrolleri aksatılmadan yaptırılmalıdır.

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz