Lösemi (Erişkinde)

Erişkinde Lösemi Nedir, Lösemi  Çeşitleri, Lösemi Hastalığı Belirtileri ve Tedavisi:

Lösemi, akyuvar dediğimiz kemik iliğinde yapılan beyaz kan hücrelerinin (akyuvar) kanseridir ve kan kanseri olarak da bilinir. Kanserleşen ilik hücreleri sağlıklı kan hücreleri üretemedikleri gibi, ilikte süratle yayılmaları ve birikimi sebebiyle sağlıklı kan üretebilecek hücrelere de yer bırakmazlar.

 

Lösemi, aslında tek bir hastalık değildir; birçok değişik tipleri vardır.

Alt tipleri: Lösemiler akut (ani başlangıçlı) ve süreğen (kronik yavaş seyirli) olmak üzere 2 gruba ayrılabilirler.

 

Akut Lösemilerde kanda lökosit sayısı azalmış, normal, ya da artmış olabilirken, kronik lösemilerde ise kanda lökosit sayısı yüksek olarak bulunur. Akut lösemiler, aniden ortaya çıkan, hızla ilerleme gösteren ve hastayı düşkün bırakan lösemiler olup tedavi edilmedikleri zaman sıklıkla haftalar,aylar içinde ölümle sonuçlanırlar.

 

Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) ve Akut Miyeloblastik Lösemi (AML) olmak üzere iki ana klinik tipten oluşmaktadır. Bu hastaların önemli bir bölümü kemoterapi adı verilen ilaç tedavileriyle ya da kemik iliği nakli (kök hücre nakli) ile iyileştirilebilirler.

 

Yaş: Akut Lösemi görülme hızı 100.000’de 5’dir. ALL (Akut Lenfoblastik Lösemi) en sık çocukluk çağında ve 2-9 yaşlar arası görülür, ancak erişkinlerde de görülebilir. AML (akut Miyeloblastik Lösemi) ise yetişkinde daha sık görülmektedir. Ortalama görülme yaşı 50-60 yaş arasıdır.

 

Belirti ve Bulgular:

Akut lösemilerde görülen belirti ve bulgular kemik iliğinin lösemik, kan kanseri hücreler tarafından istila edilmesine (kemik iliğinin kanserli hücrelerle infiltrasyonun) bağlı olarak gelişir. Akut lösemilerde sık görülen belirtiler halsizlik, nefes darlığı, soluktuk ki bunlar kırmızı kan hücrelerinin (eritrositlerin) azalması nedeniyle gelişir, lökositlerin azalmasından dolayı gelişen ciddi enfeksiyonlar, ciltte ve mukozalarda kanamalar, çürükler meydana gelmesi ise kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerin (kan pulcukları, trombosit,platellet,plt) azalmasından (trombositopeni) kaynaklanabilir.

 

Tanı:

Periferik kandan yayma ve kemik iliğinden aspirasyon ile örnek alınarak mikroskop altında örneği incelemesi, ve kemik iliği aspirasyonunda blast (kan kanserli hücrelerin) sayısının %20 veya %30’un üzerinde olması (ki son yıllarda %20 rakamı alınmaktadır) ile tanı konulur.

 

Löseminin hangi tip olduğu, hastanın muayenesi, kan ve kemik iliğinin özel boyalarla boyanarak mikroskop altında incelenmesi, akım sitometri (flow sitometri) gibi bazı ileri laboratuvar incelemelerin katkısıyla anlaşılır. ALL, kemik iliğini infiltre eden (kaplayan) hücrelerin tipine göre L1, L2, L3; köken aldıkları hücre tipine göre B ve T hücreli olarak ayırt edilmektedir. AML sınıflandırmasında sık kullanılan FAB (French American British) sınıflamasıdır. Hücre tipine göre MO, M1, M2, M3, M4, M5, M6, ve M7 olarak ayırt edilir.

 

Tedavi:

Kemoterapi protokolleriyle hastanın kemik iliğindeki blastlar azaltılıp hastanın iliği remisyona (ilik kan kanseri= blast hücrelerinin %5’in altına düşmesi ve düzelmiş bir kan tablosu durumu) sokulmaya çalışılır.

 

Kemoterapilerden sonra lösemik hücreler ilikte çok azaldığı zaman (%5’in altına inince) hasta geçici bir iyileşme haline yani remisyona girer. Remisyonda tutmak için kemoterapi çeşitli kereler tekrarlanır ki bu istenmeyen lösemik hücreler kontrol altında tutulabilsin ve daha sonra kemoterapi nüksü önlemek için mükerrer defalar yinelenir.

 

Seyir:

Erişkinlerde çocuklara göre ALL hastalığı seyri daha kötüdür. Erişkin hastada, Philadelphia kromozomu pozitif olarak tespit edilen ALL ve bazı diğer genetik formlarla birlikte olan ALL, ve yüksek lökosit sayısı (>30000/mm3 gibi) ile gelen hastalarda kemoterapiyi takiben eğer HLA doku grubu uyumlu vericisi varsa kemik iliği yani kök hücre nakli gerekebilir.

 

AML tanısıyla izlenen hastaların çoğunda iyi genetik özellikler olmadığı için eğer vericisi varsa bu iyi genetik özellik göstermeyen 55-60 yaş altındaki AML’li hastalara, doku grubu uyumlu kardeş veya birinci derece akrabadan, veya HLA- doku grubu uyumlu vericinden allojeneik kök hücre nakli yapılır. Riski yüksek bir işlem olsa da allojeneik nakil ile bu hastaların önemli bir kısmında kür şansı mümkün olabilir.

 

Kronik Lösemiler:

Daha yavaş seyirli olan, hastayı birden kötüleştirme göstermeyebilen lösemilerdir.

Kronik miyelositer lösemi (KML) ve kronik lenfositer lösemi (KLL) olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. KLL daha sık görülen tipidir. Kronik lösemili hastalar kendi haline bırakılmaları durumunda bazen uzun yıllar yaşayabilme ihtimalleri bile vardır.

 

Kronik lenfositik lösemi (KLL):

 

Yaş: 65 yaşını geçmiş kişilerde görülen lösemilerin %30-40’ını oluşturur.

 

Belirti ve Bulgular:

Yorgunluk, halsizlik, güçsüzlük gibi klinik belirtiler olabilir. Kanamalar, cilt kanamaları ve kolay morarmalar kemik iliği infitrasyonuna bağlı olarak görülebilir, enfeksiyon, karaciğer büyümesi (hepatomegali) ve dalak büyümesi (splenomegali), gece terlemesi, kilo kaybı ve ateş gibi belirti ve bulgular saptanabilir.

 

Hastaların önemli bir kısmı enfeksiyona bağlı ciddi hastalık hali (morbidite) ve hatta hayatlarını kaybetme (mortalite) ihtimaliyle karşılaşırlar. Hastaların önemli bir kısmında uzun yıllarca hastalık belirti vermezken, bir kısmında ise hastalığın biyolojik seyri ve genetik özelliklerine bağlı olarak daha süratli bir seyir gösterebilir.

 

Tedavi:

KLL’li hastaların tedavisi gerektiği durumlarda ise steroidler, Klorambucil gibi alkilleyici kemoterapi ajanları veya fludarabine, campath 1H gibi bazı yeni kemoterapi ilaçları verilebilir ve nadiren bazı özel durumlarda kök hücre nakli yapılabilir.

 

Kronik Miyelositer Lösemi (KML):

 

Yaş: Her yaşta görülebilirse de, en sık 40-50 yaşlar arasında ortaya çıkar. Çocuklarda nadirdir.

 

Cinsiyet: Erkeklerde bayanlara nispeten biraz daha sık görülür. Tüm lösemilerin %15’ini oluşturmaktadır. Yıllık görülme sıklığı ise 1:100000 civarındadır.

 

Belirti ve Bulgular:

Ciddi halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, terleme, lökositlerde çok belirgin artış, anemi (kan Hb değerinde düşme ile karakterize kansızlık), dalak büyümesi (splenomegali) ve bazen kanamalar gibi klinik bulgular görülebilir. Lökositlerin (akyuvarlar) sayısı normalde 4-10 bin/mm3 arası iken KML hastasında mm3’de 50 bini aşan değerler, hatta bazen 100-200 bini geçebilen lökosit artışı görülebilir. Böyle çok aşırı yükselmiş lökositler bazen damarlarda kan akışkanlığını azaltıp, birikerek lökostaz denilen bir duruma yol açar ki bu bazı hayati organlarda (akciğerler, beyin vb.) ciddi klinik tabloların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu klinik durum (lökostaz) ciddi morbidite ve mortaliteye yol açma ihtimali sebebiyle acil tedavi gerektirir.

 

Özel bir kan ayrıştırma cihazı ile kan bankasında lökoferez yöntemiyle ve bazen ek ilaçlar da verilerek aşın yükselmiş lökosit sayısı azaltılır.

 

Tanı:

Bu klinik belirti ve bulgularla (halsizlik, dalak büyümesi, çok yüksek lökosit sayısı vb.) gelen hastaya kemik iliği incelemesi yapılır. Genetik analize gönderilen kemik iliği örneğinde klasik ve moleküler genetik analiz yöntemleriyle Philadelphia kromozomu t(9,22) araştırılır. Philadelphia kromozomunun tespit edilmesiyle KML tanısı konulur ki bu kromozom olguların >%95’inde gösterilir.

 

Tedavi:

KML tedavisinde Hidroksiüre, İnterferon + Ara-C (Cytozine Arabinoside) gibi kemoterapiler, lökostaz gelişme ihtimali varsa lökoferez (lökositleri ayrıştırarak özel bir aletle azaltmak), bu hastalıkta çok etkin bir tedavi olan İmatinib ve allojeneik kemik iliği/kök hücre nakli (KHN) gibi tedavi yöntemleri uygulanabilir. Allojeneik KHN küratif (hastalığı ortadan kaldırıcı) bir yöntem olarak HLA doku grubu uyumlu vericiler varsa ve özellikle genç,orta yaş grubu hastalarda uygulanmaktadır, fakat birçok hastada verici bulunamadığı veya yaşlı olduğu için nakil yapılamadığından diğer tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

 

Lökosit sayısını azaltmak için hydroksiüre denilen ilaç kullanılır. İnterferon + Ara-C (Cytozine arabinoside) gibi kemoterapiler de KML’de uzun yıllar kullanılmış tedavi şekillerindendir. Bugün bilinen en etkin KML tedavi şekli ağız yoluyla alınarak kullanılan İmatinib gibi moleküler hedefe yönelik tedavi şekilleridir ki bunlara kanserli hücrelerde sinyal iletimini bozarak etkileyen ilaçlar denilir. Yeni bu tip etkin ilaçlar da geliştirilme ve üretilme aşamasındadırlar.

 

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

avatar
wpDiscuz